İdlib’in yeni yüzü

Korona salgını öncelikleri değiştirmiş, kamuoyunun dikkatlerini dağıtmış görünüyor. Yine de bazı alanlarda etkisi pek hissedilmiyor. Medyada fazla yer almamasına rağmen bazı bölgelerde gerilim ve çatışmalar sürüyor. Genelde Suriye’de, özelde İdlib’de olduğu gibi. Üstelik mevsimin bahara dönmesiyle birlikte siyasi ve askeri havanın ısınmaya başlayacağına dair güçlü emareler var.

Söz konusu değişimi anlamak için bazı konulara odaklanmak faydalı olabilir. Rusya, Esad ve İran cephesinin gelişmeleri nasıl ele aldığına bakmak önemli. Üçlü, korona salgınına rağmen, üç koldan ve uyumlu bir biçimde hareket ediyor. Bir yandan İdlib’de ateşkesi ihlal ederek gerilimi artırıyor ve zemini askeri bir harekâta elverişli hale getiriyor. Bir yandan da bölgeye kuvvet kaydırmayı sürdürüyor. Aynı zamanda da M-4 karayolunun ulaşıma açılamadığını kayıt altına alıyor. Muhtemelen yığınak bitince, tüm dünyanın koronayla meşguliyetini fırsat bilerek, yeni bir harekâta girişecektir.  

Rusya, İran ve Esad cephesinin acelesinin olduğu açık. Öncelikli amaç, sahayı temizlemiş biçimde masaya oturmak. Eğer ki masaya ihtiyaç kalırsa. Çünkü Rusya, en baştan beri, İdlib’de bulunan silahlı grupları muhatap almamayı stratejisinin esası olarak görmektedir. Diğer aktörlerin masada birilerini savunmak için yer alması ona göre dışarıdan “zafere” ortak olmaktır. Bu nedenle, “teröristlerin” ömrünü uzatmadan, iş sürüncemeye dökmeden, sonuca gitmeyi hedeflemektedir.

Bu yaklaşımı hızlandıran birden fazla neden var. İlk neden, ABD-Rusya rekabetinin Suriye’ye yansıması. Elbette bu rekabet Avrupa, Karadeniz ve Ukrayna’da olup bitenlerden bağımsız değil. Dolayısıyla, Suriye de olup bitenler ABD ile Rusya arasında “birleşik kaplar” gibi işliyor. ABD, Suriye’nin Rusya’ya maliyetini artırmaya, işi uzatmaya odaklı bir tutum geliştirmiş görünüyor. Suriye konusu masaya geldiğinde ise, Rusya’nın karşısında “hakları” savunulacak “muhaliflere” ihtiyacının olduğunu biliyor.

ABD için “mükemmel” süreç, Suriye’yi en az maliyetle, müzakere masasına taşımaktır. Nitekim İdlib’de yerleşik El Kaide bağlantılı grupları “kötü çocuklar” liginden çıkartıp, “iyi çocuklar” sınıfına da muhalifleri” dahil etmesi bir tesadüf değildir. Rusya’nın tutumuna bakınca, bunun ne anlama geldiğini bildiği görülüyor. Ruslar bu filmi 1979-1989 arası dönemde Afganistan’da gördüler. ABD destekli “muhaliflerin” ne manaya geldiğini iyi biliyorlar. Öte yandan, Putin’i hızlandıran bir diğer gelişme de “kötünün iyisi olan”, Türkiye’nin desteklediği/biçimlendirdiği “Özgür Suriye Ordusu”nun her geçen gün sahada eriyor olması. Başka bir ifadeyle, muhaliflerin karakterinin değişmesi. 

Son olarak, Türkiye’nin durumuna bakmak gerek. Türkiye, büyük güçlerin “arasında” kalmış gibi görünüyor. En büyük sorun, İdlib’in jeopolitik kısıtlılıkları, düzensiz göçmen ve radikallerin dönüştürülmesi sorumluluğunun üstlenilmiş olmasıdır. Görünen o ki Türkiye için İdlib vekâlet savaşının yürütüldüğü bir saha olmaktan hızla çıkıyor. Mehmetçik, İdlib’in çeperlerinde ve havada Rusya, içeride ise kendisini “tekfirci” olarak tanımlayanlarla karşı karşıya kalacak gibi görünüyor.