Osman Ulagay

Osman Ulagay

oulagay@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları
Haberin Devamı

Dünya gözü Bizim gazeteler ise Hillary'nin ağladığı için seçimi kazandığına ikna olmuştu. Sabah, "Gözyaşı ile gelen zafer" diyordu 1. sayfa manşetinde. Vatan'ın manşeti de farklı değildi: "Gözyaşıyla gelen seçim galibiyeti". Radikal, "Gözyaşları zafer getirdi" diyordu. Akşam, "Ağlayınca oyları kaptı" derken Hürriyet iç sayfasında "Gözyaşları işe yaradı" başlığını kullanıyordu. Milliyet ise haberi 1. sayfasında "Hillary anketleri ezip geçti" başlığıyla veriyor, ağlama etkisinden iç sayfadaki başlıkta söz ediyordu.Olay bu kadar basit miydi acaba? Hillary'nin ağlamaklı olduğu o an yaşanmasaydı New Hampshire'daki önseçimi Obama mı kazanacaktı? Yoksa başka faktörler de etkili olmuş muydu bu sonuçta? Pek çok etken saymak mümkün aslında ama ben birini öne çıkartacağım.Küreselleşmenin yarattığı güvensizlik ve belirsizlik ortamında hemen her ülkede mağduriyet psikozuna giren insanların sayısı arttı. Özellikle de kendi kontrolleri dışındaki güçlerin ve bu arada medyanın taraf haline geldiği konularda, karşı tepki vermeye eğilimli oluyor bu insanlar. Bana öyle geliyor ki önseçime sürpriz aday olarak giren Barak Obama'nın, Iowa'daki önseçimi kazanınca bir anda medyanın esas oğlanı haline gelmesi ve adeta 2. J. F. Kennedy muamelesi görmeye başlaması, Hillary'nin de mağdure muamelesi görmesini sağladı, gözyaşları da bu etkiyi pekiştirdi. ABD'de Demokrat Parti'nin başkanlık adaylarından biri olan Hillary Clinton'un bütün tahminleri altüst ederek New Hampshire'daki önseçimi kazanması, feci şekilde yanılan kamuoyu araştırmacılarının yanı sıra, rakip aday Barak Obama'nın zaferini önceden ilan eden medyayı da zor durumda bıraktı. ABD'nin ve İngiltere'nin ciddi gazeteleri beklenmeyen sonucu analiz etmeye çalışırken nasıl gaflete düştüklerini de sorguladılar. Yapılan değerlendirmelerde, Hillary'nin New Hampshire'daki önseçimi kaybetme olasılığının yüksek olduğu ortamda düzenlenen bir toplantıda, bir soruyu yanıtlarken ağlamaklı olmasının, sonuçta ona seçimi kazandıran etkenlerden biri olduğu da belirtildi. Çekişme ve gerilim ortamı bize 2008'i de kaybettirebilir Dünya ekonomisinin 2008 yılında büyük sarsıntılara gebe olduğunu artık hemen herkes kabul ediyor. Geçen yılın başından itibaren, küresel finans sistemindeki riskleri gündeme getirdiğim için "gene mi kriz bekliyorsun" diye benimle dalga geçenlerin tavrı da değişti şimdi. ABD'nin ve ABD ekonomisinin sarsılmaz gücüne bağnazca inanmış olanların bile imanı sarsıldı son günlerde, ABD ekonomisinin seçim yılında küçülme (resesyon) tehlikesiyle karşı karşıya bulunduğunu inkâr etmek iyice zorlaştı. ABD'deki konut balonunun patlaması sonrasında küresel finans sisteminde meydana gelen büyük sarsıntının gerçek faturası 2008'de ortaya çıkacak, kredilerdeki daralmanın reel ekonomideki yansımalarını da bu yıl görmeye başlayacağız. On yıl önce yaşanan "Asya Krizi"nin tersine, bu kez küresel kapitalizmin merkezinden dünyaya yayılan bir sarsıntı söz konusu. Dış risk + iç zıtlaşma = Kriz Son yıllarda başarılı bir ekonomik performans sergileyerek büyük miktarda dış kaynak çekmeyi başaran ve yüksek büyüme hızlarına erişerek küresel büyümenin belirleyicisi haline gelen Türkiye gibi "Yükselen Pazar" (YP) ülkeleri, sistemin merkezindeki sarsıntıdan şimdilik pek olumsuz etkilenmedi, hatta yararlandığı bile söylenebilir ama bir noktadan sonra onların da sarsıntıyı hissetmesi olası.Önümüzdeki dönemde, küresel ekonomideki hemen tüm risklerin yeni koşullara göre yeniden fiyatlanması söz konusu olacak. Bir süre önce rahatlıkla ve ucuza finanse edilebilen işleri ya da projeleri finanse etmenin koşulları önemli ölçüde değişecek bu süreçte, bazı işler ve projeler bu nedenle belki de askıya alınacak. Türkiye, 2003'ten itibaren YP ülkelerine dış kaynak akışı dalgasından en fazla yararlanan, bu dalganın yarattığı likidite bolluğu sayesinde banka hisselerini inanılmaz fiyatlarla yabancı alıcılara satabilen, özelleştirmesini hızlandırabilen ülkelerden biri. Türk özel sektörü de bu ortamda içerideki yüksek faizden etkilenmemek için dışarıdan borçlanmayı tercih etti ve Türkiye ekonomisinin büyümesi büyük ölçüde dışarıdan finanse edildi. Ekonominin dış kaynağa dayalı büyümesine paralel olarak büyüyen cari işlemler açığı da bu ortamda sorun yaratmadı.Ancak şimdi koşullar değişiyor. Önde gelen bankalarımızın genel müdürleri de 2008'de kısa vadeli dış kredilerde fiyatların artabileceğini, proje finansmanı ve şirket satın almaları için finansman bulmanın ise hiç de kolay olmayacağını belirtiyor. Finansman zorlaşacak Ayrıca ABD'deki olası bir resesyonun Avrupa ekonomisini de yavaşlatması ve dünya ekonomisinde hissedilir bir yavaşlamanın yaşanması bekleniyor. Bütün bunlar Türkiye'nin dış ticaretini de etkileyebilecek gelişmeler.Küresel koşulların riskleri böylesine çeşitlendirdiği ve belirsizliği artırdığı bir yılda Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin, "Bize bir şey olmaz, ekonomiyi beş yıl nasıl yürüttüysek gene yürütürüz" havasına girmesi ciddi sorunlara yol açabilir. Hükümetin bu yıl dışarıdan kaynaklanan risklerin etkisini düşünerek, bütün kesimlerle uyumlu bir tavır içinde olması ve olası sorunlara karşı tavır belirlemesi gerekiyor. Başbakan Erdoğan'ın bu ortamda TC Merkez Bankası'nı İstanbul'a taşıma projesi gibi ekonominin 2008'deki performansına hiçbir katkısı olmayacak ama hükümetle zıtlaşmak isteyenlere mükemmel malzeme sağlayacak olan bir projeyi tantana ile gündeme getirmiş olması durumun ciddiyetini pek kavramamış olduğunu düşündürüyor. Zıtlaşma zamanı mı? Başbakan Erdoğan'ın hafta içinde açıkladığı "Acil Önlemler Paketi" benim görebildiğim kadarıyla beklentileri karşılamadı ve kimseyi tatmin etmedi. Danıştay'ın Petkim'in özelleştirmesinin durdurulmasıyla ilgili kararının gerekçesi ise, Türkiye'de hükümetin izlediği çizginin tamamen karşısında bir ekonomik anlayışın da hâlâ ayakta olduğunu ortaya koydu. Küresel risklerin arttığı bir ortamda Türkiye bir zıtlaşma ve hesaplaşma sürecine sürüklenirse bunun bedelini yeni bunalımlarla ödeyebiliriz. Danıştay'ın gerekçesi Dünya Bankası'nın yeni yayınlanan Global Economic Perspectives raporunda yer alan piyasa kurlarıyla hesaplanmış büyüme hızı tahminleri de 2008 yılında dünya ekonomisinde bir yavaşlama beklendiğini gösteriyor. Dünya ekonomisi yavaşlarken büyümesini artıracağı tahmin edilen nadir ülkelerden biri de Türkiye. Dünya Bankası Türkiye için iyimser oulagay@milliyet.com.tr