Pahalılığı yanlış yerde arıyoruz

Ticaret Bakanlığı, büyük şehirdeki hallerde fiyat kontrolüne başladı pahalılıkla mücadele için.

Bolluk ayı olan ağustosta en çok zamlanan 20 ürünün 15’i tarım ve gıda ürünüyse, doğru çözüm için doğru teşhisi koymak gerekir ama o teşhis hallerden mi koyulur, orası şüpheli.

Yaş meyve ve sebzede Türkiye’nin yüzde 25 civarında olan kayıp-fire miktarı yaklaşık 12 milyon ton yaş meyve-sebzeye tekabül ediyor. Soğuk zincir ve ambalaj uygulaması neden beklenen sonucu sağlamadı? Ambalaj ürünlerinin ithalata dayalı olmasını fiyat artışlarına gerekçe gösterenler de var. Ambalajın domateste maliyeti yüzde 40 artırdığı iddia ediliyor. Sistemde aksayan yer neresi acaba?

Terör eylemlerinde kullanılan amonyum nitrat patlama yapan tek gübre çeşidi. Buna karşın, tüm Avrupa Birliği üyesi ülkeler içerisinde sadece Türkiye’de tüm gübre çeşitleri için Gübre Takip Sistemi var. Bu işe ödenen para neredeyse devletin gübre teşviki için çiftçiye ödediği para kadar. Türkiye’de gübre kullanımı giderek azalıyor ve maliyet nedeniyle daha az kullanılan gübre verimliliği düşürüyor. Kimileri çiftçi gübre kullanmayı öğrendi dese de topraklarımızın ihtiyaç duyduğu azot, fosfor ve potasyum kullanım oranımız yüzde 50’ler seviyesinde. Gübrede yaşanan karmaşayı mutlak çözmek gerekiyor.

Üretiminde dünya üçüncüsü olduğumuz domatesten yola çıkalım. Çiftçi üretiyor, hal komisyoncusuna satıyor. Komisyoncu yüzde 8 komisyon bedeli, vergiler ve hal rüsumu ödeyerek domatesi, tüccara, markete, ihracat yapacak firmaya satıyor. Alan, domatesi boyuna göre alıyor, ezik-çürük ayıklanıyor, ambalajlanıyor ve tüketim için yola çıkıyor. İşletme gideri, paket maliyeti, kâr derken, ürünün fiyatına en az yüzde 40 bir ekleme yapılıyor. Taşıma parası, halde indirme parası, yolda kaybedilen ürün maliyeti de fiyata ekleniyor. Burada yeniden vergi, kâr işleminin ardından domates pazara, markete gittiğinde bir daha üzerine kâr ekleniyor ve fiyat tarladaki fiyatın 4-5 katı oluyor. Avrupa Birliği, özellikle de Hollanda bu aracılar sistemini kooperatifler vasıtasıyla çözmüş. AB içerisindeki 22 bin tarım kooperatifi yaklaşık 400 milyar euro’luk bir ciroya sahip. Kooperatifler üretim için çiftçiye maddi destek sağlamaktan ürünü kendi tesisinde işlemeye kadar çok sayıda avantaj sağlıyor. Bunun üzerinde düşünmek ve modeller geliştirmek gerekir.

Ucuzluğu sağlamak için marketlere üreticiden direkt mal alma imkânı verildi. Beklenen yüzde 25 ucuzluk sağlanamadığı gibi, manavı, bakkalı, kasabı yok eden zincir marketler piyasada fiyat belirleyici hale geldiler. Bugün az sayıda manav ve pazarcılar da fiyatlarını market etiketlerine bakarak ayarlıyorlar. Burada ciddi bir sorun var. Kış meyvesi portakalın ağustos ayında yaz meyvesi üzümden daha pahalıya satılmasının ardındaki sorunu veya kötü niyeti bulmak gerekir.

Su kaynaklarının giderek kıt hale geldiği bir dünyada Türkiye’deki tarım arazilerinin büyük kısmı salma sulama yöntemiyle sulanıyor. Oysa işçilik, gübre ve ilaç maliyetini azaltan damlama sulama sistemini teşvik edecek yöntemler bulmalıyız. Bu sayede gübre ve ilaç maliyetlerini düşürmek, çiftçiyi yeniden üretime döndürmek mümkün olabilir.

Sermaye eksikliği nedeniyle birçok çiftçi kendi toprağında ırgat haline geldi. Bunun en büyük sebebi de üretime başlayabilmek için gereken sermayeyi yine tarım sektörü aktörlerinden almaları. Üretimin başlaması için parayı veren aynı zamanda komisyonculuk yapan ya da ürünü işleyen olunca, çiftçi ürününü mecbur sermayeyi aldığı adama, sermayeyi verenin belirlediği şartlarda satıyor. Bu zincirin mutlaka kırılması gerekiyor.

Sera üretimi, hem iç pazar hem de ihracatımız açısından oldukça önemli. Sera üretiminde enerji ihtiyacını jeotermal kaynaklardan karşılayan projeler desteklenmesi gerekir. Üretim pahalı kaldıkça gıda enflasyonunu düşürmek mümkün değil. Sera konusunda devlet bu kadar büyük teşvikler verdiği bir dönemde jeotermal kaynak zengini Türkiye bu gücü ne kadar kullanmış mutlaka araştırılması gereken bir konu. Kaldı ki jeotermal kaynaklar hayvancılık ve balık çiftlikleri için de önemli bir enerji kaynağı ama ne kadar kullandığımız hiç belli değil?

Tarım sektöründe en büyük maliyet unsurlarından biri olarak gösterilen enerji giderleri konusunda da yapılması gerekenler var. Biyokütle enerji kaynaklarını daha etkin kullanmak, tarım ve hayvancılıkta ihtiyaç duyulan elektrik enerjisini güneş ve rüzgârdan sağlamak konusunda önlemler alınmalı. Orta vadede iyi bir sonuca ulaşabilmek için fazla zamanımız kalmadı.

Türkiye’de 1960’lardan itibaren tarım ve hayvancılık tamamen köylünün sırtına yıkılmış durumda. Frankfurt Üniversitesi Türkiye’de yaptığı bir saha araştırmasında, çiftçinin ürüne hangi ilacı atacağını ilaç satanlara sorduğunu belirledi 5-6 yıl önce. Hollanda tarım ihracatında dünya lideri ama bunu bilim ile tarım ve hayvancılığı birleştirerek yaptı. Türkiye’de tarım lisesi sayısı iki elin parmakları kadar değil.

Sayın Cumhurbaşkanı, eğitim sistemimiz ve YÖK’ün gündemine tarım ve hayvancılığı ancak siz sokabilirsiniz. Tarım ve hayvancılık sektöründeki gri alanların netleşmesi için -takdir sizin elbette- Devlet Denetleme Kurulu’nu siz görevlendirebilirsiniz.