Kat sahibine denetimli koruma

Kat sahibine denetimli koruma


     Çürük binanın sorumluluğu, müteahhit ve özel denetim şirketinde olacak. Yapı sigortası temel atmadan başlayıp 10 - 15 yıl sürecek

       Genel Yayın Yönetmenimiz Yalçın Doğan, her hafta bir bakanı yazı işleri toplantımıza konuk ediyor. Ben kendi hesabıma bu toplantılardan çok yararlanıyorum. Bayındırlık Bakanı Koray Aydın, bu haftaki konuğumuzdu. Hiç palavrası olmayan, ne söylediğini bilen, iyi bilmediği konuda lafı yuvarlama yoluna gitmeyen, ciddi bir politikacı. Benim tanıştığım ilk MHP'li bakan.
       Konumuz tabii ki depremdi. Ama ben Aydın'a karayollarımızdaki kaza kara noktalarını sordum. Bu kara noktaların düzeltilmesi için kara noktanın bulunduğu yöredeki sanayi kuruluşlarıyla işbirliğine gidilmesini, onlardan belli miktarlarda sponsorluk sağlanmasını önerdim.
       Önerimi olumlu karşıladı, ama "Prefabrik konutların yapımında özel sektör sınıfta kaldı" diyerek yol hatalarının düzeltilmesinde sponsorluk yapmaları konusunda pek umutvar olmadığını dile getirdi. "Prefabrik evler başkaları içindi, o yollarda kendi hayatları tehlikede" deyince konuyu notuna aldı.
       Deprem konusunda ise Aydın, İmar Yasası'nda yapılacak değişiklikle yeni inşaatlara bugüne kadar hiç bilmediğimiz bir denetim sisteminin getirilmesi için çalışmaların yürütüldüğünü belirtti. Yapı sigortasını da içerecek bu denetim sistemi henüz son şeklini almış değil.

Üçlü sorumluluk

       Sistemin özü, apartman dairesi satın alacak olan tüketiciyi, dairenin kötü üretilmiş olmasına karşı korumak. Bugüne kadarki sistemde tüketici, müteahhidin kendisine teslim ettiği dairenin değil depreme dayanıklılığının, elektrik tesisatı, asansör, kazan vs gibi düzeneklerinin güvenli olup olmadığını bile bilmiyor.
       Getirilecek yeni sistemde ise müteahhit, yaptığı binanın sorumluğunu üzerine alıyor ve inşaat sürecinden kaynaklanan herhangi bir hasar ya da arıza durumunda kat maliklerinin zararını tazmin ediyor. Bu sistemi aslında 3'lü sacayağı gibi düşünmek daha doğru. Sacayağının bir ucunda müteahhit, diğer ucunda yasayla kurulacak olan özel denetim şirketleri, üçüncü ayağında ise sigorta şirketi var. Zaten bu sistemin bel kemiğini, inşaatın temel atılması sürecinden başlayarak bitiminden 10 - 15 yıl sonrasına kadar uzanan, ülkemizde bugüne kadar hiç olmayan yapı sigortası oluşturuyor.
       Müteahhit denetim işini Avrupa Birliği ülkelerinde olduğu gibi profesyonellerden oluşan, bağımsız, özel bir denetim firmasına devredecek. Denetim firması da, üzerine aldığı riski sigorta şirketine sigortalatacak. 3. kişi konumundaki denetim firması, yapım aşamasında inşaatın projeye uygunluğunu, malzemeden çalınıp çalınmadığını mal sahibi ve müteahhit adına denetleyecek. Bu arada sigorta şirketinin elemanları da denetim aşamasına katılabilecekler.
       Sistem genel hatlarıyla böyle işliyor. En çok merak edilen konular ise mal sahibinin muhatabının kim olacağı, sigorta primini hangi tarafın ödeyeceği, binaların kaç yıl boyunca teminat altına alınacağı gibi noktalar.
       Bizde çıkması beklenen haliyle yasada sigortayı yaptırmakla mükellef tutulan taraf bağımsız yapı denetim şirketi. Türkiye'de henüz bu şirketler kurulmadı. (Yabancı bir örnek isterseniz Bureau Veritas)
       Bazı sigorta şirketleri ise prim ödeyenin denetim şirketi değil müteahhit olması gerektiği görüşünde. Endişelerini de "Karşımıza bilmediğimiz yeni bir grup çıkacak. Sistemin düzgün işlediğini görmeden bunların yaptığı denetime nasıl güveneceğiz?" şeklinde dile getiriyorlar. Gene aynı nedenle yapı sigortasının zorunlu olmasına da karşı çıkıyorlar.

Deprem tahmininde AB etik kuralları

       Son olarak da bir Litvanyalı denize taş attı, İstanbullu günlerdir depremle yatıp depremle kalkar oldu.
       Zaten aylardır medyamızda her eline mikrofon alan bir yetkilinin ağzına dayıyor:
       - Ne zaman deprem olacak?
       - Kaç şiddetinde olacak?
       - İstanbul'un hangi bölgelerini vuracak?
       Depremin önceden tahminiyle ilgili çalışmalar yürüten bir bilim adamı, birtakım bulgulara eriştiği takdirde ne yapmalı?
       Bizde olduğu gibi önüne gelene açıklama yapması doğru mu, yoksa bu konuda izlenmesi gereken belli bir yol mu var?
       TÜBİTAK'ın Bilim ve Teknik dergisinin aralık sayısında, Avrupa Birliği ülkelerinde geçerli "Depremin önceden tahminiyle ilgili Avrupa etik kuralları" yer alıyor. Bu kuralların özü, deprem konusunda halkı uyarma sorumluluğunun bilim adamlarında değil, ülke yöneticilerinde olduğunun altını çizmek. Halkın bilim adamına ve kamu yöneticilerine karşı güveninin sarsılmasını, panik nedeniyle toplum psikolojisinin bozulmasını engellemek.
       Avrupa Birliği deprem etik kurallarına göre depremi önceden tahmin etme noktasına gelen bir bilim adamının yapması gerekenler şöyle sıralanıyor:
       * Bilimsel verilerin ve yöntemlerin geçerliliğini diğer bilim adamlarına doğrulatmalı.
       * Çalıştığı kurumun yöneticilerini ve siyasetçileri bilgilendirmeli.
       * Medyaya ve topluma rastgele bilgi vermemeli, yalnızca bu konuda görevlendirildiği taktirde açıklama yapmalı.
       AB etik kuralları "eğer gerek varsa, ülkede bir Ulusal Değerlendirme Komitesi kurulmasını" salık veriyor. Bizim ülkemizde böyle bir değerlendirme komitesinin kurulması şart. Olsa olsa bugüne kadar neden beklediğimizi tartışabiliriz. Böyle bir komite herhalde İsveç ya da Finlandiya için değil, depremin günlük hayatın bir parçası olduğu Türkiye için gerek.
       AB'deki deprem etik kuralları uyarınca Ulusal Değerlendirme Komitesi'nin yanı sıra tarafsız bir görüş alınmak istendiğinde ise uluslararası jeodezi ve jeofizik uzmanlarından oluşan Avrupa Danışma Komitesi'ne başvurulabiliyor. Ancak bu komite de kesin bir gerçeği resmi olarak açıklayan bir kurum değil. Ayrıca bir bilim adamının deprem konusunda yabancı bir ülkenin yetkililerine haber vermesi de izne bağlı


Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr