İzmirliler kaliteyi hak ediyor

İzmirliler kaliteyi hak ediyor


       Önceki gün İzmir'deydim. Kalite Derneği KalDer'in İzmir Şubesi, 9 Eylül Üniversitesi, Ege Üniversitesi, Ege Sanayicileri ve İşadamları Derneği ESİAD ve Ege Genç İşadamları Derneği EGİAD tarafından düzenlenen Mükemmelliği Arayış Sempozyumu'na katıldım.
       Aylar önce davet etmişlerdi. Yıllardır meramını yazarak anlatmaya çalışan bir gazeteci olarak seminerlerde konuşmacı olmam yönündeki önerileri genellikle reddetmeyi başarırım. Bu kez olmadı. KalDer İzmir Şubesi Başkanı Fatin Yücel ve Genel Sekreter Mümtaz Uslu beni ikna etttiler. Ne kadar da iyi etmişler. Eğer İzmir'e gitmemiş olsaydım, İzmirlilerin amatör ruhla ortaya koydukları bu sempozyumu kaçırmış olacaktım.
       İlk şaşkınlığım, toplantının açılışında İzmir Valisi Kemal Nehrozoğlu'nun yaptığı konuşmaydı. İlk kez bir kamu görevlisinin lafı uzatmadan, özlü, entellektüel düzeyi yüksek, üstelik de sempozyumun ana temasını 12'den vuran bir konuşmasına tanık oluyorum. (Ayrıntıları yandaki sütunlarda)
       Ne zamandır merak ettiğim Doğan Cüceloğlu'nu da nihayet İzmir'de dinleme olanağını buldum. Bugüne kadar denk düşmemişti. Koskoca salonu dolduran, hatta sandalye yetmediği için ayakta kalan çok sayıda izleyeciyi ilk andan, ilk cümlesinden itibaren avucunun içine alıveren ve mesajlarını kolaylıkla karşısındakine geçiriveren usta hatipten özellikle konuşma tekniği konusunda çok şey öğrendim.
       Bir başka oturumda dinlediğim Ankara Üniversitesi Eğitim Fakültesi'nden Prof. Üstün Dökmen ise benim için tam bir sürprizdi. Dökmen'in üslubu ve izleyiciyi yakalaması, Cüceloğlu'ndan hiç de az değildi. Salon tıka basa dolduğu için ayakta kalan izleyiciler, hiç eksilmeyen bir ilgiyle, günlük davranışlarımızdaki hataları karikatürize ederek yüzümüze vuran bu süper eğitimcinin batırdığı iğnelere kahkahalarla gülerken, onun hedef olarak önümüze koyduğu sıraüstü bir yaşama da sanırım ilk adımlarını atmış oldular.
       1'er saatlik ve tek konuşmacılı bu 2 oturum, benim izleyebildiklerim. İzmir Senfoni Orkestrası şefi Rengim Gökmen ve Ankara Üniversitesi Devlet Konservatuarı Müdürü tiyatrocu Prof. Nurhan Karadağ ise aynı oturumda konuşmacı olduğumuz için dinleyebildiklerim. Katılamadığım oturumlarda ise Prof. Acar Baltaş, Prof. Oğuz Babüroğlu, Prof. İbrahim Kavrakoğlu, Marmara Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Dekanı Prof. Nüket Yetiş, Arçelik Genel Müdürü Mehmet Ali Berkman, Alcatel - Teletaş Genel Müdürü Lütfi Yenel, Vitra Genel Müdürü Şadi Burat, Değirmendere Belediye Başkanı Ertuğrul Akalın ve adlarına burada yer veremediğim İzmirli ve Ankaralı öğretim üyeleri ile İzmir iş dünyasından isimler vardı.
       Büyük Efes Oteli'nin Convention Center'ını ilk kez gördüm. Avrupa Kalite Kongreleri'nin yapıldığı salonlara taş çıkartacak, 1550 kişilik mükemel bir salon. İzmirlilerin toplantıya ilgisinden de söz etmeden geçemeyeceğim. Toplantı sersemi haline gelmiş bıkkın İstanbullu izleyici ile karşılaştırıldığında bilinçli, ilgili, yaşamaya ve öğrenmeye istekli, gerek iş hayatında, gerekse özel yaşamında "Kaliteyi nasıl arttırırım?" diye kafa yoran, değişime açık, dinamik bir kitle vardı karşımızda.
       Giriş ücreti 80 dolar, katılımcı sayısı 600 kişiydi. Arçelik, Aygaz, Bianchi, DYO, Ege TV, Finansbank, Pınar, THY ve Vestel ana sponsorlardı. Ayrıca oturum sponsorları da vardı. Bizim oturumun sponsoru Cevher Makine Sanayii idi.
       Tüm organizasyon için 80 bin dolar harcanmış. Bu tür organizasyonları iyi bilen Alcatel - Teletaş Genel Müdürü Lütfi Yenel'e göre sempozyumun çapına göre bu rakam çok mütevazı.
       Gerek KalDer İzmir Şubesi Başkanı Fatin Yücel, gerekse Genel Sekreter Mümtaz Uslu, bu ilk toplantıda acemilikler olduğunu, amatör bir ruhla işe giriştiklerini, gelecek yılki toplantılarda daha iyi organize olacaklarını söylüyorlar. Oysa bana göre hep böyle kalmalılar. Amatör ruhla işe sarılmalılar. İşi profesyonel diye halkla ilişkiler şirketlerine ihale ettiklerinde aynı sonucu almaları mümkün olmazdı diye düşünüyorum. Onlar kendi birikimlerini, yüreklerini ortaya koymuşlar. Tanıdık ve dost çevrelerini harekete geçirmişler. Ve ortaya dört başı mamur bir ilk toplantı çıkmış.
       Bu toplantının hiç mi eksiklikleri yoktu. Elbette vardı. Örneğin kayıt için uzun kuyruklar oluştuğu için toplantı yarım saat geç başlayabildi. Ancak yetkililerin sağ duyusuyla yarım saatin sonunda kayıt işlemi öğle arasına bırakılarak, kaydını yaptırmayanlar da salona alındı ve toplantı başlatıldı.
       KalDer İzmir şubesi yetkilileri hiç üzülmesinler, elimize verdikleri programda yazdığı şekilde açılışı Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel yapacak olsaydı, en az yarım saat beklerdik!
       Büyük salonda herkesin birlikte izlediği ilk ve son oturumun da pek parlak olduğu söylenemez. Alkent 2000'in reklamı olmasaydı, İzzet Garih'in konuşması daha fazla alkış toplardı.
       Bu yıl bir günlük olan sempozyum, gelecek yıldan itibaren ekip çalışmalarının ödüllendirildiği bir ödül süreci de eklenerek iki güne çıkartılacak. Ödülün adı "Yılın başarılı ekibi ödülü" olacak. Bu ödüle İzmir'deki tüm kurum ve kuruluşlarda iyileştirme amacıyla bölüm içi ya da bölümler arası kişilerin katılımıyla oluşturulmuş ve belirledikleri hedefe ulaşmış ekipler aday olabilecek.

İzmir Valisi'ni soluksuz dinledik

     Nehrozoğlu, Mükemmelliği Arayış Sempozyumu'nun açılışında Newtoncu düşünceden kuvantum düşünceye, Toffler ve Drucker'den Bill Gates ve Mevlana'ya, bir kamu görevlisinden duymaya hiç alışmadığımız düzey ve derinlikte konuştu

       İzmir Valisi Kemal Nehrozoğlu, KalDer İzmir Şubesi'nin düzenlediği Mükemmelliği Arayış Sempozyumu'nun açılışında çok anlamlı bir konuşma yaptı. Bugüne dek dinlediğim kamu görevlilerinin aksine az, öz, derinliği olan ve dahası, toplantının ana temasını kucaklayan mesajlar verdi.
       Türkiye Bilişim Vakfı'nın 1996'daki yıllık kongresini İzmir'de aynı salonda yaptığını hatırlatarak sözlerine başlayan Nehrozoğlu, o kongrenin sonunda yayınlanan bilişim teknolojileri raporunun temel tespitlerinden birine dikkat çekti. Raporda, bilişim teknolojilerindeki gelişmenin, ulusların gelişmişlik düzeylerinde çok önemli rol oynadığının altı çiziliyor, bilgi çağına bilgi toplumu olarak girebilen toplumlarla giremeyenler arasında bugüne dek görülmemiş bir uçurum oluşacağı belirtiliyordu.
       Nehrozoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:
       "Gelecek bilimci Alvin Toffler, "Yeni bir uygarlık yaratmak" adlı kitabında uygarlığı yeniden yaratmak derken, "yeni işler, yeni keşifler, yeni gelişmeler sağlıyor değiliz, yeniden bir uygarlık inşa ediyoruz" diyor.
       Şimdiye kadar fiziğe Newton'cu felsefe, iş dünyasında da bunun uzantısı olarak Taylorist düşünce hakimdi. Verimlilik esasına dayalı bu görüş, bireyi makine gibi görüyordu. Biraz determinist bir görüş.
       Şimdi yeni bilim diye bir olgu var. Bir grup bilimadamı, Newtoncu düşünceye alternatif olarak kuvantum düşünce tarzını ortaya attı. Kuvantum sıçramadan söz ediyorlar. Bu düşünce tarzında düzenlilik yok, kaos var. Kesinlik yok, belirsizlik var. Sıçrama var. Bir tür gerçeklikten bir başka tür gerçekliğe geçiş söz konusu.
       Yönetim bilimci Peter Drucker diyor ki, bundan 20 yıl sonra yönetim kademelerinin sayısı yarıya, yöneticilerin sayısı üçte bire inecek. İş artık birbirinden ayrı departmanlarla değil, birbirleriyle ilişki içinde olacak çalışma grupları tarafından yapılacak.
       Bill Gates daha radikal bir öngörü yapıyor ve "artık iş hayatında fiziksel ve coğrafi sınırlar ortadan kalkacak" diyor. Şikago'daki bir uzman işe gitmek yerine bilgisayarının başına oturacak ve o arada Nairobi'deki iş arkadaşıyla bir ekip çalışması yapabilecek. Artık yeni çağda iş hayatının omurgasını çalışma grupları oluşturacak.
       Mükemmelliğin aranacağı ve her yıl en başarılı çalışma grubunun ödüllendirileceği toplantıların ilkine başarılar dilerken, sözlerime Mevlana'nın bir rubaisiyle son vermek istiyorum:
     "Her mum yandıkça orada pervane döner.
       Hem mum bambaşka şimdi, hem pervane..."
       Bugünkü toplantıda da katkı yapan herkes bambaşka mumlar yakacak ve o mumlarda bambaşka pervaneler dönecektir."



Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr