Dünya yeni şoklara gebe

Dünya yeni şoklara gebe

Osman ULAGAY

Geçen yıl bu zamanlarda biri çıkıp da, son bir yıl içinde Asya'da yaşananları öngören bir senaryo yazsaydı herhalde "felaket tellalı" sıfatına layık görülür ve fazla ciddiye alınmazdı. Şimdi Asya'daki krizin hafiflemiş göründüğü, ABD ve Avrupa'da borsaların rekor üstüne rekor kırdığı bir ortamda yeni şoklardan söz etmek de ilk bakışta zamansız bulunabilir.
Türkiye'nin kendi kısır gündemine hapsolup dünyayı adeta unuttuğu bir ortamda bu diziyi yayınlamanın amacı, yeni şoklara gebe bir dünyada yaşadığımızı hatırlatmak. Belki hemen yaşanmaz bu şoklar, aşağıdaki kötümser senaryo olduğu gibi gerçekleşmez ama önemli olan bu değil; önemli olan nasıl bir dünyada yaşadığımızı unutmamamız.

Önümüzdeki bir yılda neler mi olacak? Dünya ekonomisinde neler mi yaşanacak? İşte size bir felaket senaryosu:
Batan Şirketler: 1997'de krize giren ve paraları korkunç oranlarda değer yitiren Tayland, Malezya, Güney Kore ve Endonezya gibi Asya ülkelerinde dolar bazında borçlanmış olan çok sayıda şirket borcunu ödeyemez duruma düşüp batacak.
Sallanan bankalar: Bu şirketlere bol keseden kredi açmış olan Japon bankaları bunalıma girecek, Avrupa ve Amerikan bankaları da hatırı sayılır zararlar yazacak. Bankaların krediyi kesmesi zordaki Asya şirketlerini daha büyük bir çıkmaza itecek ve bir kısır döngü oluşacak.


Sosyal deprem: Çok yüksek GSMH büyüme hızlarına alışık olan "yaralı kaplanlar"(Tayland, Malezya, Güney Kore, Endonezya) yıllardan beri ilk kez ekonomide hızlı büyüme yerine ciddi küçülmeyle karşılaşacak, işsizlik hızla tırmanacak. Hızlı yoksullaşma halkı sokaklara dökebilecek, varlıklı kesimlere karşı tepkiler tırmanacak, toplumsal istikrarsızlık artacak.
Politik çalkantı: Bu ülkelerden bazılarında (örneğin Endonezya'da) yönetimler halkın bazı toplum kesimlerine ve iktidara karşı tepkisini göğüslemek için güvenlik güçlerini ve olağanüstü önlemleri devreye sokmak zorunda kalabilecek. Kaos ortamında otoriter rejim özlemleri artacak.
Zorunlu göç dalgası: Burma, Bangladeş ve Pakistan gibi daha yoksul Asya ülkelerinden bu ülkelere akmış olan milyonlarca göçmen işçiye yol görünecek ve bu işçilerin ülkelerine geri gitmeye zorlanması bu ülkeleri de olumsuz etkileyecek.


Dampingli rekabet : Kur darbesi yiyen ülkelerde, ilk şoku atlattıktan sonra ayakta kalıp yeniden üretime başlayabilen firmalar, paralarının büyük ölçüde değer yitirmesinden yararlanarak dünya pazarlarına ucuzlamış fiyatlarla, büyük bir rekabet gücü kazanmış olarak çıkacak ve tüm rakip ülkelerin korkulu rüyası haline gelecek.
Çin ve diğerleri: Bu rekabet karşısında öncelikle paralarını henüz devalüe etmemiş olan Çin ve Hong Kong ile şimdilik sınırlı devalüasyonlarla durumu idare etmiş olan Tayvan ve Singapur zor duruma düşebilecek. Çin'in ve Hong Kong'un bir noktadan sonra devalüasyona zorlanması halinde kriz yeni boyutlar kazanacak.
Japonya'da resesyon: Ekonomileri duraklayan ya da küçülen Asya ülkelerinin ithalatları azalıp ihracatları hızla artarken bu ülkelerle en fazla ticareti yapan Japonya'nın bundan etkilenmesi de kaçınılmaz olacak. İç pazarını bir türlü canlandıramayan Japonya Asya'daki ihracat pazarları da tıkanınca daha ciddi bir resesyon tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Fiyatlar ve karlar bir darbe daha yiyecek, iflaslar hızlanacak ve zaten sarsıntıdakı banka sistemi çöküşün eşiğine gelecek.
ABD'de dev açık: İthalatı hızla daralacak olan Asya ülkelerinden ABD pazarına akacak olan ucuz ürünler ABD'nin dış ticaret açığını birden patlatacak ve açığın 200 milyar doları aştığı ortamda ABD'de korumacılık lobisi ayağa kalkacak. Bu lobinin etkili olması halinde krizi ihracatla aşmaya çalışan Asya ülkelerinin çabası ciddi bir darbe yiyecek.


Karlarda düşüş: ABD şirketleri bir yandan Asya'daki operasyonlarından kaynaklanan zararların bilançolarına yansıdığını, diğer yandan Asya'dan yansıyan deflasyonist etkinin de katkısıyla fiyatların düştüğü ABD pazarında kar marjlarını korumanın giderek daha da zorlaştığını görecekler. Bu arada işçilik maliyetlerinin yükselme eğilimine girmesi de ABD firmalarının karlılıklarını sınırlayacak.
Ayıların günü : ABD şirketlerinin karlılık oranlarının tehdit altında olduğu iyice algılandığında Wall Street'i rekordan rekora taşıyan iyimserlik havası bir anda dağılacak ve New York borsasında tam bir çöküş değilse bile ciddi bir düzeltme yaşanacak.
ABD'de duraklama: Son dönemdeki hızlı tırmanış sonucunda kapitalizasyon değeri 12 trilyon dolara yaklaşan New York borsasında %20'lik bir düşüş bile hisse senedi sahipleri için 2 trilyon doların üzerinde bir servet kaybı anlamına gelecek ve hisseler değer kazanırken tüketim eğilimini canlı tutan "servet etkisi" bu kez tersine işlemeye başlayacak; servetinin azaldığını hisseden tüketici tüketimini kesecek ve ABD ekonomisindeki büyüme de birden duraklamaya dönüşecek.


Deflasyon tehdidi: Para Birliği'ne geçişin sorunlarıyla boğuşan ve bütçe açıklarını küçültmeye uğraşan Avrupa da bu daralma eğilimlerine karşı koyacak bir atılım yapamayacağı için dünya çapında bir deflasyon hatta belki de bir resesyon ortamı oluşmuş olacak.
Kapasite fazlası: Özellikle otomobil ve yarıiletkenler gibi bazı ürünlerde dünya çapında talebi aşan bir kapasite yaratılmış olması ve bir arz fazlasının ortaya çıkması da deflasyonist baskılara katkıda bulunacak.
Gelişen pazarlara darbe: Bu ortamda Türkiye gibi "gelişen pazarlar" kategorisindeki ülkeler de olumsuz etkilenecek, ihracatları tıkanabilecek, para bulmaları zorlaşacak ve para pahalılaşacak. Dünyada bir daralma yaşanırken iç pazara dayalı genişlemeci politikalarda ısrar eden ve mali disiplini sağlayamayan ülkelerin krize yakalanma olasılığı artacak.

İşte size "şok" bir senaryo. 1997 yılında dünya ekonomisinde meydana gelen şaşırtıcı gelişmeleri heyecanla izlemiş olan "kara gözlüklü" bir ekonomiste, "1998 yılında neler olacak?", diye sorulsaydı herhalde böyle bir senaryo yazabilirdi.
Tabii eğer "kara gözlüklü" değil de "pembe gözlüklü" bir ekonomist iseniz bambaşka bir senaryo da yazabilirsiniz. Asya'da yaşanan krizin atlatıldığını, son otuz yılın en parlak performansını sergileyen ABD ekonomisinin Asya krizinden kazançlı çıktığını, "para birliği"nin Avrupa'nın önünü açtığını ileri sürebilirsiniz; ABD ve Avrupa borsalarındaki rekorları kanıt gösterebilirsiniz..
Birbirinden bu kadar farklı senaryoların aynı anda gündeme gelebilmesi yalnızca farklı gözlük takan ekonomistlerin birbirine taban tabana zıt tahminler yapabileceğinin bir kanıtı değil. Bu farklı senaryolar, nasıl bir dönemden geçmekte olduğumuzun da güzel bir göstergesi. Her tahmincinin fena halde yanılabileceği, her an yeni şokların yaşanabileceği bir dönem bu. 1997 yılının temmuz ayından bu yana Asya'dan dünyaya yansıyan gelişmeler, döviz ve hisse senedi piyasalarında yaşanan benzeri görülmemiş iniş çıkışlar, milletçe çok sevdiğimiz "şok" sözcüğünü kullanmaya zorluyor bizi.


Yarın: Finans piyasaları ve şoklar


Krizdeki Asya ülkeleri IMF programlarını harfiyen uygulayarak krizi geride bırakacak ve kısa sürede yeniden büyümeye geçecek .
Krize giren ülkelerin borçlu şirketleri, başarılı borç erteleme operasyonlarıyla ve yabancı şirketlerle ortaklıklara girerek krizi aşacak.
Asya'daki kriz çabuk önlendiği için ABD ve Avrupa'ya olumsuz yansımaları sınırlı kalacak; dünya ekonomisi deflasyona sürüklenmeyecek.
Çin ve Hong Kong paralarını devalüe etmek zorunda kalmayacak, Çin büyümesini sürdürecek.
Japonya'nın genişlemeci bir politika izleyerek durgunluktan çıkması, Asya krizinin aşılmasına yardımcı olacak ve Japon banka sistemi rahatlayacak.
Büyümesini sürdüren ABD ekonomisinin Asya'dan gelecek olan ucuz mallara kapısını açarak ithalatı artırmaya razı olması da Asya ülkelerinin ihracatı artırarak krizden çıkma şansını artıracak .
ABD ve Avrupa borsaları tırmanışını sürdürecek. Dow Jones endeksi bu yıl bitmeden 9,500 puana yükselecek,
Avrupa para birliğine uyumlu bir geçiş yapacak ve bunun meyvelerini toplamaya başlayacak.
Türkiye gibi "gelişen pazarlar" üzerindeki kuşku bulutları dağılacak ve bu ülkelere dış kaynak akışı yeniden hızlanacak.

Yazara EmailKÜRESEL ŞOKLAR / 1