Bodrum’un Arka Yüzü

23 Ekim 2020

 

Yoksa siz dünyaca ünlü güzide tatil beldemizi beyaz “Bodrum Evleri”yle süslü püslü, lacivert renkli koylarıyla ışıltılı şıkırtılı, ünlü gece kulüpleriyle eğlencenin doruğunda bir yer mi sanıyordunuz? Bodrum’un bunlardan ibaret olduğunu düşünen büyük yanılgıya düşer. Siz bir de Bodrum’un arka yüzünü görün diye bir giriş yapmak istedim, çünkü bence gerçekten eğer bugüne kadar görmediyseniz, Bodrum size bilinmeyen bu yüzüyle büyük bir sürpriz yapacak, emin olabilirsiniz…

Bodrum pek tabi ki o kadar güzel bir yer ki, bu güzelliği tarih boyunca buraya yerleşen tüm medeniyetlerce tescillenmiş.  Tarihin babası Halikarnassos’lu Heredot’a göre “kalkanlarına kulp yapan ilk topluluk” olan; dünyanın ilk coğrafyacısı Strabon’a göre “hayatını korsanlık yaparak kazanan”; büyük edebiyatçı Homeros’a göre, “Troyalıların yanında tarihin ilk işgaline karşı koymak için savaşa giren”  müttefik Leleg’ler Bodrum’un kayıtlarda adı geçen ilk haklı olarak biliniyor.

Troya savaşında Lelegler’in şehri Pedasa, Helen başkomutanı Aşil tarafından yok edilmiş. Bunun üzerine Lelegler daha güneye göç ettirilmiş ve bugünkü bodrum yarımadasına yerleşip yeni Pedasa’yı burada kurmuşlar. Lelegler aynı zamanda taş ustası, kendilerine ait bir yöntem kullanarak kuru taş duvarlarla sekiz ayrı tepe üzerine inşa ettikleri yerleşim birimlerinde yaşamlarını sürdürmüşler.

Leleglerden günümüze kalan bu tarihi miras, bugün Bodrum’un tepelerinde, zeytin ağaçlarının arasında bizleri bekliyor. 2016 yılında Bodrum Ticaret Odası’nın katkılarıyla işaretlenerek kullanıma açılan Leleg Yolu, kültür mirası olmasının yanında Bodrum’da doğa ve tarih severler için farklı bir aktivite imkanı sunuyor. Leleg Yolu, birbirine bağlantı yollarıyla bağlanan parkurlardan oluşuyor ve toplamda bağlantı  yolları ile 185 km.lik bir uzunluğa ulaşıyor. Bu yollar içerisinde görülebilecek Pedesa antik kenti, Gebe Kilise gibi yapılar ve taş ustası Leleglerden günümüze kadar ayakta kalmayı başarmış taş duvarlar sizi antik çağlara götürüyor.

Yazının devamı...

Siz hiç “Düğmeli Ev” gördünüz mü? O zaman haydi Ormana!

28 Eylül 2020

 

Antalya’nın kavurucu yaz sıcağından kaçıp “Ah artık biraz serinlik lütfen” diye araştırdığım bir gün çıktı karşıma Ormana. Ormana da neresi, ne kadar farklı bir isim, nerededir nasıl gidilir diye araştırırken bir de Düğmeli Evler eklendi üzerine. E tabi bir gezgini besleyen doymak bilmeyen merakı, durur muyum hiç, hemen düştüm yola.

Yıllardır Antalya’da yaşıyorum, bu kadar zamandır nasıl böyle bir kıymeti keşfetmemiş olduğumun şaşkınlığı ve heyecanıyla başladım gezmeye. İyi ki de gitmişim. Bana sorarsanız yolu Antalya yakınından geçen herkesin, rotasına eklemeye değer güzellikte bir kültür hazinesi burası.

Düğmeli Evler, Antalya’nın İbradı ilçesinde Ormana ve Ürünlü Köyleri’ne özgün bir mimari yapı. Toroslar’da 1300 metre rakımda ve yeşillikler içerisinde yer alıyor.

Düğmeli evlerin özelliği, yapılırken harç veya çimento gibi herhangi bir malzeme kullanılmadan yapılması. Peki, o zaman nasıl ayakta durabiliyor? Sorusu geliyor akıllara. Bu evlerin iskeleti dikey ve yatay tahtaların birbirine düğme iliklenir gibi kitlenmesi ile hazırlanıyor ve duvarları ise bu iskelet arasına yığma taştan oluşturuluyor. Bu teknik kullanılırken duvardan taşan tahta iskelet uçları, düğme gibi bir görüntü oluşturuyor ve bu özelliğiyle bu evlere Düğmeli Ev adı veriliyor.

Aynı zamanda bu evlerin bir özelliği de bu bölgedeki Sedir ağaçları kullanılarak yapılması. Bu çok dayanıklı ağaç, endüstriyel boya kabul etmemesi nedeniyle ham haliyle kullanılıyor. Evler geleneksel olarak iki katlı ve yöresel diliyle şahnişinli yani bizlere göre cumbalı yapısıyla tam bir görsel şölen. Ve el işçiliği ile hazırlanan kapıları da en az evler kadar güzel ve özel.

Yazının devamı...