Vakıf baskını!

Vakıf baskını!

Melih AŞIK

Aziz Nesin bütün gelirini ve yazarlıktan artan vaktini Çatalca'daki "Aziz Nesin Vakfı" nda yetiştirdiği kimsesiz çocuklara ayırırdı. Ölümünden sonra Vakıf'taki 34 kimsesiz çocuğun aç ve açık kalmaması ve en iyi şekilde yetişmesi için özellikle Ali Nesin ve birkaç görevli gecelerini gündüzlerine katıyorlar. Devlet bu soylu çabaya hiç yardımcı olmuyor mu? diye soracak olursanız... Bugüne kadar hiçbir kamu görevlisi Vakfın kapısından içeri adım atmamıştı. Nihayet 20 Mart günü sabah saat 10:00 sularında ilk ziyareti gerçekleştirdiler... Bu ziyaretin ayrıntısını Ali Nesin imzasını taşıyan yazıdan okuyalım:
" Cumhuriyet Savcılığına
Çatalca,
Dün, 20 Mart 1998 günü, sabah saat 10 civarında, bir doktor, iki jandarma, MEB'den bir yetkili, başlarında Çatalca Kaymakamı Sayın Ertan Yüksel olmak üzere "teftiş" amacıyla Nesin Vakfı'na gelmişler ve yasadışı işlemlerde bulunmuşlardır. Şöyle ki:
1) Jandarmalar, yanlarında bir Vakıf yetkilisi olmadan çocukların özel odalarına girmiş, dolaplarını, raflarını, özel eşyalarını yastıklarının altına kadar karıştırmışlardır. Burasının bir Vakıf olması, çocuklarımızın özel mekanlarının olmadığı anlamına gelmez. Çocukların kendi odaları kamunun malı değildir. Jandarmaların özel odalara girmek için ellerinde mahkeme kararı bulunmamaktadır, dolayısıyla bu aramanın suç teşkil ettiği kanısındayız.
2) Jandarmalar, çocukların özel fotoraflarını, odalarında bulunan Vakfımıza ait kitap ve dergileri almışlardır. Bu uygulamanın da suç oluşturması gerekir.
3) Çocuklarımız, özel mektup ve fotoğraflarını koyacak kendilerine ait bir yer olmadığı kanısına varmışlardır. Daha küçükler, Vakfın kapatılacağı ya da hapse girecekleri gibi belki gereksiz ama gerçek bir korkuya kapılmışlardır. Teftişe gelenler, en hafif deyimiyle çocukları rahatsız ve tedirgin ederek çocukların ruh sağlığını zedelemişlerdir."
Yazı böyle sürüyor.. 34 çocuğun bugüne dek en ufak bir suça bulaşmadığı, haklarında tek bir şikayetin bulunmadığı da belirtiliyor...
Yazıklar olsun... Başka ne diyelim...

Fıkra İstanbul Üniversitesi'nde dilden dile dolaşıyor... Biraz nahoş ama... Madem profesörler bile kulaktan kulağa aktarıyor... Biz neden okuru bu espriden mahrum bırakalım.. Diyor ve fıkrayı aktarıyoruz...
Efendim eski devirde bir yeniçeri iki garibana takmış... Onlara hayatı zindan edermiş. Ve o yeniçeri günün birinde ölmüş. İki gariban da intikam hırsıyla yanıp tutuşarak yeniçerinin mezarını bulmuş, üzerini bir güzel pislemişler...
Derken oradan geçen bir yeniçeriye yakalanmazlar mı?
- Yiyin ulan şimdi kendi pisliğinizi de göreyim, diye gürlemiş yeniçeri.
İki gariban denileni yapmış. Ancak birisi çarçabuk bitirmiş de diğeri bir türlü bitiremiyor. Merakla ötekine sormuş:
- Yahu sen nasıl bitirdin ben mümkünü yok bitiremiyorum...
Öteki biraz da gururla:
- Prensibimdir, demiş, ben yiyebileceğim kadar sçrm...

Komutanların 20 Mart bildirisi...
Muhtıra gibi'ydi...
Liderler fırtına gibi
bir zirve düzenlediler
Mesut Yılmaz, Başbakan gibi...
davrandı ve
"Topyekun savaş planı" gibi
bir irticayla mücadele planı açıkladı.
Plan ilk bakışta mükemmel gibi...
Ancak Komutanlar 27 Mart toplantısında
Bu ani manevrayı yutmayacak gibi...
İrticanın köküne inilmediğini
söyleyecek gibiler...
İki tip insanı hangi sistem yetiştiriyor,
Neden Türk gençlerinin bir kısmı Bayrağa, İstiklal Marşı'na, Türk kimliğine düşman gibi bakıyor,
Neden o kısım gençler Arap kültürüyle Arap köktendincisi gibi yetişiyor,
Bu sistemi kim oturttu, kimler ayakta tutuyor,
Çağdaş eğitim bu mu,
diye soracak gibiler...
Gibi gibiyiz...
Gibi gibiler...

Eski bir Çin hikayesi...
Çin'in Hunnan eyaletinde, avcılar sansar avına çıkmış.
Sansar taklidi yapıp, gelen sansarları toplamışlar.
Sansar sesini duyunca iştahları açılan tilkiler sökün etmiş.
Avcılar kurt taklidi yapıp tilkileri kovmuşlar.
Kurt sesini duyunca bu defa kurtlar sökün etmiş...
Avcılar kurtları başlarından savmak için ayı taklidi yapmışlar...
Ayı sesi duyunca bu defa kurtlar kaçmış ama ayılar gelmiş.
Ayılardan kurtulmanın çaresi, kaplan taklidi yapıp onları kaçırmak.
Avcılar kaplan taklidi yapmış...
Ayılar kaçmış, kaplanlar gelmiş... Amma...
Onları kaçıracak bir hayvan yok ki taklidini yapsınlar.
Kaplanlar da avcıları yemiş.
Bu fıkrayı nakleden değerli okurumuz Halil Erenoğlu diyor ki:
- Siyasetçiler halkçı taklidi yapıp halkın oylarını avlarlar. Ama halka hizmet vermezler. Halk huzursuzlandıkça üzerine askeri, polisi, jandarmayı salarlar. Demokrasi değil korku rejimiyle halkı yönetmeye çalışırlar. Halkı demokrasi dışı yöntemlerle ve sertlikle korkutmaya çalışırken bu defa da asker gelir onları yer. Kimse ses etmez...




Yazara EmailM.Asik@milliyet.com.tr