Sahte PCR sonucu pazarına hoş geldiniz

Aşı olmayanların her hafta PCR testi yaptırma zorunluluğu yeni bir sektör doğurdu.

Photoshop programını iyi kullanabilenler, yapılmış tek bir testin tarihlerini değiştirip, diledikleri kadar negatif sonuçlu test üretebiliyorlar.

Başta seyahatler olmak üzere, PDF test sonucu göstermenin yeterli olduğu durumlarda bu formülü kullanan çok var.

Fakat şimdi iş daha ciddi bir hale geldi.

Çok fazla seyahat eden bir tanıdığım, her seyahat öncesi PCR testi satın aldığı bir yerle aylık abonelik konuşur hale gelmiş.

Talep yoğunluğundan eskiden 2-3 saatte gelen sahte belgeler, şimdi 7-8 saatte geliyormuş, vs...

Bu sadece Türkiye’nin değil tüm dünyanın uğraştığı bir dert aslında.

Daha da artacağı kesin zira sadece okulların açılması değil, 6 Eylül’den itibaren iç hat uçuşlarında da negatif PCR testi uygulaması başlayacak, asıl gümbürtü de zaten o zaman kopacak.

Başka yerleri bilemem ama okullarda sahte PCR testi sonuçlarının önüne geçmenin tek yolu, test sonucunun olduğu orijinal belgenin istenmesi ve dosyalanması.

Yapılabilir mi, istenirse evet ama kim isteyecek, birlikte göreceğiz.

Sahte PCR sonucu pazarına hoş geldiniz

Okullar “mümkün olduğu kadar” açık olacak

Milli Eğitim Bakanlığı, Salgında Alınması Gereken Önlemler Rehberi’ni il milli eğitim müdürlüklerine gönderdi.

Satır satır okudum, dönüp bir daha okudum. Sonuç şu: “Mümkün olduğu kadar” lafının bu kadar çok geçtiği bir rehberle okulları  ancak mümkün olduğu kadar açık tutabiliriz.

- Yiyecek-içecek tüketimi “mümkün olduğu kadar” ayrı zamanlarda, “mümkün olan” en kısa sürede yapılacak.

- Veli ve ziyaretçilerin salgın döneminde “mümkün olduğu kadar” okul bahçesi de dâhil okula girişine izin verilmeyecek.

- Ders sırasında sınıf camları, öğrenciler açısından risk yaratmayacak şekilde, her türlü düşme ve travmayı önleyecek önlemler alınarak, “mümkün olduğu kadar” açık kalacak.

- Okul ortak kapalı alanlarındaki camların da sürekli açık kalması, “mümkün olduğu kadar” dış ortam havasının alınması sağlanacak.

Türkiye’de en tehlikeli laflardan biridir “mümkün olduğu kadar” zira bu laf kullanıldığı zaman asla bir standart oluşturulamaz, bazı şeyler asla “mümkün” olmaz. Hazırlanan rehber ancak sonbaharın yarısına kadar uygulanabilir, bu bir dert.

İkincisi, çok sayıda öğrencinin aynı anda bulunduğu tuvaletler ve tuvaletlerde hijyen malzemesi bulunması gibi detaylara girilmemiş. Ve en önemlisi, bu rehberde yazılanların uygulanıp uygulanmadığından kim sorumlu olacak? Belki de her okulda bir müdür yardımcısının tek işi bu olmalı...

Adalar-Hastane seferlerimiz devam ediyor

Orman yangınlarına önlem olarak, Adalar Kaymakamlığı’nın talebi üzerine, ağustos ayı boyunca tatil günlerinde Adalar’a yapılan vapur seferlerinin sayısı azaltıldı.

Adalar’a giden sayısı azalmadı ama her sefer ağzına kadar doldu, Delta varyantı sürecinde insanlar açık-kapalı tüm alanlarda kucak kucağa seyahat ettiler.

Bir musibetten kaçmak için illa başka belalara davetiye çıkarmak şart mıydı?

İzdivaç programlarını özlemek

İnsanların çektikleri acının lastik gibi uzatıldığı, sömürüldüğü bir dönem başladı televizyonculuğumuzda.

İsteyen seyreder bana ne de, Elmalı Davası gibi kritik konularda ekran mahkemeleri kuruldu reyting için.

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin, Aile Bakanlığı’nda görev yaptığı dönemde sivil toplum örgütleriyle beraber çok operasyonu yönetmiş bir isimdir. Başkan, çocukların istismarı konusunun reyting malzemesi olmasına bir daha asla izin vermez diye düşünüyor ve umuyorum.

Fakat doğası gereği bu tarz programlar konu ve konuğa göre reyting alıyor, o yüzden nereye kadar gidilebileceğinden korkmuyorum desem yalan olur.

Hiç aklıma gelmezdi ama görünen o ki izdivaç programlarını mumla arayacağız bir süre sonra...