Görevimiz eksi 80 derece

Dünya korona- virüs aşısında sona yaklaştı ama şimdi önemli iki sorunumuz var.

Birincisi, aşının üretim kapasitesi.

Pfizer, yıl sonuna kadar 50 milyon, 2021 sonuna kadar da 1.3 milyar doz aşı üretebileceğini açıkladı.

Aşının işe yaraması için 3 hafta arayla 2 doz olarak uygulanması gerekiyor.

Bu da 2021 sonuna kadar sadece 675 milyon insanın aşılanabileceği anlamına geliyor.

Diyelim ki bir şekilde küresel baskı sağlandı ve aşı çok daha fazla üretildi.

Nüfusu dikkate alacak olursak, Türkiye’nin ihtiyacı olan aşı yaklaşık 167 milyon doz.

Bu miktar aşıyı hemen bulduğumuzu düşünürsek, eksi 80 derece o zaman ciddi bir sorun haline geliyor.

Bulunan aşı, eksi 70 derecenin üzerindeki sıcaklığa 4 kere çıkabiliyor, sonra bozuluyor.

Çözüldükten sonra da 5 gün içerisinde kullanılması gerekiyor.

Koronavirüs aşısının dağıtımı Pfizer’in ABD, Almanya ve Belçika’daki tesislerinden yapılacak.

Kara ve deniz yolu taşımacılığında en fazla eksi 60 derece kapasite bulabildim ama bizim eksi 80 dereceye ihtiyacımız var.

Türkiye’de laboratuvarlar için eksi 45 ile eksi 90 derece arasında derin dondurucular üretiliyor, hacim 560 litreyi buluyor.

O zaman binlerce eksi 80 derecelik derin dondurucu üretmek gerekir ki inanılmaz bir maliyet çıkarır bu.

Üstelik nakliye sorunu ilk çözülmesi gereken sorun.

Eksi 8 derecede, 10 gün, 1200 doz aşı taşıyabilen tek bir özel kutunun fiyatı bile 50 bin liraysa, eksi 80 derecenin maliyetini varın siz düşünün.

Sonuç olarak, bulunan aşının üretim sayısı, taşıma ve saklama koşullarına bakacak olursak, koronavirüs gelecek günlerde de hayatımızda olacak ve o güne kadar yapılabilecek en güzel şey maske, mesafe-hijyen kuralına dikkat etmek.

Cinsel kimliği hiç önemli değil

Kadın kıyafetleri giyen ve gizli kameraya yakalanan kocadan söz ediyor herkes üç gündür, işin o kısmı beni alakadar etmiyor.

Meselede takıldığım tek yön, adamın kadın kıyafetleri giydikten sonra çocuğuyla, o kimliğiyle oynaması.

Evin kapısından baba olarak giren, odadan anne gibi kıyafetlerle çıkan bir portre var karşımızda.

Söz konusu boşanma davasının gerekçesi, adamın cinsel yönelimi, evinin dışında yaşadıkları ya da kadın kıyafetleri giymesi olsaydı bu konu yine ilgi alanıma girmezdi.

Ama cinsel yönelimini  tatmin etmek için çocuğunun kafasını karıştıran, belki de tüm hayatında travma yaşamasına neden olacak birinden söz etmezsem olmaz.

Baba olmak, bir kadını hamile bırakmak demek değil diyorduk, bu da en somut örneği işte.

Kadın cinayetlerini de kanıksadık

Gencecik iki kadın öldürüldü çarşamba günü. Her ikisi de 22 yaşındaydı.

Biri anahtarı kaybettiği için sevgilisi tarafından boğularak öldürüldü.

Diğeri 22 yaşında ve 4 çocuk annesiydi, şiddet gördüğü için terk ettiği eşi tarafından sokakta öldürüldü.

Aynı gün gelen bu çifte cinayete karşı beklenmedik derecede sessiz kaldı Türkiye.

Ya Pınar’ın öldükten sonra maruz kaldığı vahşet kadın cinayetlerinde çıtayı yükseltti ya da öncelik ekonomiye kaydığında kadın cinayetlerinin önemi azalıyor.
İkisi de kötü, ikisi de düşündürücü bu seçeneklerin ve bu halimiz sadece potansiyel katilleri cesaretlendirir.

Ermenistan halkının yüzündekiler

Azerbaycan ile girdikleri savaşı kaybettiklerini anlayınca sokaklara dökülen Ermenistan halkının yüzündeki öfkeye bakıyorum iki gündür.

Görevimiz eksi 80 derece

Mahkûm edildikleri yoksulluk, yolsuzluk düzenini, aşırı milliyetçilik sorununda saklayan hükümetler,

ABD ve Fransa’da rahat şartlarda yaşayıp, vicdan mastürbasyonu için ülkelerini kullanan diasporanın verdiği gaz.

Hepsinin bir illüzyon olduğu çıktı işte ortaya.

Meclis binasını basan, sokaklara dökülen     insanların yüzünde sadece öfke değil aynı zamanda çile de var.

O yüzlere bakınca, hesaplaşmanız gereken yer Bakü ya da Ankara değil, Erivan,
Los Angeles ve Paris diye bağırası geliyor insanın.