Mustafa Necati

Ankara’da Mithatpaşa Caddesi üzerindeki tarihi ev aynı zamanda bir Cumhuriyet hatırasıdır. Bu evde Cumhuriyet’in ilk milli eğitim bakanlarından Mustafa Necati yaşamıştır. Evi sonraki yıllarda ailesi devlete vermiş, uzun süre boş ve harap kalan yapı önceki Kültür bakanlarından İstemihan Talay döneminde restore edilip Mustafa Necati Kültür Evi olarak düzenlenmiştir...

Kültür Bakanlığı işte bu evi ani bir kararla Nuri Pakdil Edebiyat Müzesi yaptı...

Mustafa Necati 1919 yılında İzmir’in işgali üzerine orada ve Balıkesir yöresinde silahlı direnişe katılan, Yunan kuvvetlerine karşı çarpışan, İmar ve Adalet bakanlıklarından sonra 1925 yılından itibaren hükümette Maarif Vekili (Eğitim Bakanı) olarak görev alan bir tarihi şahsiyettir. Eğitim devrimlerinde canla başla çalışan Mustafa Necati, 1 Ocak 1929 gecesi geçirdiği ani bir apandisit kriziyle hayatını kaybetmişti.

O ev müze yapılacaksa Mustafa Necati müzesi yapılmalıydı.

Cumhuriyet’in izlerinin böyle adım adım silinmesi, tarihe saygı gösterilmemesi, Cumhuriyet neslini üzüyor. Duyguları rencide ediyor.

DEMİREL

Merhum Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, ölümünün 5. yılında dün Isparta’daki mezarı başında anıldı.

Biz de kendisini birkaç satırlık tebessümle analım. Fıkrayı başarısız hükümetler için anlatırdı. Köy muhtarının saati bozulmuş. O sırada köyde askerden yeni dünmüş bir genç var. Her şeyi bilirim havasında. Muhtar “Peki, demiş, sen saat tamirinden anlar mısın?” “Anlarım tabii” demiş genç, “askerde bize bunu da öğrettiler.” Muhtar saati getirip teslim etmiş. Delikanlı saati tek tek parçalara ayırmış. Bir örtünün üzerine dizmiş. Temizlemiş. Sıra parçaların monte edilmesine gelince orada durmuş. Bir türlü toplayamamış. Muhtar kızgın:

- Hani sen saatten anlardın, diye çıkışmış.

Delikanlı mahcup:

- Bize askerde saatin sökülmesini öğrettiler ama yeniden takılmasını öğretirlerken ben terhis oldum, öğrenemedim...

MAGANDA

Şehirde kaldırıma araç park etmek hem trafik yasasını çiğnemektir, hem yayaya saygısızlık, hem şehir adabına aykırılık.

Ne var ki şehri gezerken adım başı rastlıyorsunuz bu saygısızlığa.

Kaldırım işgalini eğer trafik polisi görürse ceza yazıyor. Ama çoğu defa ihlal gözden kaçıyor. Zaten ortalıkta fazla sayıda trafik memuru da görünmüyor.

Bir önerimiz var trafik müdürlüğüne: Vatandaşın resmini çekerek yolladığı veya internet sitelerinde yer alan kaldırım işgali fotoğraflarına pekâlâ cezai işlem yapabilirsiniz. Böylece şehir magandalarını avlamak kolaylaşır. Caydırıcı etkisi olur.

Trafik kameralarına ek olarak vatandaş katkısından yararlanılabilir. 

PATATES

Türkiye’nin patates merkezi Niğde’den her yıl aynı haberler gelir: Patates üreticisi sıkıntıdadır. Patates depoda çürür.

Patates aslında bir madendir. Fabrikada işlenmesiyle tam 29 farklı ürün elde edilir. Eğer bir fabrika kurulursa her yıl tekrarlanan şikâyetler ortadan kalkacak, ürünün taze satılmayan kısmı işlenecek, hem çiftçi hem ülke ekonomisi kazanacaktır. Ama Niğde çiftçisi bir araya gelip bir patates fabrikası kurmayı beceremedi bugüne kadar.

Aynı durum yumurtada yaşanıyor. Türkiye yumurta ihraç ediyor, satılamayan bozuluyor ama aynı zamanda dışardan yumurta tozu ithal ediyoruz. Toz yumurta 12 ay dayanabiliyor. Her türlü pasta, makarna ve hamur işi yapımında kullanılıyor. Bir yumurta tozu fabrikası kurmak atla deve mi? Değil... Ama bu işler örgütlenmeyle olur, planlamayla olur, devletin  yol göstermesiyle olur... Onlar olmuyor!

TRABZON YAĞI

Haber Trabzon’dan: “Tarım İl Müdürlüğü yetkilileri, artan şikâyetler üzerine il ve ilçelerde 250 işletmeyi denetledi. Köy tereyağı adı altında etiketsiz olarak satış yapan 111 işletmenin her birine  5 bin 570 lira para cezası uyguladı. Tereyağına bitkisel yağ karıştırdığı saptanan 14 işletmeye 27’şer bin lira ceza yazıldı.”

Denetim iyi de... Numuneler tahlilden çıkana dek ürün zaten satılıp bitiyor. Verilen cezalar da işletmelerin kazancı yanında çok hafif kalıyor. Adam cezayı ödeyip faaliyete devam ediyor.

Eğer denetim ve cezalar yeterli olsa bu kadar çok işletme kanun ve kurallara aykırı hareket eder miydi?

Nedense, yasalar ve uygulamalar insanların sağlığını değil, esnafın hileli yoldan para kazanmasını korur yönde işliyor. Böyle gelmiş böyle gidiyor. Tarım Bakanı Bekir Pakdemirli de şikâyetçi durumdan. Sahtekârlara hapis cezası verilmesini savunuyor. Ama kanunları değiştiremiyor.

MAZİDEN

İstanbul Emniyet Müdürlüğüne atanan Adana Emniyet Müdürü Zafer Aktaş’ın özgeçmişini “Yetkin Report”ta okurken şu satırlar ilgimizi çekiyor: “1999 yılında Fethullah Gülen’in polis teşkilatı içindeki örgütlenmesi üzerine ilk raporu yazıp hükümete sunan ekip içinde yer aldı. O dönem Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral’ın yardımcısı Osman Ak’ın ekip liderliğinde İstihbarat Şube Müdürü Ersan Dalman ve yardımcısı Aktaş tarafından yazılan rapor Ocak 1999’da basına sızdı. Raporda daha sonra Hrant Dink cinayetine ismi karışacak Ramazan Akyürek’ten, Emre (Emrullah) Uslu’ya kadar 132 örgüt üyesi polisin ismi vardı. Raporun 18 Mart’ta Devlet Güvenlik Mahkemesi’ne teslim edilmesinden üç gün sonra Gülen ABD’ye gitti.  O dönem işlem yapılmayan raporda yer alan isimlerden çoğu,  15 Temmuz sonrasında ‘FETÖ üyesi’ olma suçlamasıyla ya ceza aldı ya da aranıyor.”

EMPATİ

Ahlak yoksunu bir şahsın hapisteki HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın eşi hakkında uygunsuz mesaj atması yurt çapında haklı tepki gördü. Tepkilere iktidar çevreleri de katıldı.

Bu ahlaksızın iktidarla arasında bağ kurulması ayrıca tepki yarattı.

İktidar sözcüleri: “Bir ahlaksızın yaptığı bütün bir camiaya mal edilemez” şeklinde ifadeler kullandılar. Bu sitemler de haklıydı. Bir kişinin densizliği bütün topluma mal edilemez.

Aynen meçhul birinin duvara yazdığı: “Zulüm 1453 te başladı” sözünün ya da bir köşe yazarının “bidon kafalı” lafının bütün bir toplum kesimine mal edilemeyeceği gibi... Empati yapmanın zamanıdır sanırız.