Maydanozluğa 2000 de de devam

Maydanozluğa 2000 de de devam


       Milenyuma adım atmış olmamız beni nedense heyecanlandırmıyor. Ama yılbaşı için durum farklı.
       Ben her yılbaşını, geride bıraktığımız yılın kendi açımdan muhasebesini yapabilme fırsatı olarak değerlendiririm. İşyerindeki ajandamı ve haftalık randevu defterimi yenilerken, kendimi de yenilemek isterim. Hatta son dönemde dünyadaki başdöndürücü hızlı değişime ayak uydurabilmek için ben de kendimi yenilemeyi yılbaşlarıyla sınırlamayıp otomatiğe bağladım.
       Geçen yıla "Yeni yılda benim adım maydanoz" diyerek nokta koymuş ve artık üzerime vazife olmayan işlere de burnumu sokmayı siz Milliyet okurlarına vaat etmiştim.
       Yaşadığımız deprem felaketi ertesinde enkazın baş sorumlusu olarak ilan ettiğim Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel beni mahkemeye verdiyse (3. duruşma 27 Ocak'ta) ve ayrıca "Gazeteciler reklama çıkmamalı" diye başlattığım kampanya tuttuysa, kendimi maydanozluk görevini yerine getirmiş sayıyorum: Hem 25 yıldır emek verdiğim mesleğime ve genç meslektaşlarıma karşı, hem de doğrudan uzmanlık alanımda olmayan politikaya burnumu sokarak...
       Maydanozluk, 1999'da bana çok değer verdiğim bir ödül getirdi. İstanbul Üniversitesi İletişim Fakültesi öğrencilerinin oylarıyla, ekonomide yılın iletişimcisi seçildim.
       Gördüğünüz gibi ben maydanozluğu bayağı sevdim. Bu yıl da üzerime vazife olan konuların yanı sıra üzerime vazife olmayan konulara da el atacağımdan kuşkunuz olmasın.
       Bu yıl için şimdiden belli olan 2 maydanozluk konum var: Birincisi gazetecilik etiği. İkincisi de nükleer santrallar!
       Milli Güvenlik Kurulu bile dünyada ömrü tükenmiş bir teknolojiye evet dedikten sonra bu konudaki maydanozluk ne işe yarar bilemiyorum, ama ben doğru bildiğimi sizlerin de desteğiyle sonuna kadar savunmaktan geri durmayacağım.
       Burnumu sokacağım diğer üstüme vazife olmayan konular ise 2000 yılını yaşarken ortaya çıkacak.

Siz kendi hayatınızda ne kadar varsınız?

     Aslında hepimizin hayatındaki en önemli ilişki, kendimizle olan ilişkimiz

       "Siz kendi hayatınızda ne kadar varsınız?"
       Yaşadığım hayat kendi hayatım diyebiliyor musunuz?
       İşinizde ne kadar varsınız?
       Evliliğinizde ne kadar varsınız?
       İlerde çocuğunuz böyle bir soruyla karşılaştığı zaman, onun ne gibi bir yanıt vermesini istersiniz? Herhalde "Hayır, ben kendi hayatımı yaşamadım. Anne - babamın benim için seçtiği hayatı yaşadım" demesini istemezsiniz, değil mi? Aynı şey kendiniz için de geçerli olmalı."
       Bu sözler Doğan Cüceloğlu'na ait.
       Geçtiğimiz ay içinde Sistem Yayıncılık'ın okurla yazarı buluşturduğu hoş bir toplantıda duydum. Çok etkilendim, hatta irkildim.
       O toplantıyı izleyen günlerde hep kendi kendime aynı soruyu sordum: "Ben, kendi hayatımda ne kadar varım?" Yanıt fena çıkmadı.
       Cüceloğlu "sıradan insanlar ya şükrederler, ya da küfrederler" deyince kahkahayı bastım. Ve beni en sıkan, çevremde en görmek istemediğim insan tipinin, sürekli halinden memnun olmayıp yakınan, ama yakındığı durumu değiştirmek için kılını kıpırdatmayanlar olduğunu anımsadım. Anımsadım diyorum, çünkü o tipleri çevremden uzaklaştırmayı özellikle son yıllarda mükemmelen başarmış bulunuyorum! Sizlere de hararetle tavsiye ederim.
       Cüceloğlu konuşması boyunca sık sık aynı soruya döndü:
       "Siz kendi hayatınızda ne kadar varsınız?
       Okurken, işyerinde, ailenizle olan ilişkilerinizde....
       Şu yaşamakta olduğunuz hayat, hakikaten kendi hayatınız mı?
       Birisi sizin için "adamın ağzı laf etmiyor, varoluşuyla konuşuyor, hayatında yüzde 100 var" diyebilir mi?"
       Bugüne kadar bu konu üzerinde düşünmediyseniz, milenyumun bu ilk günü iyi bir fırsat olabilir.
       Belki farkındayız, belki de değiliz ama aslında hepimizin hayatındaki en önemli ilişki, kendimizle olan ilişkimiz. O ilişkide kendimizi ne kadar kandırıyoruz? Yüzde 100 var olmak yerine buçuklarla mı yetiniyoruz?
       Miş gibi yaparak mı yaşıyoruz?
       Eğer bu konu üzerine daha fazla kafa yormaya niyetliyseniz, size Doğan Cüceloğlu'nun Sistem Yayıncılık'tan son çıkan Anlamlı ve Coşkulu Yaşam için SAVAŞÇI kitabını 2000'in ilk kitabı olarak salık verebilirim.
       Hayatı miş gibi yapmadan, tüm hücrelerinizle yaşamayı bir deneyin. Doğru bildiklerinizle eylemleriniz arasındaki çelişkileri teker teker kaldırmayı başaracağınızdan eminim.

Mutluluk da, sağlık da sizin tercihiniz

       Biz gazetecilerin işi kolay. Onlarca tebrik kartı yazmak yerine yeni yıl dileklerimizi köşemizden birkaç satırla dile getirebiliyoruz.
       Her yılbaşında olduğu gibi sizlere yine sağlık, mutluluk, neşe ve başarı dolu günler dileyeceğim. Ama siz tercihinizi bu yönde yapmazsanız, benim iyi dileklerde bulunmam işe yaramaz!
       Demek istiyorum ki hayatta başımıza gelenler, hayatı iyi ya da kötü yaşamamız çoğunlukla kendi tercihimiz. Hatta bir dereceye kadar sağlıklı olmamız bile...
       Yeni yılın ilk gününe pek de yakışmayan uç bir örnek ama, eğer ailenizde kanser varsa ve siz genetik olarak kansere yatkın olduğunuz halde gerekli periyodik kontrolleri yaptırmamışsanız ve artık geri dönülmez bir noktada kanser olduğunuzu öğreniyorsanız, bu durumda sizin tercihinizin de hatırı sayılır bir payı yok mudur? Erken teşhis hayat kurtarır!
       Bir de kendimden örnek vereyim. Çocukluğumdan beri gözüm az görür. Buna rağmen gittim mimar oldum. Gazeteciliğe yöneldikten sonra ise az görmeme rağmen her yere girip çıktım. Zorlandığım durumlarda hiç tanımadığım kişilerden yardım istedim. Sadece iş hayatımda değil, özel hayatımda da sergilere, sinemalara gitmekten geri durmadım. Göremediğim resimleri ya da filmlerin karanlık, çok haraketli sahnelerini birlikte izlediğim arkadaşlarıma anlattırdım.
       Ben hayatı yüzde 100 görüyormuşum gibi yaşıyorum. Ve sanırım yüzde 100 görebilenlerin çoğundan daha iyi yaşıyorum. Çünkü sizlerin görebildiği pek çok kirliliği ben göremiyorum. Çok da isabet oluyor.
       Hayatı nasıl yaşadığımız bizim tercihimiz. Ben hiç pes etmem. Sonuna kadar mücadele ederim. Paraya önem vermem. Siyasetçilere yüz vermem. Hoşlanmadığım insanları çevremde tutmam.
       Her geçen gün daha cahil olduğumu fark ediyor ve öğrenmeye doyamıyorum. Özür dilemeyi de öğreniyorum. Size de tavsiye ederim.
       2000'de seçiminiz, mutlu, başarılı, sağlıklı ve neşe dolu yaşamak olsun!



Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr