350 milyona kefil oldu, 2.4 milyar borçlu çıktı

350 milyona kefil oldu, 2.4 milyar borçlu çıktı


Dikkat! Kredi kartı ve kredili mevduat hesabı gibi borcun sabit olmadığı durumlarda kefalet değil garantörlük söz konusu


       İstanbullu okurumuz Cemal Kırdar, 1998'de, bir arkadaşına Vakıfbank - Beylikdüzü şubesi tarafından açılan 350 milyon liralık bankomat kredisine (bir çeşit kredili mevduat hesabı) kefil olmuş. Ancak daha sonra arkadaşıyla arası bozulmuş. Bu arada kredinin 2 milyara yükseldiğini tesadüfen öğrenmiş. Kendisinden onay alınmamasına çok şaşırmış ve bankaya noterden bir ihtarname çekmiş.
       Bu ihtarnameye karşılık Vakıflar Bankası da okurumuza "Toplam borç 2.4 milyar liraya yükseldi. Ödenmediği takdirde parayı sizden tahsil edeceğiz" şeklinde bir ihtarname göndermiş.
       Soluğu şubede alan okurumuz "Ben sadece 350 milyon liraya kefil olmuştum" diyecek olmuş. Müdür, "Sakin olun, elimizde müşteri senetleri var" diyerek okurumuzu rahatlatmış.
       Ancak 6 ay sonra Vakıfbank'tan icra takibine ilişkin bir evrak gelmiş. Meğer senetler karşılıksızmış. Bu arada müdür de değişmiş.
       Okurumuz konuyu bize iletmeden önce Vakıfbank Genel Müdürlüğü'ne başvurmuş, ancak bir yanıt alamamış.
       Arkadaşımız İlkay Özcan konuyu araştırdığında, çoğumuzun pek bilmediğini sandığım bir durumla karşılaştı. Okurumuz 350 milyon liraya kefil olduğunu sanırken, meğer 350 milyon lirayla başlayan ve müşterinin performansına göre yükseltilen bir hesaba garantör olmuş. Ve eğer borç 2,4 milyar değil de 12,4 milyar olsaymış, onu da ödemesi gerekecekmiş.
       Vakıfbank yetkilileri tüketici kredileri ve senet gibi borcun sabit olduğu durumlarda kefaletin geçerli olduğunu, kredi kartları ve kredili mevduat gibi borcun değişken olduğu hallerde ise sözleşmelere garantör olarak imza atıldığını belirttiler. Zaten okurumuz da sözleşmede kefil değil garantör olarak geçiyormuş. Çoğumuzun bunu bilmesi mümkün değil tabii. Uyarılması gerek.
       Vakıfbank Genel Müdürlüğü planlama ve organizasyon yetkilileri araştırmalar yapıldıktan sonra sorunun okurumuzun mağduriyetine yol açmadan çözüleceğini vaat ettiler.

'Yargıtay' gözüyle hekim sorumluluğu

       Çetin Aşçıoğlu, yıllarca Yargıtay üyeliği yaptıktan sonra emekli olmuş. Şimdi Yargıtay onursal üyesi. Özel uzmanlık alanı da, doktorların hukuki sorumluluğuymuş meğer.
       Cerrahpaşa Tıp Fakültesi göz kliniğinde lazer ameliyatı olan Uğur Demir ile hastasına kızıp ameliyatı yapmadan lazer odasını terk eden Prof. Halil Bahçecioğlu'nun bu sütunlara yansıyan öyküsü ilgisini çekmiş. Yazının çıktığı gün e - posta yollayarak hasta - hekim arasındaki hukuki ilişkiyi değerlendirmiş.
       Aşçıoğlu özetle diyor ki:
       "Türk hukukunda hasta - doktor ilişkisinin yasal dayanağı Borçlar Yasası'nda düzenlenen vekalet sözleşmesidir. Güven temeli üzerine oturan bu sözleşmede şunlar üzerinde durulur:
       * Hekimin hastanın onamını (rıza - izin) alması gereklidir.
       * Ancak uygulanacak tıbbi işlem ve sonuçları hakkında aydınlatılmamış hasta kuşku içinde olacaktır. Aydınlatılma olmadan hukuki açıdan geçerli bir onamdan söz edilemez.
       Ayrıca hukuk hekime "tıbbi yardımda yüksek özen" yükümlülüğü getiriyor. Buradaki ilişki de iki yönlü. Hem yüksek özen hastanın tıbbi yardım hakkında aydınlatılmasını zorunlu kılıyor hem de aydınlatma borcu yüksek özenin sağlanmasında güvence oluşturuyor. Çünkü doktor hastasını hukukun öngördüğü biçimde aydınlatabilmek için her alanda araştırmak ve düşünmek zorunda."
       Aşçıoğlu, hekimlerin aydınlatma yükümlülüğünü yargıçların gerekçeli karar yazmalarına benzetiyor. Amaç aynı: Keyfiliği ve savsaklamayı önlemek.

Suç, lazer cihazındaymış!

       Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Ana Bilim Dalı Refraktif Cerrahi Birim Başkanı Prof. Dr. Halil Bahçecioğlu'nun önceki gün bu sütunlarda yer alan göz ameliyatı öyküsüne itirazları var.
       Öncelikle "Benim soyadım Bahçeci değil, Bahçecioğlu" diyor. Ancak kısaltmayı yapan biz değiliz fakülte mensupları. Santraldeki görevliden asistanlara kadar kiminle görüştüysek, profesörün adını ısrarla Bahçeci diye telaffuz ediyor. Okurumuz Uğur Demir de aynı şekilde yazınca, soyadının oğlu eklenmesi için müneccim olmamız gerekirdi.
       Prof. Bahçecioğlu'na göre lazer müdahale odasını terk etmesinin nedeni hastaya sinirlenmesi değil, lazer cihazının enerjisinin düşmesiymiş. Bahçecioğlu cihazda gaz değişimi yapıldığı sırada ekibin odayı terk ettiğini iddia ediyor. Ancak ameliyat ekibindeki diğer doktorların olayı bu şekilde hatırlamadıklarını belirtmek isteriz. Ayrıca Prof. Bahçecioğlu sadece teknik bir nedenle odadan çıktı ise neden daha sonra dönmedi? Bahçecioğlu uzun açıklamasında her nedense bu konuya değinmemiş!
       Prof. Halil Bahçecioğlu ameliyatların yalnız kendisi tarafından yapıldığının doğru olmadığını, kendi gözetimi altında diğer uzmanlar tarafından yapıldığını iddia ediyor.
       Oysa yazıyı kaleme almadan önce Cerrahpaşa'yı bir hasta gibi aradık ve lazer ameliyatlarının sadece Prof. Bahçecioğlu tarafından yapıldığı bilgisini aldık. Hatta bu bilginin doğruluğunu test etmek isteyenler için yazıda telefon numarasını bile verdik. Kaldı ki Demir'in ameliyatında Prof. Bahçecioğlu'nun gözetimi de söz konusu değil. Çünkü odadan çıkıp gitmiş.



Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr