Bireysel emeklilikteki birikime haciz var mı?

26 Eylül 2020

BES’teki alacakların haczi brüt asgari ücreti aşıp aşmadığına göre değişir. Geçerli brüt asgari ücrete kadar olan alacakların haczi yasak, üstü ise haczedilebilir

Okuyucularımdan sıkça gelen sorulardan birisi de, Bireysel Emeklilik Sigortası (BES) sistemindeki tasarruflarının güvence altında olup olmadığı, üzerlerine haciz konulup konulamayacağıdır.

İhsan Amca’nın bir akrabasının borçlarını ödeyemediği, alacaklıların icra takibine geçtiğini söylemesi üzerine, akrabasının BES’teki birikimlerinin hacizden korunup korunmayacağını kısaca açıklamam gereği duydum.

Ama önce BES hakkında bazı istatistiki bilgiler vereyim; 11 Eylül 2020 itibariyle 6 milyon 856 bin 475 kişi sisteme katılmış, toplam fon büyüklüğü ise 147.1 milyar TL. Görüldüğü gibi, 7 milyona yakın birikim sahibinden illa ki borçlarını ödeyemediği için BES’teki alacaklarına haciz işlemi yapılabilecekler olacaktır.

SGK’dan alınan emekli aylıklarına haciz işlemi uygulanabilmesi için emeklinin açık rızası gerekli. Emeklinin rızası olmadan, örneğin banka ödenmeyen kredi alacağı için haciz işlemi uygulatamaz.

BES’teki alacakların haczi ise brüt asgari ücreti aşıp aşmadığına göre değişiyor. Geçerli brüt asgari ücrete kadar olan alacakların haczi yasak, üstü ise haczedilebilir.

Ne kadarı güvencede?

4632 sayılı Bireysel Emeklilik Tasarruf ve Yatırım Sistemi Kanunu’nun 17. maddesi önce, katılımcıların birikimlerinden oluşan bireysel emeklilik fonu malvarlığının, portföye ilişkin olarak yapılan işlemler haricinde teminat gösterilmesini, üçüncü şahıslar tarafından haczettirilmesini, ve iflas masasına dahil edilmesini yasaklıyor.

Yazının devamı...

Sigortalı borçlunun vefatında ne olur?

19 Eylül 2020

Hayat sigortasında lehtar banka olduğundan, tazminatı isteme hak ve görevi lehtar olan bankaya aittir, lehtar olmayan mirasçılara ait değildir. Borçlunun vefat nedeni hastalık bile olsa bankanın kredi alacağını, öncelikle sigorta şirketinden tahsil etmesi zorunludurKredi alacaklısı bankalarla hayat sigortası yaptırmış kredi borçlusunun vefatı halinde çıkan en önemli uyuşmazlıklardan birisi de şudur; banka, kredi borçlusu vefat ettiğinde, mirasçılara baş vurarak, murisin kalan kredi borcunu ödemelerini ihtar eder.

Mirasçılar da murislerinin kredi bağlantılı hayat sigortası yaptırdığını, kalan kredi borcunu hayat sigortasından alınmasını hatırlatırlar.

Bunun üzerine baka yeni bir yazı yazarak, vefat eden kredi borçlusunun kanserden, kalp krizinden vs. vefat ettiğini, hayat sigortası yaptırırken bu hastalıklarını gizlediğini, bu nedenle de sigorta şirketinin tazminat ödemeyi reddettiğini cevaben yazar.

Kim haklıdır, ne yapılmalıdır?

Örnek olay

Bunu Yargıtay kararlarına konu olmuş, 13. Hukuk Dairesi’nin 10 Şubat 2020 tarih ve 2020/1772 sayılı kararında bahsedilen örnek bir olayla çözelim.

Aycan Hanım uzun yıllardır müşterisi olduğu bankaya giderek, “Hazır faizler de düşmüşken, 100 bin TL ihtiyaç kredisi çekeyim” der. Aldığı kredinin bir kısmını çocuklarına verir, bir kısmı ile evinin mobilyasını ve beyaz eşyasını yenileyip, bahçe peyzajını düzenlettirir. Böylece kredi biter.

Aycan Hanım kredi taksitlerini, kira gelirleri ile sorunsuz ödemeye başlar. Dört taksit ödedikten sonra birden bire kalp krizinden vefat eder. Geriye mirasçı olarak iki oğlu ile kendinden önce vefat etmiş olan kızın oğlunu, yani torununu bırakır.

Yazının devamı...

Kredi borçlusuna hayat sigortası zorunlu mu?

12 Eylül 2020

Banka kredisine bağlı olarak yapılan hayat sigortası, kredi borcunun teminatıdır. Vefat durumunda tüm borcu sigorta şirketi öder. Kredi borçlusunun bırakacağı en güzel miras da bu değil mi? Hayat sigortası isteğe bağlı. Ancak banka kredi borcunun geri ödenmesini teminen sigortayı şart koşabilir. Tabii hangi şirketten hayat sigortası yaptıracağı müşteriye dikte edilemez...

Önce şunu vurgulayayım; bankalardan kullanılan kredilere bağlı olarak yapılan hayat sigortası, kredi borcunun bir tür teminatıdır... İster tüketici kredisi olsun, isterse ticari kredi olsun, hayat sigortasının “teminat olma” özelliği değişmez.

Peki, cevaplayalım; bir kredi borcuna karşılık teminat oluşturulması kimin yararına? Kredi alacaklısı bankanın mı, yoksa kredi borçlusu müşterinin mi? Daha doğrusu, kredi borçlusunun borcunu miras olarak bırakacağı mirasçılarının mı?

El cevap; her ikisinin de! Kredi borçlusu vefat ettiğinde banka kredi alacağını sigorta şirketinden kolayca tazmin edebilir, mirasçılarla hiç uğraşmaz.

Diyeceksiniz ki, kredi borçlusuna, kredinin maliyetine ek olarak bir de hayat sigortası primi ödeme borcu ekleniyor, hem kredi maliyeti yükseliyor, hem de kredi borçlusunun yararına olur, bunda bir çelişki yok mu?

İsteğe bağlı ama...

Hayır yok! Çünkü vefat gerçekleştiğinde, tüm kredi borcunu sigorta şirketi ödeyecektir. Bu durumda sigortalının menfaati ön plana çıkar!

Vefat eden kredi borçlusunun mirasçıları da birden bire sorumlu olacakları bir borç yükü ile karşılaşmazlar. Kredi borçlusunun mirasçılarına bırakacağı en güzel miras da bu değil midir; mirasçılarına, hayat sigortası tazminatı ile ödenecek bir borcu miras bırakmıştır.

Yazının devamı...

Tahliye taahhüdü hakkında her şey

29 Ağustos 2020

Tahliye taahhüdünün geçerli olması için yazılı ve imzalı olması gerekir. 20 tane şahit olsa sözlü taahhüt geçersizdir. Yazılı taahhüt için noter tasdiki gerekmez. Tahliye taahhüdünün bizzat kiracı tarafından ya da temsilcisi tarafından verilmesi gerekir. Örneğin emlakçının kiracı adına vereceği taahhüt geçersizdir.

Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 28’i kiracı. İşyerlerindeki kiracı sayısı bu oranın çok daha üstünde.

Her yıl milyonlarca kira sözleşmesi yenilenir. Kiracı ile kiralayan arasındaki en büyük sorunlardan birisi, kiralananın tahliyesidir. Kiralayan, kiracısından bir tahliye taahhüdü alarak, kiracısını çıkarmayı garanti altına almak ister.

İhsan Amca’nın da yıllardır kirada olan bir evi var. Geçen ay kiracısı çıkmış. Şimdi yeni kiracısıyla sözleşme yapacak. Aklına gelmiş, kiracısından tahliye taahhüdü almak istemiş. Beni aradı. Söyleyeyim İhsan Amca, kiracının vereceği tahliye taahhüdünün geçerli olması için bazı şartlar var.

Öğrenci evlerinde...

Birincisi, tahliye taahhüdünün yazılı ve imzalı olması gerekir. Her ne kadar toplumumuzda güvenilirliği vurgulamak için “sözüm senettir” gibi bir terim olsa da, sözlü verilen tahliye taahhütleri geçerli değildir. İsterse 20 tane tanık önünde olsun. Yazılı olması da yeterlidir, ille de notere gitmek, noter tasdikli yapmak gerekmiyor.

İkincisi, tahliye taahhüdünün bizzat kiracı tarafından ya da yetkilendirdiği temsilcisi tarafından verilmesidir. Başkasının vereceği, örneğin aracılık eden emlakçının kiracı adına vereceği tahliye taahhüdü geçersizdir, kiracıyı bağlamaz.

Şimdi üniversitelere kayıt zamanı. Binlerce öğrenci yaşadığı şehirden başka yerlerde üniversiteye gidecek. Çoğu üniversite öğrencisinin yerine anne ve babası ev kiralayacak. Kiralık evde fiilen öğrenci kalacak, ama kira sözleşmesi anne ve baba yapacak. Böyle bir durumda dahi tahliye taahhüdünün evde fiilen oturan kiracı değil, kira sözleşmesini yapıp, kiraları ödeyen kişinin vermesi gerekir.

Yazının devamı...

Kamu borçları kura karşı nasıl korunuyor?

16 Ağustos 2020

Dünkü yazımda vatandaş-ların, şirketlerin döviz borçlarından hukuki çerçevede nasıl korunabileceğini ele aldım, Yargıtay’ın bu yöndeki kararlarını anlattım. Bugün de kamu borçlarına değineceğim...

Orta Vadeli Program’larda kamu borçları hakkında, borç portföyünün maruz kaldığı kur risklerinin kontrol edilmesi amacıyla stratejik ölçütlere dayalı borçlanma politikalarının uygulanmasına devam edileceği belirtilmektedir. Borçlanmanın ağırlıklı olarak Türk Lirası cinsinden ve sabit faizli enstrümanlarla yapılmasının, uygulanacak politikaların temel unsurları olacağına işaret edilmektedir.

OVP’de yer verildi

Firmaların döviz kuru riskini daha etkin bir şekilde yönetebilmeleri için gerekli mekanizma ve teşviklerin oluşturulacağından 2018-2020 OVP’da bahsedilmişti. Reel sektör kur riskinin azaltılması ve yönetilmesine ilişkin olarak makroihtiyati tedbirlerin alınacağına değinilmişti.

Bu kapsamda önce dövizle işlem yapılmasına dair yasaklamalar getirildi.

Yine aynı OVP’da, ihracatçıların kur riskini azaltmak amacıyla İhracatta Döviz Kuru Riski Sigorta Sistemi’nin kurulacağından ve kullanımın yaygınlaş-tırılacağından da söz edilmişti.

Muhtemelen bunu teminen Türkiye Varlık Fonu kamuya ait Güneş Sigorta, Halk Sigorta, Ziraat Sigorta, Vakıf Emeklilik ve Hayat, Ziraat Hayat ve Emeklilik ve Halk Hayat ve Emeklilik şirketlerinin hisselerini kamu bankalarından devraldı.

Yakında TVF’na ait sigorta şirketlerinin İhracatta Döviz Kuru Riski Sigortası poliçesi sunarsa, sigorta sistemimiz hem yeni bir enstrüman kazanır hem de ihracatçılarımız kur riskine karşı kendilerini güvence altına almış olurlar.

Yazının devamı...

Döviz borçlarından nasıl korunabiliriz?

15 Ağustos 2020

Dövizle işlem yapma ve dövizle kredi çekme yasağı, kişileri döviz kurundaki aşırı yükselmelere karşı koruyor. Ama yine de döviz borcu olan kişiler var. Dövizle yaptıkları sözleşmede revizyon isteyen bu kişilere Yargıtay, "Kur riski öngörülebilen bir risktir. Bu nedenle sözleşmede uyarlama yapılamaz" diyor.

Cumhurbaşkanlığının 12 Eylül 2018 tarihli 85 Sayılı Kararı ile, Türkiye’de yerleşik kamu ve özel hukuk kişilerinin, Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından belirlenen haller dışında dövizle işlem yapmaları yasaklanmıştı. Bakanlık da en son 16 Kasım 2018 tarihinde Türk Parası Kıymetini Koruma Hakkında 32 Sayılı Karara İlişkin Tebliğ’de Değişiklik Yapılmasına Dair 2018/32-52 sayılı Tebliğ ile hangi işlemlerin dövizle yapılmasının yasak, hangilerinin istisna olduğunu düzenlemişti.

25.01.2018 tarih ve 20 nolu Vergi Sirküleri ile de, istisnaları bulunmakla beraber döviz geliri olmayan Türkiye’de yerleşik kişilerin yurt dışından veya yurt içinden döviz kredisi kullanmaları yasaklanmıştı.

Hem dövizle işlem yapma yasağı hem de dövizle kredi çekme yasağı kişileri ve şirketleri döviz kurundaki aşırı yükselmelere karşı koruma sağlayacağı kesin.

Ama yine de döviz borcu olan kişiler var ve onlar hala döviz kurundaki dalgalanmalara karşı risk altındalar.

Elbette tedbirli bir yönetici, ya da basiretli bir iş adamının kur riskini hedge etmesi beklenir. Eğer bir şirket yöneticisi kur riskini para ve finans sistemindeki enstrümanları kullanarak hedge etmiyorsa, bana göre tedbirli bir yönetici gibi davranmamış olur ve meydana gelecek şirket zararından sorumlu olur. O sebeple, yöneticilerin hem kendilerini hem de şirketlerini koruma altına almak için hedge maliyetine katlanarak kur riskinden şirketlerini koruma yollarını aramalı.

Hesaplamak gerekir

Eskiden dövize endeksli değil ticari kredi, tüketici kredisi dahi kullanılabiliyordu. Özellikle uzun vadeli döviz kredilerinde risk büyük oluyordu ve kullanılan döviz kredisinin türüne göre aşırı yükselmeler, krediyi geri ödenmez hale getiriyordu.

Yazının devamı...