G-20’yi bırak asıl önemli olan G-2!

Görünen köy kılavuz istemez; IMF, Dünya Bankası ve Birleşmiş Milletler’in son raporları, 2010’da küresel büyümeye Asya’nın öncülük edeceğini gösteriyor.
Çin, Hindistan, Japonya, Güney Kore ve ASEAN ülkeleri, dünya nüfusunun yarısını oluşturuyor; dünya döviz rezervlerinin yarısından fazlasını elinde tutuyor. Asya-Pasifik’teki 21 ekonomide yaşayan yaklaşık 3 milyar insan, dünya GSYH’sının yarısından fazlasını gerçekleştiriyor.
Özetle Batı’dan Doğu’ya büyük bir güç kayması var. Davos’un bu yılki ana gündem maddelerinden biri de bu.
Küresel dengelerin Batı’dan Doğu’ya kayması, Batılı seçkinler üzerinde buruk bir etki yaratmış doğal olarak. Asırlar boyu dünyaya yön vermiş olan Batılılar, bu ayrıcalıklarını kaybetmekte olduklarını görüyorlar; yeni dünya düzenine uyum sağlamakta zorlanıyorlar. Davos’taki hava bu.

AB, ekonomi müzesi!
AB Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, geçenlerde dünya ekonomisindeki yeni rolleri tanımlarken çuvaldızı kendilerine batırmıştı: “Amerika Ar-Ge’nin, Çin üretimin, Hindistan hizmetlerin merkezi, AB ise ekonomi müzesi olur.”
Davos oturumlarında da AB’nin, yeni dünya düzeninde ve küresel sahnede rolünün ne olacağını tarif etmekte hayli zorlanıldığı dikkati çekiyor. Örneğin dünkü oturumlardan birini yöneten Time dergisinin baş editörü Michael J. Elliott, elindeki Financial Times’ın manşetini, “Ne günlere kaldık” dercesine katılımcılara okudu: “Atina, Çin’den 25 milyar dolarlık Yunan devlet kâğıdı almasını istiyor.” Ve ekledi: “Çin’den borç almak isteyenlere yakında İtalya, İspanya ve Portekiz gibi AB ülkeleri de eklenebilir.”
Biliyorsunuz Çin, dünyanın en büyük ekonomisi olan ABD’nin baş kreditörü;
800 milyar dolarlık ABD devlet kâğıdına sahip olduğu tahmin ediliyor. Çin, önümüzdeki dönemde Batı’nın diğer zengin ülkelerini de kanatlarının altına alırsa şaşmamak gerek.

G-20 ilk kez Asya’da
G-20 zirvesi ilk kez bir Asya ülkesinde, Güney Kore’de yapılacak. Zirveye ev sahipliği yapacak Güney Kore Devlet Başkanı Lee Myung-bak, tıpkı dünya kupasına ev sahipliği yapacak Güney Afrika’nın Devlet Başkanı Jacob G. Zuma gibi Davos’ta hazır ve nazır; ama maalesef ikisi de Çin’i burada temsil eden Başbakan Yardımcısı Li Keqiang’ın yanında hayli gölgede kalıyorlar.

Gözler Çin’e çevrilmişG-20 için ne kadar dil dökülse de, varsa yoksa G-2; yani ABD ve Çin. Dünyanın seçkinleri, tüm dikkatlerini G-2 üzerinde yoğunlaştırmış durumdalar. ABD-Çin ilişkilerinin küresel gündemi nasıl etkileyeceği üzerinde kafa yoruyorlar.
Buradaki havayı size yansıtabilmem için konuşmalardan birkaç örnek vermek istiyorum:
- “Çin’de büyüme % 10, ABD’de işsizlik % 10; zor denklemler bunlar.”
- “ABD’nin borç stoku 14 trilyon dolar, her yıl verdiği açık 1.4 trilyon dolar.”
- “Çin’de özel tasarruf oranı % 40’larda, ABD’de kriz öncesinde eksilerdeydi şimdi % 5’e yükseldi. Dünyada yeni dengelerin oturması için Çinliler daha fazla harcayacak, Amerikalılar daha fazla tasarruf edecek, başka çare yok.”
- “Çin’in GSYH’sı 4 trilyon dolar, gelişmiş ülkelerinki 40 trilyon dolar; ama biz yine de Çin’i konuşuyoruz.”

Ha Sarkozy ha Erdoğan
Nicolas Sarkozy Fransa Cumhurbaşkanı olduğunda eşinin sevgilisi Davos toplantılarının organizasyonunu yürüten Publicis ajansının başındaydı. Bu yüzden de Sarkozy 2 yıl boyunca Davos’u protesto etti. Geçen yıl Publicis’in başkanı değişince Dr. Klaus Schwab için Sarkozy’yi ikna etme imkânı doğdu. Ve bizler de Fransa Cumhurbaşkanı’nı ilk kez Davos’ta dinleme imkânı bulduk.
Vallahi ne diyeyim? Sanki karşımda Başbakan Erdoğan var. Canlı, heyecanlı, meydan okuyan, yer yer saldırgan, vücut dilini çok iyi kullanan, Davos’tan Fransa’daki seçmenine selam çakmayı ihmal etmeyen bir lider.
Davos ahalisinin pek de alışık olmadığı bir üslup, ama günün yorgunluğuna rağmen bütün katılımcılar pür dikkat dinlediler; tıpkı geçmiş yıllarda bizim Başbakan’ı dinledikleri gibi...