MORİS ŞİNASİ

Manisa’ya yolu düşenler, orada, eski bir binanın önündeki mütevazı tabelayı görmüşlerdir:

“Moris Şinasi Uluslararası Çocuk Hastanesi.”

Hastanenin ibret verici öyküsü adeta film konusudur.

Musa Eskenazi, 1855 yılında Manisa’da çok fakir bir Yahudi ailesinin çocuğu olarak dünyaya geldi. Küçüklüğünde ağır bir difteri hastalığı geçirdi. Ailenin doktor ve ilaç parası yoktu. Manisa’da Vakıf hastanesinde ücretsiz tedavi edildi, Şinasi adlı bir doktor küçüğü hayata döndürdü. Musa çocukluğunda bir ara mezarlık bekçiliği yaptı. Okuma yazma bilmediği için işten atıldı. Tütün işçiliği yaptı. 1870 yılında 15 yaşında iken kardeşi Salamon ile birlikte gizlice sığır taşıyan bir gemiye binip İskenderiye’ye gitti, limanda gemilere yükleme boşaltma işlerinde çalıştı. Garafollo adında, tütün ticareti yapan zengin bir Yunanlı, Musa’yı sevdi, onun hamiliğini üstlendi. Musa otuz yaşına kadar orada kaldı, tütün ticaretini öğrendi. Otuz yaşına gelince Garafollo’nun kendisine verdiği ödünç parayla, Amerika’ya göç etti.

Orada Yahudilere yönelik tepkiden dolayı adını Morris olarak değiştirdi. Hayatını kurtaran doktorun adını da soyadı olarak aldı. Nüfusa kaydını Morris Schinasi olarak yaptırdı.

MORİS ŞİNASİ

1893 yılında patentini aldığı sigara sarma makinesiyle Chicago fuarına katıldı. İcadı olan makine büyük ilgi gördü. Morris bu icadıyla para kazanınca kardeşi Salamon’u yanına getirtti. Şinasi kardeşler 1893 yılında, Broadway’de küçük bir sigara fabrikası kurdular, işçilerini de Manisa’dan getirttiler. Şirketin adı “Schinasi Brothers Company” idi. İki kardeş Osmanlı Devleti’nden tütün ithal edip, hazır sigara üretmeye başladı. Markaları tuttu. Kısa sürede milyonlarca dolar kazandılar. Sonra fabrikayı satıp işlerden ellerini çektiler, hayır işlerine yöneldiler.

Moris Şinasi 1928 yılının eylül ayında 73 yaşında öldü. Doğduğu toprakları ve onu iyileştiren doktoru unutmamış, servetinin bir milyon dolarlık kısmını Manisa’da kendi adını taşıyan bir çocuk hastanesi kurulması için bağışlamıştı. Eşi Laureta Türkiye’ye geldi, hükümetle görüştü, gerekli izinleri aldı, cihazlar ABD’den getirildi, hastane 15 Ağustos 1933 tarihinde düzenlenen bir törenle hizmete açıldı. Tören sırasında Moris Şinasi’nin külleri hastanenin duvarındaki “Moris Şinasi’nin doğduğu şehre hediyesidir” ibaresini taşıyan anı plakasının arkasına serpildi.

Vakfedilen bir milyon dolarlık bağışın iki yüz bin doları hastanenin inşasına ve tıbbi donanıma ayırılacak, geri kalan 800.000 dolar ABD’de menkul kıymetlere yatırılıp elde edilecek gelir, her yıl hastaneye yardım olarak gönderilecekti.

Bu düzen yıllarca işledi. Hastane ABD’den gelen destekle yıllarca çocukların şifa kaynağı oldu. Ne var ki son yıllarda işler karıştı. Hastaneyi yöneten derneğin başkanı FETÖ’den hapse girdi örneğin. Gelen paranın akıbetiyle ilgili dedikodular yayıldı. Hastane kadroları ve cihazlar üç yıl önce Şehir Hastanesi’ne nakledildi. Bina kaderine terk edildi.

ABD’de kurulan vakıf ne oldu? Oradan hâlâ para geliyor mu? Yoksa hisseler Amerikan hazinesine mi devredildi? Bunlar zaman zaman soruluyor ama cevap alınamıyor.

Oysa o hastane bir tarihtir. Torunlarla temas  kurulabilir. Bir iki odası Moris Şinasi’nin anısına müze haline getirilip geri kalanı kültür evi yapılabilir. Veya uygun bir projeyle başka şekilde değerlendirilebilir. Yine hastane olarak da kullanılabilir. Böylesi hayat dersleriyle dolu, hüzünlü bir tarih bugün Manisa’daki terk edilmiş binada sessiz bekleyişini sürdürüyor.