Sevgili Kırca! Yanındayız

Sevgili Kırca! Yanındayız

     Milliyet okurlarından Levent Kırca'ya, bazı çekincelerle de olsa tam destek var. Kırca'nın açlık grevinin özü, sansüre karşı mücadele. Mizaha sansür koyan zihniyet, yarın hiç beklemediğiniz bir noktada silahı size de çevirebilir. Kırca'nın dediği gibi bakanlar ancak herhangi bir abukluk yaptıkları takdirde mizaha konu olabilirler. Mizahçının bu abuklukları görmezden gelmesi ise, kendi işini kötü yapıyor olması demek değil midir?

       "Sayın Tamer,
       Bilindiği gibi bir bakanın gazetelerde yayınlanan bir demecinden yola çıkarak yaptığımız bir skeç nedeniyle, programımızın bulunduğu TV kanalı RTÜK tarafından kapatıldı. Ben de bu kapatma kararını protesto etmek için tüm ekibimin oybirliği ile programımı yayından çektim ve TV programı yapmama kararı aldım.
       Üzülerek görüyorum ki sansüre karşı çıkması gereken bir takım gazeteci ve televizyoncu, ya hiçbir şey olmamış gibi davranmakta ya da "ama canım Levent de fazla ileri gitti" gibi bir tavır almaktadırlar. Bu nedenle bu açıklamayı gerekli buldum.
       Ek olarak ne ben, ne de ekibim kusursuz olduğumuz iddiasında değiliz. Elbette her insan gibi bizim de yanlışlarımız olacaktır. Ancak burada önemli olan, eğer var ise bizim bir yanlışımız yüzünden bağlı olduğumuz kanalın kapatılarak tüm halkın cezalandırılmasıdır. Bu özel olayda sayın bakan için hukuk yolları açıktır, mahkemeye başvurur ve gereğinin ifasını ister. Kaldı ki hiçbir mizah sanatçısı, durup dururken bir bakanı programına konu etmez. Bir mizah programına konu olmak için, o bakanın mutlaka bir abukluk yaparak bunu haketmesi lazımdır!
       Sayın Işılay Saygın, durup dururken temsil ettiği makamın ciddiyeti ile hiç de bağdaşmayacak şekilde bakire olduğunu açıklarsa, bekaret kontrolünün gerekli olduğunu söylerse, bu nedenle intihar eden pırıl pırıl genç kızlar için üç tane beş tane önemli değil derse, elbette ki mizahçılar bunu anlamayacaklardır.
       İkinci olarak bu olay, Levent Kırca'nın özel meselesi değildir (...)"
     Levent Kırca - Oya Başar imzalı 2 sayfalık faks mesajı, böyle başlıyor.
       Daha 2 hafta önce bir gece yatıp ertesi sabah uyandığında, Mafya'yla ilişkili görünen bir inşaatçıyı karşısında patron olarak bulan ve Milliyet'teki direnişte baştan beri aktif rol oynayan bir gazeteci olarak size hak vermemem söz konusu değil sayın Kırca. Bu tepkinizde yanınızdayız. Yarın başlayacağınız grevinde de tabii ki yanınızda olacağız. Artık toplum da bu tip başı dik mücadelelerde duyarsız değil. Biz nasıl başardıysak, eminim siz de başaracaksınız.
       Sansüre karşı çıkması gereken gazeteci ve TV kanallarından destek görememekten duyduğunuz üzüntüyü de yüreğimde hissediyorum. Zira bizlerin de Milliyet'teki direniş süresinde Dünya gazetesi ve Cumhuriyet'teki bir - iki köşe yazısı hariç, gazete ve TV'lerden fazla destek gördüğümüz söylenemez. Cumhuriyet'e bile haber olamadık. İslami basını saymazsak, Milliyet'teki direnişi birinci sayfa haberi yapan tek gazete Dünya oldu. Dünya'nın sahibi Nezih Demirkent, ayrıca salı günkü Medya yazılarında da Milliyet'te olup bitenleri ayrıntılarıyla okurlarına duyurdu.
       Evet, açlık greviniz süresince, sizin de altını çizdiğiniz bağlamda sansüre karşı mücadelenizde Tüketici Köşesi olarak yanınızda olacağız. Ama bu demek değil ki yaptıklarınızın tümünü destekliyoruz.
       Zaten siz de faks mesajınızda kusurlarınızın olabileceğini ifade ediyorsunuz. Bu ifadenizden cesaret bularak, sansüre karşı size sonsuz destek verirken, Milliyet okurlarının, hemen eklemek gereğini duyduğum bazı çekinceleri de altalta sıralamak istiyorum:
       * Kırca'nın programı giderek daha galiz esprilerle bezenir hale geldiği için artık pek izlemiyorum. Ama sansüre karşı mücadelesinde yanındayım.
       * Keşke bu eylemi tam da 75. yılın kutlandığı o güzel günde yapmayıp, bir - iki gün erteleseydi. Yıllardır hasretini çektiğimiz barış içinde, coşkulu birlikteliği, TV ekranları ve gazeteler aracılığıyla da yaşamak istiyordum. Bir Kırca, bir de uçak kaçıran terörist bu işe limon sıktı. Teröristin zaten amacı bu, ama Kırca hiç değilse o gün ekrana çıkmasa olmaz mıydı?
       * RTÜK'ün kapatma cezasını onaylamamız mümkün değil. Ancak ratingi yüksek bir programda bekaretin didikleniş biçimi, izleyicilerin çoğunluğunu rahatsız etmeyecek şekilde olmalıydı. Yoksa Işılay Saygın'ın diline doladığı bekaretin, mizahçılara malzeme olmasına prensipte itiraz eden yok.
       * Sansüre karşı çıkarken sanatçı kimliğini vurgulayan Levent Kırca'nın, 29 ekim gecesi Kanal D'nin gece haberlerinde "küçük dağları ben yarattım, yıllardır ratingi en yüksek programları ben yaparım" tavrı, gerçek bir sanatçıya yaraşır zerafetten uzaktı. Bu tavrı itici bulduklarının kayda geçmesi koşuluyla size destek veren okurlarımız da var.
       Ama merak etmeyin sayın Kırca. Gazeteleri daha 2 hafta önce Mafya sansürüne takılma tehlikesi geçirmiş olan hiçbir Milliyet okuru, konunun özünü kaçırmış değil. Hepsi sizin yanınızda.

       Ve hep birlikte Mahellenin Muhtarları'nın yayınını size destek için ATV'den çeken Kandemir Konduk'a da, yine çok sevilen dizi Bizimkiler'i Star'dan çeken Umur Bugay'a da teşekkür ediyorlar.
       Kaldı ki Bakanlar Kurulu'nda, hatta Başbakan'ın bakanlarını ve bürokratlarını gazetecilerle yüzleştirdiği meşhur yemekte bile alay konusu olan Işılay Saygın'ı, elbette mizahçılar da es geçmeyeceklerdir. Zaten es geçecek olsalar, onlar da kendi işlerini kötü yapıyorlar demektir. Olsa olsa mizahın üslubu, dozu ve seviyesi tartışılabilir. (Programı izlemediğim için de maalesef o konuda fikir sahibi değilim)
       Kaldı ki Işılay Saygın'ın bekaretinin mizah malzemesi yapılmasında, bence geç bile kalınmıştır. Asistanlarım dün, Milliyet'in zengin arşivinde Işılay Saygın'la ilgili dosyaları incelediler. Gazete kupürlerinin çoğu bekaretle başlayıp, bekaretle bitiyor!
       Çevre Bakanı İmren Aykut da bekar. Sanırım Saygın'la da aynı yaşlarda. Neden kimse kalkıp da Aykut'a bakire olup olmadığını sormuyor?
       Bu olayda iktidar mensuplarının fors kullanarak RTÜK aracılığıyla mizaha sansür koymalarının vehametini de gözardı etmememiz ve bu tür bir çığırın açılmasına elbirliğiyle engel olmamız gerek.

       Bu sütunlarda ne Özer Çiller'i ne de Doğan Güreş'i olumlu örnek göstereceğim aklıma gelirdi. Ama defalarca yayınlandığı için benim de izlemiş olduğum jet - ski örneğinde Özer Çiller, ya da skoç etekliğiyle Başbakan Çiller'e sürekli yağ çekme pozundaki eski Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş de RTÜK'e başvurarak ilgili TV için ekran karartma isteyemezler miydi?
       CHP lideri Deniz Baykal'la pek çok konuda hemfikir olmayabilirim. Ama son Milliyet olayında, Korkmaz Yiğit - Alaattin Çakıcı kasetlerini açıklayarak bizleri sonu belirsiz bir maceradan kurtaran Fikri Sağlar, CHP milletvekili olduğu için Baykal'a teşekkür borcum var. Bu yazıyı, altına imzamı atabileceğim bir demeciyle, Baykal'dan Kırca'ya destek mesajıyla noktalamak istiyorum:
       "Milliyet Gazetesi'nin satışında okuyucuların ve yazarların ortaya koyduğu tavır, artık sadece faturayı ödeyen kişinin patron olmadığını göstermiştir. Bu olayda da aynı durum yaşanmaktadır.
       Türkiye'nin çok köklü bir mizah geleneği vardır. Padişahlar bile bu mizahın hedefi olmaktan kurtulamamıştır. Şimdi falan bakan üzüldü diye, köklü bir mizah anlayışını kapatmanın, cezalandırmanın anlamı yoktur. O nedenle biz CHP olarak Levent Kırca ve Oya Başar ile dayanışma içindeyiz. Her türlü şiddet ve pornografi yayınları rahatlıkla yapılırken, iktidar mensupları mizaha konu oldu diye RTÜK'ün kapatma cezası vermesi kabul edilemez."




Yazara E-Posta: M.Tamer@milliyet.com.tr