SIÇANIN KUYRUĞU

Son altı ayın enflasyon rakamlarının açıklanmasıyla birlikte memurlarla emeklilerin maaşlarına yapılacak artışlar belli oldu. Yine kimse memnun değil! Nedenleri mi?

Bir: TÜİK’in enflasyon rakamlarının gerçek enflasyonun altında olduğunu yaşayarak görüyorlar. Dolayısıyla, geçmişte olduğu gibi şimdi de reel anlamda gelir kaybına uğrayacaklarını baştan biliyorlar.

İki: Bizdeki sistemde önce enflasyon yaşanıyor ardından maaş ve ücret artışlarıyla telafisine gidiliyor. Yani, önce cepten paranız alınıyor sonra o para yerine konuyor. Daha doğrusu konduğu söyleniyor. Bu mağduriyet böyle devam edip gidiyor. Siz zamları hep geriden takip ediyorsunuz.

Üç: Sistem hep cebinizden çıkan parayı daha sonra yerine koymak şeklinde olduğu… Fazladan bir para konması söz konusu olmadığı için sıçan kuyruğu gibi hiç uzamıyorsunuz. Ülkenizin sürekli kalkındığı, refahın yükseldiği söylenirken, size enflasyonun üzerinde bir refah payı verilmediği için yaşam standardınız hiç yükselmiyor, hep yerinde sayıyor. Tabii bu TÜİK rakamlarının gerçek olması durumunda söz konusu. Gerçek enflasyon daha yüksek olduğundan gerçekte her yıl refahta artış bir yana mevcut durumunuzda ciddi gerileme yaşıyorsunuz.

Bu sistemden kimsenin memnun olmaması şaşırtıcı mı?

İLKER BAŞBUĞ

Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Cumhuriyet gazetesinde, 1961-80 arası olaylarını inceleyen kitabı hakkında yapılan röportajda bir soru üzerine:

“Adnan Menderes, 25 Mayıs 1960 günü Eskişehir’de erken seçim tarihini açıklasaydı, 27 Mayıs askeri darbesi büyük bir olasılıkla önlenebilirdi” diyor.

İktidara yakın medya bu sözlerden “darbe iması” anlamı çıkarıyor.

Başbuğ darbeyi mi savunuyor? Hayır. Bakın bir sonraki soruya yanıt verirken ne diyor:

“27 Mayıs askeri müdahalesi Cumhuriyet’in getirdiği siyasal sisteme vurulan ilk darbenin adıdır. Elbette DP iktidarının, son yıllarında anayasayı ihlal eden, Tahkikat Komisyonu’nun kurulması ve yetkilerle donatılması gibi uygulamaları olmuştur. Ama çözüm askeri darbe olmamalıydı...”

Başbuğ’u darbeci diye topa tutanlar bu sözleri söylenmemiş farz ediyor.

Amaç mağduriyet yaratarak puan toplamak mıdır? Yoksa gündemi değiştirmek mi? İkisi de mümkün.

Darbe imasından darbe çağrısı anlamı çıkaranlara soru: Ordunun iktidara ve Anayasa’ya bağlılığından kuşkunuz mu var? Neden bu telaş? Bu tartışmalar iktidara güç mü sağlıyor, güvensizlik görüntüsü mü veriyor?

AMBULANS

Fransızların güzel bir sözü vardır:

“Ne tirez pas sur l’ambulance.”

Yani:

“Ambülansa ateş etmeyin.”

Zaten mağdur olmuş veya mağdur edilmiş kişilere bir tekme de siz vurmayın. Deyim bu anlamda kullanılır.

Bizde ise özellikle siyaset işin içine girince:

- Düşene bir tekme de sen vur, ilkesi öne çıkıyor.

İnsanoğlu bunu yapacak kadar düşmemeli.

VUR MA

Okul kitaplarında okuduğumuz Mehmet Emin Yurdakul’un şiiri aklımızdan hiç çıkmaz:

“Ey hemşehri, sakın kesme!

Yaş ağaca balta vuran el onmaz” diye başlar... Şöyle biter:

“Sakın kesme! Her dalında bir güzel kuş ses versin

Sakın kesme! Gölgesinde yorgun çiftçi dinlensin

Sakın kesme! Şu verimli köye kanat, kol gersin

Sakın kesme! Aziz vatan günden güne şenlensin”

Ben öğrencilere yönelik hoyratlıkları her duyduğumda bu şiiri hatırlarım.

Çocuğuna iyi okullar yapamayan, birkaç iyi okula giren öğrencisini de dövüp duran bir ülke şenlenir mi?

Gençlerini asan kesen, önce suça bulaştırıp, sonra da suçlu diye hapse atan ülkenin yarını olur mu?

Mülkiye’deki öğrencilik yıllarımızdan beri tanık olduğumuz manzara budur. Öğrenciler dövülür... Hapse atılır, hatta öldürülür. Yaş ağaca balta vurulur.

Peki sonuç? Şenlendi mi ülke?

Şenlendi mi vatan?

REKTÖR

Dersimiz Cumhuriyet tarihi ve üniversiteler.

Eğitim tarihi bahsini okuyoruz:

“... 1925 yılında Darülfünun’a idari ve ilmi özerklik verildi. Darülfünun Emini (rektör) müderrisler ve muallimlerin en çok oy verdiği 2 kişiden birini Maarif Vekâleti’nin tercih etmesiyle seçilir hale geldi.”

Cumhuriyet’in daha ikinci yılında üniversite rektörü öğretim üyelerinin oyuyla ve Maarif Vekâleti’nin iki adaydan birini seçmesiyle belirleniyormuş.

Cumhuriyet hükümetinin üniversite rektörünü seçimle belirlemesi anlamlıdır. Yıl 1925…

SU

İstanbul, Ankara, İzmir başta olmak üzere bütün Türkiye müthiş bir kuraklık tehlikesi yaşıyor. Suyumuz bitiyor. Barajlarda doluluk yüzde 20 seviyesine indi.

Kuraklık aniden başlamadı kuşkusuz. Küresel ısınma sürerken patlak veren pandemiyle birlikte su tüketimi artınca yetersiz kaynaklar daha hızlı tükenmeye başladı.

Bir strateji uzmanı, E. Gen. Nejat Eslen diyor ki:

- Su stratejik bir maddedir. Üzerinde kavgalar, savaşlar veriliyor. Bizim coğrafyada bundan sonra suyun sürekli azalacağı açıktır. Denize boşuna akan nehirlerin suları bir biçimde depolanmalıdır. Petrol boru hattı gibi hatlarla büyük nehirlerden büyük şehirlere su taşınmalıdır. Seferden ayrılan tankerler su deposu olarak kullanılmalıdır. Bunlara benzer önlemler hemen alınmalıdır. Susuzluk kapıyı hızla çalıyor, uyanalım.