Antalya’nın En Güzel Denizi- Phaselis Antik Kenti

8 Mart 2021

Bu sapaktan içeri girdiğinizde ise, sizi önce çam ormanları arasında ilerleyen bir yol, hemen ardından da Phaselis Ören Yeri girişi karşılar. Sonrası ise tamamen sizin keyfinize kalmış. İster kum bir plajda denize girin, isterseniz ben kum sevmem çakıl plajda girmek isterim deyin. Ya da tarih seviyorsanız kendinizi antik kalıntıların arasına bırakın. Phaselis işte tam da böyle bir cennet.

Kent Akdeniz’e uzanan küçük bir yarımada üzerinde, MÖ 7. yüzyılda Rodoslular tarafından koloni olarak kurulmuş. Tam 19 yüzyıl boyunca, medeniyetlerce varlığını sürdürmeye devam etmiş. 13.yy da hem depremler hem de Antalya ve Alanya limanlarının işlevinin artması ile birlikte önemini kaybetmiş, tamamen terk edilmiş.

Coğrafi konumuna göre; Mısır, Suriye ve Yunanistan arasındaki su yolu üzerinden önemli bir ticari liman olduğu biliniyor. Şehrin, gerisindeki Toros dağlarının kerestesini Akdeniz limanlarına taşımak için kurulmuş bir liman kenti olduğu tahmin ediliyor.

Antik kente girdiğinizde ilk önce, tüm heybetiyle hala dimdik ayakta duran su kemerlerini göreceksiniz. Bu kemerler Phaselislilerin ileri mühendislik bilgileri ile yapılmış dönem şaheserleri. Şehrin su ihtiyacı ilk dönemlerde bu sarnıçlardan karşılanırken, bu su kemerleri sayesinde yer değiştirmiş ve tepede yer alan kaynaktan karşılanmaya başlanmış.

Bu su kemerlerinin altından geçtiğinizde biri sağınızda biri solunuzda kalacak iki liman yer alıyor. Bunlar günümüzde biri küçük ve çakıl, diğer görece daha büyük çakıl-kum karışık iki küçük koy. Korunaklı bir koy olmasından sebep, deniz her daim dalgasız. Aynı zamanda, birden derinleşmeyen bir sahil yapısına sahip olması ile de su sıcaklığı ılık. Bu iki özelliği ile özellikle çocuklu aileler için çok uygun bir yer. 

Eğer palet şnorkel yapmayı seviyorsanız, yine burası tam size göre. Denizin içerisindeki kayalık yapı sayesinde hem bolca balık göreceksiniz hem de antik kalıntılar üzerinde yüzerek, tarihe de tanıklık edeceksiniz.

Yazının devamı...

Hiç Antalya’da kar olur mu?

1 Mart 2021

 

Ben bunu kime söylesem, “hadi canım!” diye bir şaşkınlık tepkisiyle karşılaşıyorum. Tabi ki şaşırmakta hiç haksız değilsiniz. Antalya insana hayatı sorgulatan yaz sıcaklarıyla, kışın da ılıman havası ile aralıksız yağan yağmurlarıyla ünlüdür ve kar deyince akla hiç gelmez. Oysa ki bu şehir o kadar güzel bir şehir ki, aynı anda dört mevsimi birden yaşatır size. Merkez ilçelerinde hava bugünkü gibi 18-20 derecelerdeyken, meşhur Konyaaltı plajına sırtını yaslayıp boylu boyunca uzanan Beydağlarına tırmanmaya başladığınızda, sadece 20 km yukarıda kar manzarası ile karşılaşabilirsiniz. Hatta biraz daha yukarı çıktığınızda, Saklıkent kayak merkezine ulaşıp biliyorsanız kayak veya snowboard yapabilir ya da kızakla kayabilirsiniz.

Ben bu yazımı, 2021 yılı Şubat ayında yazıyorum. Bu yıl ülkemiz özellikle batı kesimlerinde kışı pek kış gibi yaşamadı. Hatta yağmur bile sayılı yağmıştı, ta ki geçtiğimiz haftaya kadar. Geçtiğimiz hafta Türkiye’nin batı ve güney bölgeleri de dahil olmak üzere, 2-3 günlük kar yağışları oldu. Antalya’nın batı kesiminde, Kaş ve Finike’de, sahil kesiminde bile kar yağışı görüldü. Biz de havayı böyle görünce hemen kahvemizi demleyip termosumuza doldurduk, kamp sandalyelerimizi arabaya attık, eldivenimizi beremizi çantamıza alıp çıktık yola. Yola çıktığımızda aşağıda 18 derece sıcaklık varken, üzerimizdeki montlar fazla geliyordu. Yukarıda ise 4-5 derece bir sıcaklığın bizi beklediğini düşünüyorduk.

Çamlarla kaplı kıvrım kıvrım bir yoldan 20 dakika kadar tırmandığımızda, ilk karları görmeye başladık. Biraz daha gittiğimizde ise artık 950 m rakıma ulaştık . Artık her taraf karlarla kaplıydı. Saklıkent’te vardığımızda ise hava -3 derece olarak bizi karşıladı. O kadar soğuktu ki, kardan adam yapmak hayalini bir tarafa bırakın, kahve içip ısınmak için bile zor dayandık, çok küçük bir kartopu oyunu ile yetinmek zorunda kaldık.

Saklıkent Kayak Merkezinde Hakkında Bilgiler

Saklıkent Kayak merkezi, Torosların Bakırlıdağı’nın kuzey yamacına inşa edilmiş.

Yazının devamı...

Bodrum’un Arka Yüzü

23 Ekim 2020

 

Yoksa siz dünyaca ünlü güzide tatil beldemizi beyaz “Bodrum Evleri”yle süslü püslü, lacivert renkli koylarıyla ışıltılı şıkırtılı, ünlü gece kulüpleriyle eğlencenin doruğunda bir yer mi sanıyordunuz? Bodrum’un bunlardan ibaret olduğunu düşünen büyük yanılgıya düşer. Siz bir de Bodrum’un arka yüzünü görün diye bir giriş yapmak istedim, çünkü bence gerçekten eğer bugüne kadar görmediyseniz, Bodrum size bilinmeyen bu yüzüyle büyük bir sürpriz yapacak, emin olabilirsiniz…

Bodrum pek tabi ki o kadar güzel bir yer ki, bu güzelliği tarih boyunca buraya yerleşen tüm medeniyetlerce tescillenmiş.  Tarihin babası Halikarnassos’lu Heredot’a göre “kalkanlarına kulp yapan ilk topluluk” olan; dünyanın ilk coğrafyacısı Strabon’a göre “hayatını korsanlık yaparak kazanan”; büyük edebiyatçı Homeros’a göre, “Troyalıların yanında tarihin ilk işgaline karşı koymak için savaşa giren”  müttefik Leleg’ler Bodrum’un kayıtlarda adı geçen ilk haklı olarak biliniyor.

Troya savaşında Lelegler’in şehri Pedasa, Helen başkomutanı Aşil tarafından yok edilmiş. Bunun üzerine Lelegler daha güneye göç ettirilmiş ve bugünkü bodrum yarımadasına yerleşip yeni Pedasa’yı burada kurmuşlar. Lelegler aynı zamanda taş ustası, kendilerine ait bir yöntem kullanarak kuru taş duvarlarla sekiz ayrı tepe üzerine inşa ettikleri yerleşim birimlerinde yaşamlarını sürdürmüşler.

Leleglerden günümüze kalan bu tarihi miras, bugün Bodrum’un tepelerinde, zeytin ağaçlarının arasında bizleri bekliyor. 2016 yılında Bodrum Ticaret Odası’nın katkılarıyla işaretlenerek kullanıma açılan Leleg Yolu, kültür mirası olmasının yanında Bodrum’da doğa ve tarih severler için farklı bir aktivite imkanı sunuyor. Leleg Yolu, birbirine bağlantı yollarıyla bağlanan parkurlardan oluşuyor ve toplamda bağlantı  yolları ile 185 km.lik bir uzunluğa ulaşıyor. Bu yollar içerisinde görülebilecek Pedesa antik kenti, Gebe Kilise gibi yapılar ve taş ustası Leleglerden günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış taş duvarlar sizi antik çağlara götürüyor.

Yazının devamı...

Siz hiç “Düğmeli Ev” gördünüz mü? O zaman haydi Ormana!

28 Eylül 2020

 

Antalya’nın kavurucu yaz sıcağından kaçıp “Ah artık biraz serinlik lütfen” diye araştırdığım bir gün çıktı karşıma Ormana. Ormana da neresi, ne kadar farklı bir isim, nerededir nasıl gidilir diye araştırırken bir de Düğmeli Evler eklendi üzerine. E tabi bir gezgini besleyen doymak bilmeyen merakı, durur muyum hiç, hemen düştüm yola.

Yıllardır Antalya’da yaşıyorum, bu kadar zamandır nasıl böyle bir kıymeti keşfetmemiş olduğumun şaşkınlığı ve heyecanıyla başladım gezmeye. İyi ki de gitmişim. Bana sorarsanız yolu Antalya yakınından geçen herkesin, rotasına eklemeye değer güzellikte bir kültür hazinesi burası.

Düğmeli Evler, Antalya’nın İbradı ilçesinde Ormana ve Ürünlü Köyleri’ne özgün bir mimari yapı. Toroslar’da 1300 metre rakımda ve yeşillikler içerisinde yer alıyor.

Düğmeli evlerin özelliği, yapılırken harç veya çimento gibi herhangi bir malzeme kullanılmadan yapılması. Peki, o zaman nasıl ayakta durabiliyor? Sorusu geliyor akıllara. Bu evlerin iskeleti dikey ve yatay tahtaların birbirine düğme iliklenir gibi kitlenmesi ile hazırlanıyor ve duvarları ise bu iskelet arasına yığma taştan oluşturuluyor. Bu teknik kullanılırken duvardan taşan tahta iskelet uçları, düğme gibi bir görüntü oluşturuyor ve bu özelliğiyle bu evlere Düğmeli Ev adı veriliyor.

Aynı zamanda bu evlerin bir özelliği de bu bölgedeki Sedir ağaçları kullanılarak yapılması. Bu çok dayanıklı ağaç, endüstriyel boya kabul etmemesi nedeniyle ham haliyle kullanılıyor. Evler geleneksel olarak iki katlı ve yöresel diliyle şahnişinli yani bizlere göre cumbalı yapısıyla tam bir görsel şölen. Ve el işçiliği ile hazırlanan kapıları da en az evler kadar güzel ve özel.

Yazının devamı...