ACISINI PAYLAŞAMAYAN ÜLKE...

Tarih, ‘acısını bile paylaşamayan ülke’ diye yazacak bizi...

Çocuklarımız değilse bile torunlarımız “Nasıl bu kadar kör olabildiniz?” diye soracak.

Kör değiliz oysa ama nefretimiz gözümüzü o kadar karartmıştı ki diye açıklamaya çalışsak da hiç anlamı olmayacak...

38 canını kaybetti bu ülke, bu yazı önünüze gelinceye kadar belki artacak bu bilanço.

Ne acı ki, ölenleri hiç umursamayan ama her ölümü kendi fikrini kabul ettirmek için kullananlar belirliyor gündemimizi...

Birisi çıkıp, “Tankları durdurduğunuz gibi bombalı araçları da durdursanız ya” diye yazıyor, birileri onu alkışlıyor birileri küfrediyor.

Bir diğeri çıkıp Yeni Anayasa’ya karşı olan herkes terör destekçisidir demeye getiriyor onu da birileri alkışlıyor, ona da birileri küfrediyor.

Fikirleri ak ve kara kadar farklı ama dilleri aynı.

Cumartesi gecesi, daha saldırının bilançosu ortaya çıkmadan başladılar konuşmaya, hala konuşuyorlar...

Elimize kağıdı, kalemi alıp, ortak sevinç ya da ortak acı, alt alta 3 madde yazamaz hale getirdiler bizi.

Ortak sevinç, ortak acı, ortak hayal, ortak hedef, önünde ortak yazan neyimiz kaldı bizim?

Terörden çok daha beter, terörden çok daha tehlikeli ve terörden çok daha üzücü olan da bu aslında...

TERÖR VE SAYILAR

Terör eylemleri aslında öldürdüklerini değil geride kalanları dehşete düşürmeyi hedef alır ya,

İrlanda Kurtuluş Ordusu (IRA), bir binaya bomba koyar, patlamasına kısa süre kala bombayı ihbar edip, karmaşa çıkararak insanları dehşete düşürürdü.

1969 ile 2005 yılları arasında düzenledikleri terör eylemlerinde toplam iki bin kişi öldü.

Bask Yurdu ve Özgürlük (ETA), 1961-2011 yılları arasında, 40 yıl terör eylemleri düzenledi, toplam 850 kişinin ölümüne neden oldu.

En kanlı saldırılarında 21 kişi öldü, örgüt ‘hata yaptık’ diye özür diledi.

PKK terörü 1984’ten beri yaklaşık 50 bin kişinin ölümüne neden oldu.

Ve PKK, tek bir kişinin bile terör yüzünden ölümüne karşı olmak gerekirken, terörden ölenlerin sayılarını kıyaslar hale getirdi hepimizi...

CUMHURBAŞKANI ÜNİVERSİTE MEZUNU OLMALI MI?

- ABD’nin en zor döneminde görev olan Başkan Harry Truman

- İngiltere’de Başbakanlık yapan John Major

- Şu an Avrupa Parlamentosu Başkanı olan Martin Schulz

- Almanya Dışişleri Bakanlığı yapan Joschka Fischer

- Halen Avusturya Dışişleri Bakanı olan Sebastian Kurz,

- Türk siyasetine damga vurmuş isimlerden biri olan Bülent Ecevit, lise mezunu olarak siyasette yer alan isimler.

Mevcut Anayasa, tüm yetki ve sorumluluğu verdiği Başbakanlık için ilkokul mezunu olmayı yeterli görüp, daha sembolik bir makam olan Cumhurbaşkanlığı için üniversite mezunu olma kriteriyle işliyor.

Yeni Anayasa teklifinde de Cumhurbaşkanı olabilmek için üniversite bitirme şartı aranıyor.

Bu tercih, diplomayı acaba fazla kutsamış bir hale mi getiriyor bizi?

Türkiye’de habercilik deyince aklımıza ilk gelen isim olan, Mehmet Ali Birand, Microsoft’un kurucusu Bill Gates, Apple markasını yaratan Steve Jobs, Facebook’u kuran Mark Zuckerberg de üniversite terk yani lise mezunu isimler.

Türkiye’deki köklü holdingleri kuran insanlar da üniversite mezunu değildi.

Yani işini iyi yapmak için illa üniversite mezunu olmaya gerek yok.

BİR ÖZKÖK YAZISI DAHA...

Bu ülkede Ertuğrul Özkök konulu yazılar yazarak kariyer yapmak mümkün ama o listeye dahil olmak gibi bir niyetim yok.

Sadece devlet geleneğinden bir noktayı hatırlatma ihtiyacı duydum. Özkök geçen hafta Kayseri’de, Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Genelkurmay Başkanı’nın uçaklarını gördüğünü yazdı.

“Aynı törene giden insanlar, neden tek bir uçakla değil de, ayrı ayrı uçaklarla gittiler, israf değil mi bu?” gibi bir soru gelebilir akla. Hem bizim ülkemizde hem de diğer ülkelerde yazılı olmayan bir kural vardır, devleti yönetenler aynı uçakla yolculuk yapmazlar.

Mesela ABD’de Başkan ve Başkan Yardımcısı aynı uçakla seyahat edemezler.

Mesela İngiltere’de, Veliaht Prens Charles ile ondan sonraki veliaht oğlu da aynı uçakla uçamaz.

Mesela Belçika’da da kral ve kızı birlikte uçamazlar.

Türkiye’de de bugüne kadar Cumhurbaşkanı ve Başbakan hiç birlikte uçmadılar.

Kimi özel şirketlerin kriz planları içerisinde de benzer kurallar vardır.

Ertuğrul Özkök’ün de gayet iyi bildiği üzere, yaşanan standart bir güvenlik uygulaması, israf değil...

TERÖR VE ACABA

- Kapsamı son derece geniş, görgü tanığı ifadesi mi, kullanılması sakıncalı görüntüler mi, soruşturmanın içeriği mi, ne olduğu belli olmayan, yayın yasaklarına uyulamadığını mahkemeler ne zaman fark edecek acaba?

- Daha Olay Yeri İnceleme çalışmaya başlamadan, ekranlarda, şu örgüt mü yaptı bu örgüt mü yaptı demenin havanda su dövmekten başka işe yaramadığını neden hala öğrenemedik acaba?

- Elinde telefon, İstanbul’un her köşesindeki tanıdıklarını arayıp, “İyi misin, hayatta mısın?” diye soranlar ne kadar sinir bozucu olduğunuzun farkında mısınız acaba?

- Whatsapp gruplarında, “Kesin bilgi, şuralara gitmeyin, saldırı beklenen yeni yerler” diye liste paylaşanlar, terörün ekmeğine yağ sürdüklerini hiç anlayamayacaklar mı acaba?

- Sosyal medyada acılı sözler ve siyah renkli paylaşımlar yaparak teröre karşı görevimizi yerine getirmiş olmadığımızı ne zaman anlayacağız acaba?

- Bir yerlerde toplu olarak nöbet tutan polis memurlarını görünce, iyi nöbetler, günaydın ya da iyi akşamlar demek bir nebze olsun moral olmaz mı acaba?