Yağma belgelendi...

Yağma belgelendi...

Melih AŞIK

İstanbul Mimarlar Odası, RP'li İstanbul Belediyesi'nin eseri olan "Yeni İSKİ Yönetmeliği" aleyhine İstanbul İdare Mahkemesi'ne dava açmıştı. Mahkeme Mimarlar Odası'nı haklı bularak "yürütmeyi durdurma" kararı verdi. Böylece İSKİ Yönetmeliği'nin;
"Su havzalarını yağmaya açtığı ve su kaynaklarının kullanılamayacak derece kirletilmesine sebep olduğu..."
mahkemece onaylandı...
Refahyol'un kasası olarak bilinen Süleyman Mercümek'in 6 milyon metrekarelik arazisinin imar hakkını yaklaşık 8 kat artıran imar planı tadilatı da "iptal edilen" bu yönetmeliğe dayanıyordu. Bir haksızlık ve hukuksuzluk da böylece dayanağını kaybetmiş oldu...
İstanbul sorunlarının bir numaralı takipçisi olan Mimarlar Odası'nı ve kararı veren Bölge İdare Mahkemesi'ni kutluyoruz...
RP'li Kültür Bakanı İsmail Kahraman'ın Mimarlar Odası'nı Yıldız Sarayı'ndaki binasından çıkarmak için neden o kadar uğraştığını da bir kez daha anlamak fırsatını bulmuş oluyoruz...
Ve DYP'si, ANAP'ı, DSP'si, CHP'siyle tüm parti liderlerine buradan birkaç söz söylemek istiyoruz...
Sayın liderler...
Bütün belediyelerin meclislerinde üyeleriniz var. Ancak üyelerinizin o ildeki belediye başkanınına karşı halkı savunan hiçbir davranışına rastlanmıyor.
Örneğin İstanbul ve Ankara belediyelerine halk tarafından seçilmiş ANAP'lı, DSP'li, CHP'li meclis üyeleri, bırakınız Mimarlar Odası kadar, sinek vızıltısı kadar ses çıkartmıyor.
Neden? Bir söylentiye göre (birkaçı hariç) hepsi RP'lilerle çıkar ortaklığı içindedir de onun için...
Sayın Yılmaz, Ecevit ve Baykal...
Sizin bundan haberiniz yok mu? Üyelerinizin neden hiçbir belediye yolsuzluğuna karşı çıkıp kamuoyuna aktarmadığını hiç merak etmiyor musunuz?
Yoksa haberiniz var mı?.. O zaman o suça iştirak etmiş olmuyor musunuz?..

Susurluk'un yıldönümünde gazetelerde bu skandala adı karışanların resimlerini... İsimlerini... Hayat hikayelerini... Marifetlerini... Birbirleriyle hangi noktalarda bağlantılı olduklarını okuyunca... Bu meselenin sanılandan daha karmaşık olduğunu anladık... Ve düşündük ki, gelecekte "Susurluk problemi" üniversitelerde mutlaka ders olarak okutulacaktır. Belki bir ana bilim dalı bile olacaktır. Öğrenciler "Susurluk problemi" nden sınava girecek, test soruları karşısında ter dökecektir...
Sorular gerçekten terletici olacaktır...
Mesela...
Soru 1 - İbrahim Şahin, Abdullah Çatlı'"Mehmet Özbay" olarak tanıyordu. Bu gerçekten hareketle Mehmet Ağar'ın Sedat Bucak'ı "Özer Çiller" olarak tanımış olması mümkün müdür?..
Soru 2 - Kod adı "Yeşil" olan Mahmut Yıldırım'la kod adı "Sakallı" olan Ahmet Demir'in aynı kişi olduğu söylenmektedir. Yaşar Öz'ün evinde bulunan Tarık Ümit'e ait pasaportun "yeşil" oluşunun yukardaki rastlantıyla bağlantısı nedir?..
Soru 3 - Abdullah Çatlı'nın Aydın Tekstil'deki ortağı Aydın İpekli'nin Mesut Yılmaz'ın Macaristan'da yumruklanması olayına karıştığı iddia edilirken, Mehmet Ali Yaprak'ın sahibi olduğu televizyonun bu olayı atlamasında kasıt unsuru bulunabilir mi?..
Soru 4 - Hadi Öngen, Hüseyin Fırat, Avşar Topal, Ercan Yazıcıoğlu... Bu dört ismin Susurluk olayındaki rolleri nedir?.. (Kopya verelim: Hiç ilgileri yok. Çünkü isimler uydurma...)
Soru 5 - Özal, Demirel, Tansu, Mesut... Bu dört ismin iktidarlarında Mehmet Ağar'ı el üstünde tutmalarının bir kaza mı, yoksa tesadüf mü olduğu bilinmezken, Susurluk kazasının yakılan onca muma rağmen aydınlanmaması sizce bir tesadüf mü, yoksa kaza mıdır?..
Vesaire... vesaire...

Bir özgürlük ve hukuk savaşçısını... Onur abidesini... Bir bilim ışığını daha kaybettik... Profesör Bahri Savcı aramızdan ayrıldı... O'nu 1970 yılında "Türk Dili" dergisinde yayımlanan ve bugün de geçerli olan bir "inceleme"siyle analım... O arada biz de birşeyler öğrenelim...
"... Osmanlı'nın son döneminde ekonomide Batı emperyalizmine ve onun üretim çerçevesine bağlılık, Türkiye'yi sımsıkı kavramıştır. Kültürleşme ise modern değil, ama Batı'dan esintili Batı kalıntısıdır ve mutlak olarak Batı'ya bağlı bir kültür akımı Türkiye'de egemendir. Ama bunun da altında teokratik dünya görüşüne dayalı eklektik Osmanlı kültürü, temelde sürüp gitmektedir. Bu bir kültür ikileşmesidir ve aslında da sebebi soylu, öz kültürün kurulamamasıdır.
İşte bu noktadan başlamak üzere Atatürk'teki değişme süreci kendini göstermektedir: Önce bir isyan ve yıkıcılık ile, sonra da yapıcılık ile yeni ve modern bir Türkiye'ye yönelmiş bir süreçti bu. Bu süreç halife - sultan ve onun adına hareket eden Osmanlı üst bürokrasisinin siyasal egemenliğine bir isyandır. Onun yerine Atatürk'teki yapıcılık öğesi, herşeyin temelinde çalışanların "sai"sinin (emeğinin) bulunduğunu da işaret etmekten çekinmeyen bir halkçılık ile halk iktidarını koymak ister. Gene bu süreç, kültür ikiliği alanında sürüp giden Asyalı değerler ve kurumlar demetine bir isyandır. Onun yerine de gene Atatürk'teki yapıcılık öğesi, hukuksal - eğitimsel alanda tüm laik değerleri ve kurumlarıyla çağdaş uygarlığı getirmek ister. Bu, Atatürk'teki pozitif görüşü ve ruhu deyimler.
En sonunda - belki de en başında - bu değişme süreci, uluslararası emperyalizme karşı bir isyandır. Bu isyan, Batı kapitalist düzeninin yarattığı üretim ilişkilerinin mazlum uluslar adına kritiğini içerir. Bunun yerine de Atatürk'teki yapıcılık öğesi, (çalışan kitlelerin emeğine dayalı) bir iktisadi kalkınma yolu arar...




Yazara EmailM.Asik@milliyet.com.tr