Orhan Pamuk'a cübbesi dar ve kısa geldi!

Berlin'den Belçika'ya geçen Pamuk'a, Brüksel Katolik Üniversitesi'nde de cübbe giydirildi. Pamuk'a Nobel aldıktan sonra Türkiye'de verilen ilk ödül, Boğaziçi Üniversitesi'nin fahri doktorası oldu. Dün sabah tarihi Albert Long Hall salonundaki töreni, karışık duygular içinde izledim. Göğsümüzü kabartan edebiyatçımız Orhan Pamuk, Nobel ödülünü aldıktan hemen sonra, Hollanda Tilburg Üniversitesi tarafından fahri doktora unvanıyla ödüllendirildi. Ardından bir fahri doktora da Berlin Hür Üniversitesi'nden geldi; ancak güvenlik nedeniyle Pamuk, Berlin'de cübbesini bu ay başında giyebildi. Önce birkaç gözlem: Sempozyumlar, konferanslar ve klasik müzik konserleri için yıllardır gittiğim Albert Long Hall'ün girişinde ilk kez sıkı güvenlik kontrolünden geçtim, çantam didik didik arandı. Türkiye'ye Nobel armağan eden edebiyatçımızın, doğup-büyüdüğü kentte bu koşullarda ödül almasından utanç duydum. Pamuk, yaptığı kısa ve anlamlı konuşmanın 3 ayrı yerinde altını çize çize "Burası benim evimdir. İnanın, insanın evinde onurlandırılması, şereflendirilmesi kadar mutlu bir şey olamaz" dedi. "Evinde ödül almak" İstanbul'da 22 üniversite var. Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Gülen Aktaş'tan öğrendiğime göre hepsinin rektörlerine davetiye gönderilmiş. Törene katılan tek Rektör Prof. Dr. Tosun Terzioğlu'ydu (Sabancı Üniversitesi). Cumhurbaşkanı'nın, Türkiye'ye ilk Nobel'i armağan eden edebiyatçısına tebrik mesajını bile esirgediği bir ülkede, demek ki böyle başa böyle tıraş oluyor!Sahnede Fen Edebiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ömer Oğuz Orhan Pamuk'a cübbesini giydirmeye çalışıyor; ama anlaşılan Pamuk'un boylu poslu olduğu pek düşünülmemiş. Pamuk cübbe giydirilirken zorlandığını, mimikleriyle de belli ediyor. O sırada sahnede olan Rektör Prof. Dr. Ayşe Soysal'ın üzerinde de cübbesi var. Üçünün arasında en uzun boylusu Pamuk, ama cübbeler içinde en kısası ve küçüğü Pamuk'unki!Törenden önce Orhan Pamuk'un annesiyle tanışıp el sıkıştığımda, gençliğini Pamuk'un kitaplarından ezbere bildiğim bu zarif hanımefendiye ne diyeceğimi şaşırdım. Rektörler gelmedi Pamuk, ilkokulu bitirdikten sonra 1966 - 70 yılları arasında Robert Kolej'de öğrenci olduğu yıllarda, ders saatleri dışında sanat atölyesi ile kütüphane arasında mekik dokurmuş. Resim yapmaktan sıkıldığında kütüphaneye gidip, meraklı bir çocuk olarak "gizli ikinci hayatını" Boğaziçi'nin kütüphanesinde yaşar, orada mütemadiyen kitap okurmuş.Pamuk, edebiyatın yalnızca bir hikâyeler toplamı olmadığına, yazarın insanları kendi toplumu hakkında, hayatımızın anlamı hakkında, dünyanın nereye gittiği hakkında düşündürmek istediğine dikkat çekti. Kendisinin de kitaplarını yazarken, dünyanın geleceği hakkında düşünme sorumluluğunu hissettiğini ve okurlarını da düşünmeye davet ettiğini dile getirdi. Ama bunları yapabilmek için kendi içindeki meraklı, sorumsuz, yaratıcı çocuğun özgürce düşünebilmesi gerektiğine vurgu yaptı:"Özgürlüğü olmayan toplumların geleceği de olamaz. Toplumları esenliğe götüren özgür düşünce, içimizdeki sorumluluk duygusuyla çocuksu sorumsuzluğu birarada muhafaza etmekle mümkündür." mtamer@milliyet.com.tr Sorumlu / sorumsuz