Koronavirüs aşısı artık mahkeme konusudur

- Bir işveren, çalışanını koronavirüs aşısı olmaya zorlayabilir mi? Çalışan aşı olmazsa iş akdini feshedebilir mi?

- Bir üretim tesisinde aşı olmayıp da hastalanan ve hastalığı başka çalışanlara da bulaştırıp, üretimin aksamasına neden olan kişi hakkında tazminat davası açılabilir mi?

- Bir adım ötesi; yakınını kaybeden biri, hastalığın geçtiği kişi hakkında dikkatsizlik ve tedbirsizlik sonucu ölüme sebebiyet vermek suçlamasıyla dava açılması için suç duyurusunda bulunabilir mi?

- Bunlar son iki üç gündür hukukçuların tartıştığı konular. Belli ki ileride bu konuda çok sayıda dava açılacak.

İnsanları korkutmak ya da tehdit etmek yerine ikna etmeye çalışmak doğru bir yöntem ama zaman istiyor.

Hoş, aşı karşıtlarının kullandıkları dil, komplo teorilerine inanma-yayma ısrarına bakacak olursak, konunun güzellikle çözülmesi neredeyse imkânsız.

- Ancak tartışmalarda yanlış giden bir nokta var.

Koronavirüs aşısını tartışırken, bireysel özgürlükten ve insanların tedaviyi reddetme hakkından söz edilip duruyor.

İkisi aynı şey değil. Tedaviyi reddetme meselesinde tek zarar gören kişi tedaviyi kabul etmeyen olur.

Ama küresel bir salgında aşıyı reddettiğiniz an başkalarının da hayatını tehlikeye atmış oluyorsunuz.

Kamu yararı için bireysel özgürlüklerin kısıtlandığına bugüne kadar defalarca şahit olduk, en somut örneği de tüm dünyada uygulanan sokağa çıkma yasakları oldu.

Koronavirüs aşısı meselesinde binlerce dosyayla mücadele etmek zorunda kalacak olan yargıya şimdiden kolay gelsin...

Kıbrıs’a dair konuşmak zordur

Akit yazarı televizyona çıkıp dedi ki “Bayram namazımı kapalı bölge Maraş’ta kıldım.”

Sözcü yazarı itiraz etti, Maraş’ta cami mi var diye, bunun üzerine verilen cevap, “Evet, Lefkoşa’da namaz kıldım” oldu.

Sözcü yazarı yanıldı zira Maraş’ta cami yok ama Bilal Ağa Mescidi var.

Geçen hafta 47 yıl aradan sonra mescitte ilk kez cuma namazı kılındı.

Akit yazarı da yanıldı.

Kapalı Maraş, Mağusa’nın kıyısındadır. Lefkoşa ile arasında yaklaşık 50 mil mesafe var.

Üniversite yıllarında yaşadığım öğrenci evi Maraş’ın hemen yanında, Şehit Zeki Salih Sokak’taydı.

1980’lerde Polatpaşa Bulvarı’ndan otobüs durağına yürürken bir zamanların ünlü mekânı, Venüs Cabaret’in önünden geçerdik, bina dikenli telin hemen arkasındadır, o zaman tabelası da duruyordu.

Yani Maraş Bölgesi, kurulduğu günden bu yana hep Mağusa’nın dibinde kaldı, hiç yer değiştirmedi.

Kıbrıs garip bir yerdir, üzerine konuşurken çok dikkat etmek gerekir.

En büyük zenginlik telefon rehberi

Erol Aksoy’a ithaf edilen bir efsane vardır. İddia o ki bankasına el koymaya gelen yetkililere, “Cep telefonum elimde, rehberim de içinde, ben yine zengin olurum” demiş.

Erol Aksoy bu cümleyi kurdu mu bilmem ama cep telefonu rehberi hakikaten en büyük zenginlik.

ABD’de bir sosyal toplum kuruluşu yaklaşık 250 bin adet 78 devirlik taş plağı dijitale aktarmış.

Sıkı durun, içerisinde Safiye Ayla’dan Üsküdar’a Giderken de var, Harmandalı Zeybeği ve Suzan Yakar ve Sadettin Kaynak’tan Çile Bülbülüm Çile de...

www.archive.org adresine girdiğiniz an hepsi karşınıza çıkıyor.

Telefon rehberi en büyük zenginlik dememin sebebi de bu site:

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın’dan gelen bir mesaj sayesinde öğrendim siteyi. İçinde dolaşıp, kayboluyorum üç gündür.

Telefon rehberinizdeki rakamlar her zaman banka hesabındaki rakamlardan daha üstündür.

Çam ormanı yangınları

Avustralya’da önceki sene çıkan ve sönmeyen yangınların sebebi okaliptüs ağaçlarıydı.

Alev alan ağacın üzerindeki okaliptüsler kilometrelerce öteye sıçrıyor, yangını büyütüyordu.

Çam ağaçlarının durumu da benzer bir durum.

Kozalaklar alevleri yüzlerce metre ötelere taşıyorlar.

Çam ağacından oluşan ormanlarda başka ağaçlar gelişmez, çamlar izin vermez ama bundan sonra ağaçlandırma çalışmalarında yangını öteye taşıma, başka ağaçlarla da birlikte yaşayabilme kapasitesine bakmamız lazım.