Tek mekânda geçen beş film

Koronavirüs salgını nedeniyle ev birçok sinema seyircisi için ‘tek mekân’a dönüştü. Sinema tarihi boyunca yönetmenler kendilerini tek mekânla sınırladıklarında neler ortaya çıktı? Klasiklerden yakın dönemin başarılı örneklerine tek mekânı ustalıkla kullanan beş film seçtik.

Koronavirüs nedeniyle dünyada insanlar mecbur olmadıkça evlerinden çıkmıyor. Sinemada yönetmenler için her zaman bir zorluk olan tek mekânda hikâye anlatma becerisinin hayatın akışı nedeniyle akla gelebileceği bir dönemdeyiz. Vakit buna imkânı olanlar için tek mekânda geçerken klasiklerden yakın dönem örneklere başarılı tek mekân filmlerine göz attık. 

‘Rope / İp’ (1948)

Tek mekânda geçen beş film

Alfred Hitchcock’un gerilim yaratmadaki ustalığını kendisini tek mekânda sınırlayarak denediği “İp”, Patrick Hamilton’ın 1929 tarihli tiyatro oyunun uyarlaması. Hitchcock ‘mükemmel cinayet’ iddialarını cesedin de saklı olduğu bir evde bir davet vererek bir adım ileri taşıyan iki arkadaşın hikâyesini anlatıyor. Hitchcock, hem tek mekân hem de çok az kesme yapma gibi iki teknik iddiayı bir arada kullandığı filminde, izleyicisini her saniye boyunca gerilimin içinde tutmayı başaran, hiç eskimeyen bir polisiye sunuyor.

‘12 Angry Men / 12 Öfkeli Adam’ (1957)

Tek mekânda geçen beş film

Sidney Lumet’nin ana karakterini Henry Fonda’nın canlandırdığı filmi, New York’ta bir mahkemenin jürinin karar verdiği odasında geçiyor. “12 Öfkeli Adam”, gücünü tamamen diyaloglarından alırken Lumet’nin kısıtlı mekânında sürekli ayakta tuttuğu gerilim de takdiri hak ediyor. Özetle Henry Fonda’nın canlandırdığı jüri üyesinin sanığın suçlu olduğunu düşünen 11 jüriyi ikna etmesini konu alan film, adalet, grup dinamikleri üzerine benzersiz olduğu kadar tek mekân kullanımındaki ustalıkla bu türün en ünlülerinden biri.

‘Repulsion / Tiksinti’ (1965)

Tek mekânda geçen beş film

Roman Polanski’ye tecavüz davasıyla ilgili gösterilen haklı tepkilerin #metoo sonrası daha da şiddetlendiği şu günlerde yönetmenin tek mekân filmlerinden “Tiksinti”, ilginç bir örnek. Catherine Deneuve’ün canlandırdığı Carol’ın cinselliğe duyduğu bir tiksintiyle kendisini eve kapatıp adım adım akıl sağlığını yitirmesini konu alan film, psikolojik gerilim türünün büyük bölümü tek mekânda geçen önemli bir yapımı. Filme ilgili kaçılmaması gereken nokta, Polanski’nin filmde Carol’ın yaşadığı trajedinin nedeni olarak kendisinin suçlu bulunduğu, küçük yaşta başlayan bir cinsel tacize işaret etmesi...

‘All is Lost / Sona Doğru’ (2013)

Tek mekânda geçen beş film

Tek mekânda geçen filmlerin yakın dönemdeki başarılı örneklerinden “Sona Doğru”, “Margin Call” ve “A Most Violent Year”ın yönetmeni J.C. Chandor’ın imzasını taşıyor. Günümüz sinemasının en yetenekli isimlerinden Chandor’ın kariyerinin en başlarında tek mekân olarak bir teknede geçen bir filme imza atıp bunun altından kalkabilmesi sinema dünyasında takdirle karşılanmıştı. Robert Redford’ın canlandırdığı karakterin, teknede fırtınada yaşam mücadelesi vermesini konu alan film, tek mekânda sınırlı imkanlarla gerilim yaratma ve heyecanı ayakta tutma konusunda usta işi bir film.

‘Sieranevada’ (2016)

Tek mekânda geçen beş film

Romanya Yeni Dalgası’nın ‘babası’ olarak kabul edilen yönetmen Cristi Puiu, 2016’da Cannes Film Festivali’nde yarışıp haklı takdir toplayan filminde tek mekân filmlerinin klasikleri arasına girebilecek bir yapım sundu. Filmin yaklaşık üç saatlik süresinin büyük bölümü kalabalık bir ailenin babasının cenazesi için bir araya geldiği aile evinde geçiyor. Puiu, bu aile içindeki ilişkileri işlerken Romanya orta sınıfının dinamiklerinden ülkenin tarihine uzanan bir tablo sunuyor. Yönetmen, örneğin mutfakla ve salonda bambaşka iki dünya buluyor. Puiu’nun filmi, mekânı kullanımı ve kamera hareketlerinin dinamizmiyle bir sinema zirvesi.