Şimşek’ten Yılmaz’a tam destek

Hazine’den Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek ile kahvaltı sofrasında birkaç saat geçirdik önceki gün. Dünya’da yazan Prof. Erdoğan Alkin, Referans’ta yazan Prof. Seyfettin Gürsel, Hürriyet’te yazan Ercan Kumcu ve Zaman’da yazan İbrahim Öztürk ile birlikte Sayın Bakan’ın anlattıklarını dinledik, ekonomiye nasıl baktığını, neler yapmak istediğini daha iyi anlamak olanağını bulduk.
Gösterişten uzak, adeta bir akademisyen gibi, kendi gündemine odaklanmış bir tarzı var Mehmet Şimşek’in. Ben Sayın Bakan’ı dinlerken edindiğim izlenimleri birkaç noktada özetlemek istiyorum. Benim algılamam doğruysa Mehmet Şimşek:
-  Öncelikle Türkiye ekonomisinin rekabet gücünü ve sürdürülebilir büyüme hızını yükseltecek önlemlere ve reformlara odaklanmış durumda.
-  Üretimdeki ve dağıtımdaki darboğazları giderecek, firmaların daha fazla yatırım yapmasını ve istihdam yaratmasını, katma değeri yüksek ürünlere yönelmesini sağlayacak adımları önemsiyor.
-  Sürdürülebilir hızlı büyümenin ancak fiyat istikrarının sağlandığı ortamda gerçekleşeceğine inanıyor ve bu nedenle TC Merkez Bankası’nın fiyat istikrarını koruma çabalarını ve faiz politikasını destekliyor.
-  TC Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz’a tam destek veriyor ve Hükümet toplantısında bekletilmesinin bir yanlış anlamadan kaynaklandığını ve Başkan’a karşı bir tavrın göstergesi olmadığını söylüyor.
-  “Oh ne iyi oldu, IMF’den kurtulduk, artık bildiğimizi yaparız” havasında değil, “orta vadeli mali çerçeve”nin IMF ile birlikte belirlendiğini ve hatta IMF’ye verilen son Niyet Mektubu’nda yer aldığını vurguluyor.
-  Bu çerçevenin ekonomide yeni bir program anlamına gelmediğini, yalnızca ihmal edilmiş bazı altyapı yatırımları için gerekli olanağı yaratacağını belirtiyor.
Sayın Bakan’ın ekonomideki yavaşlama eğilimi karşısında neler düşündüğünü konuşmaya ise vakit kalmadı. Bakan’ın söz ettiği işgücü piyasası reformu, enerji piyasası reformu önemli, AR-GE’yi destekleme ve GAP’ı canlandırma projesi heyecan verici ama hemen önümüzdeki dönemde şartlar ağırlaşırsa hükümet ne yapacak, bunu hâlâ anlayabilmiş değilim kendi hesabıma.


Petrol mü vurur bizi, iktidar kavgası mı?Şimşek’ten Yılmaz’a tam destek
Petrol fiyatları çılgınca bir tırmanışa geçmiş durumda. Petrolün varili 135 doları da gördü geçen hafta içinde, şimdi 200 dolarlık petrolden söz edilmeye başlandı. Hazineden Sorumlu Devlet Bakanı Mehmet Şimşek, ham petrolün fiyatındaki her 1 dolarlık artışın Türkiye’nin yıllık petrol faturasını 530 milyon dolar artırdığını söylüyor. Bu hesaba göre geçen yıldan bu yana katlanan petrol fiyatı bu düzeyde kalsa bile, Türkiye’ye çıkacak yıllık ek fatura 30 milyar doları bulacak. Petrol fiyatındaki sıçrama enflasyon hedefimizi zora sokmakla kalmayacak, cari açık sorunumuzu da ağırlaştıracak.

AKP - yargı çekişmesi
Dünyada petrol fiyatı tırmanırken Türkiye’de hükümetle yargı organları arasındaki çekişme ve itişme de tırmanıyor, cepheleşme ve gerilim giderek artıyor. Bu ortamda herkes kendine göre komplo teorileri geliştirip olasılık hesapları yaparken, ülkenin siyasi geleceği konusunda sağlıklı öngörüde bulunmak olanaksız hale gelmiş durumda. Petrol fiyatının ekonomimize vuracağı darbenin etkisini pekiştirecek darbeyi ülkenin geleceği konusundaki belirsizlik vuracak galiba.
Ünlü yatırım bankası Goldman Sachs’ın petrol analisti Arjun Murti, üç yıl önce, “petrolün varil fiyatının yakın gelecekte 100 doları aşabileceğini” söylediğinde bu tahmini uçuk bulanlar olmuştu. Geçen yıl bu zamanlarda bile, petrolün varilinin 100 doları geçebileceğini düşünenler azınlıktaydı. 
Arjun Murti, petrol fiyatının iki yıl içinde 200 doları aşabileceğini ileri sürüyor şimdi. Goldman Sachs Emtia Araştırma Grubu, baz senaryosunda petrolün 2008 sonu fiyatını 147.4 dolar, 2009 sonu fiyatını ise 153.9 dolar olarak tahmin ediyor ama önümüzdeki 6 -12 ay içinde fiyatın 200 doları bulmasının mümkün olduğunu da belirtiyor.
Goldman Sachs’ın Türkiye ve Ortadoğu analisti Ahmet Akarlı’nın petrol fiyatıyla ilgili tahminleri de dikkate alarak yaptığı hesaba göre, Türkiye’nin enerji faturası 2008’de 45 milyar doları, 2009’da da 50 milyar doları bulacak. Cari işlemler açığının GSYİH’ya oranı ise 2007’de % 5.7’den 2008’de % 7.7’ye, 2009’da da % 8.1’e yükselecek. Türkiye’nin orta ve uzun vadeli dış borç yükümlülükleri de hesaba katıldığında, Türkiye’nin 2008 ve 2009’daki dış kaynak ihtiyacı GSYİH’nın % 15’ine yaklaşacak.
Akarlı’nın değerlendirmesine göre, dış finansman ihtiyacının büyümesi TL’nin değerini aşağı doğru baskılayacak ve Merkez Bankası’nı yeni faiz artışlarına zorlayacak. Buna karşın 2008 yılında enflasyonu tek haneli rakamlarda tutmak mümkün olmayacak, yılın 3. çeyreğinde enflasyon % 12.5’i bulabilecek. Öte yandan ekonomimizin büyüme hızı da 2008’de % 3 dolayına düşecek, 2009’da ise % 4’e yükselebilecek.

Türkiye’nin riski
En olumsuz olasılıkları hesaba katmayan bu değerlendirme, Türkiye için yeterince iç kapayıcı bir tablo çıkarıyor ortaya. Eğer Avrupa’da beklenen ekonomik yavaşlama gerçekleşirse, Türkiye’nin daha da olumsuz etkilenmesi söz konusu olabilecek, dış finansman ihtiyacı daha da artabilecek.
Böylesine riskli bir ekonomik tabloyla karşı karşıya bulunan bir ülkede ciddi bir siyasi kargaşanın içine sürüklenme olasılığının artması gerçekten ürkütücü. Yargı organlarıyla hükümet ve AKP yetkilileri arasında yaşanan açıklama düellosu, iktidarın da, her yöntemi kullanarak iktidarın altını oymaya çalışan muhalefet cephesinin de adeta yığınak yaparak savaşa hazırlandığı izlenimini daha da güçlendirdi. Bu tırmanış petroldeki tırmanıştan daha tehlikeli görünüyor ve insanı ister istemez “Nereye gidiyoruz?” sorusunu sormaya itiyor.


Petrol fiyatını spekülatif balon mu sıçratıyor?Şimşek’ten Yılmaz’a tam destek
Kimilerine göre petrol fiyatının tırmanışı arz  talep dengesindeki sıkışmanın sonucu. Onlara göre, Çin ve Hindistan gibi ülkelerdeki hızlı ekonomik büyümenin de katkısıyla küresel petrol talebi sürekli artarken üretim artışının sınırlı kalması ve geleceğe dönük projeksiyonların da bu sıkışmanın devam edeceğini göstermesi, fiyatı kaçınılmaz olarak tırmandırıyor.
Talepteki tırmanışın ve arz cephesindeki sınırlamaların petrol fiyatındaki tırmanışın temel nedeni olduğu doğru ama acaba bu faktör, petrol fiyatının son beş yılda % 365 artmasını ve son bir yıl içinde katlanmasını açıklamaya yeterli mi?
Kimilerine göre değil. Fiyatların bu kadar hızlı artmasının ve özellikle son bir yıl içinde katlanmasının asıl nedeni, petrol ve bazı diğer temel maddeler üzerinde muazzam bir spekülasyon yapılması. The Times gazetesinin deneyimli yorumcusu Anatol Kaletsky, bugün petrolde yaşananların spekülatif balon tipolojisine aynen uyduğunu ve bu balonun, daha önceki tüm balonlar gibi, patladığı noktada daha gerçekçi bir petrol fiyatının ortaya çıkacağını ileri sürüyor.
Bu yabana atılacak bir iddia değil. Lehman Brothers’ın bir raporuna göre petrol ve diğer temel madde fonlarına akan para 2006’da 70 milyar dolardan şimdi 235 milyar dolara çıkmış durumda. Petrolün arzını belirleyen rezerv ve üretim kapasiteleri konusunda rivayet üretmek ve fiyatı etkilemek ise çok kolay.