Suriye, ABD ve hikâye yazımı

Suriye ile ilgili gelişmeler her geçen gün daha da karmaşık hale geliyor. Ülke adeta atomlarına ayrılmış durumda. Sahadaki askeri gelişmelere, ilgili başkentlerdeki harekât planlarına, siyasi niyetlere ve yerel ittifak ilişkilerine bakınca iç savaşın daha uzun süre gündemde kalacağı açık.

Mücadele sadece DAEŞ odaklı devam etmiyor. Çok sayıda, farklı karakterde aktör siyasi hedeflerini gerçekleştirmek için rekabet ediyor. Elimizde oldukça uzun bir liste var. Esad iktidarını sürdürmeyi, Rusya askeri üslerini korumayı, PKK askeri/siyasi gücünü geliştirmeyi, Türkiye güvenliğini sağlamayı, İran Esad’ı ayakta tutmayı, DAEŞ tutunmayı deniyor. Bu tabloda hedeflerin diplomatik yollarla gerçekleşmesinin mümkün olmadığını görenler, masada ellerini güçlendirmek isteyenler, umutlarını askeri gelişmelere bağlamış durumdalar.

Askeri gelişmeler kabaca üç cephede sürüyor. Birincisi, Suriye’de, sahada devam eden sıcak çatışma. Bu çatışmalar çoğunlukla vekâlet savaşı niteliğinde sürüyor. ABD, Rusya, İran ve Türkiye şimdilik görünen müvekkiller. Aynı zamanda savaş, cephe hattının belirsiz, oynak ve değişken olduğu bir ortamda devam ediyor. Rakiplerin iç içe girdiği, muğlaklığın arttığı, yeni silah ve tekniklerin denediği, kimin kimi hedef aldığının belli olmadığı bu ortam ciddi yeni riskler de içeriyor. Üstelik taraflar arasında bariz güç ve hedef asimetrisinin bulunduğu da görülüyor.

Mücadelenin ikinci cephesinde işler birincisi kadar gözler önünde cereyan etmiyor. Çoğunlukla kapalı kapılar ardında, örtülü operasyonlar şeklinde yürüyor. En önemli silahı ise tavizler, vaatler ve siyasi rüşvetlerden oluşuyor. İç savaşın oynak ittifaklar sisteminin ruhunu yansıtan ve piyasa koşullarına uygun, “Bu müttefiklerin sayısını artır, düşmanların sayısını azalt” ilkesi her yönüyle çalışıyor.

Mücadelenin üçüncü cephesini, kamuoyuna yönelik, kitabın tanımı ile “ psikolojik harekât/bilgi savaşı” oluşturuyor. Herkes sahadaki gelişmeleri, gerçekleri, kendi işine gelecek biçimde de hikâye ederek anlatıyor. Kamuoyunun algısını şekillendirmeye çalışıyor. Bu noktada hikâyenin doğru olması çok da önemli değil.

Bu hikâyelendirmenin “en çarpıcı” ve bir o kadar da insan aklıyla alay edenine birkaç gün önce tanıklık ettik. Türkiye, YPG’nin PKK’nın organik bir parçası olduğu, doğrudan PKK tarafından sevk ve idare edildiği görüşünde. ABD ise YPG’nin PKK’dan farklı bir örgüt olduğu fikrinde ısrarcı. Bunu güçlendirmek ve kamuoyu algısı yaratmak içinde her fırsatı değerlendiriyor.

Nitekim DAEŞ’e karşı mücadele için oluşturulan uluslararası koalisyonun (Türkiye de bunun bir parçası) komutanı Korgeneral Stephen Townsend, “YPG’nin Suriye’nin kuzeyinden Türkiye’ye yönelik tehdit oluşturduğuna ya da Türkiye’ye karşı herhangi bir saldırıyı desteklediğine dair son iki yıl içinde hiçbir kanıt görmedim” dedi. ABD ordusunda korgeneral olmuş birinin, sınır aşan asimetrik bir tehdidin etkisini salt coğrafyaya bağlayarak izah etme girişimi “hikâye yazımının” nerelere vardığını ve karşısındakileri nasıl da “hafife aldığını” göstermiyor mu?