Hemoroid nedenleri, belirtileri ve tedavisi

5 Ocak 2022

Dış ve iç hemoroid olmak üzere iki tip hemoroid, bulundukları yere atıfta bulunur. Dış hemoroidler anüsün yakınında oluşur ve hassas cilt dokusu ile kaplanır. Kan pıhtısı (tromboz) oluşmadıkça veya çok şişmedikçe genellikle ağrısızdırlar. Tromboze dış hemoroidler, anal deride dış hemoroidde oluşan kan pıhtılarıdır. Pıhtılar büyükse, ciddi bir ağrıya neden olabilir. Ağrılı bir anal kitle aniden ortaya çıkabilir ve ilk 48 saat içinde kötüleşebilir. Ağrı genellikle sonraki birkaç gün içinde azalmaktadır. Üstteki cilt açılırsa kanamayı fark edebilirsiniz. İç hemoroidler, astarın altındaki anüs içinde oluşur. Bağırsak hareketleri sırasında ağrısız kanama ve çıkıntı en sık görülen semptomlardır. Bununla birlikte, bir iç hemoroid tamamen sarkmışsa şiddetli ağrıya neden olur.

Hemoroid en sık görülen rahatsızlıklardan biridir. Ortalama bir kişi çoğu zaman hemoroid tedavisine başlamadan önce uzun bir süre acı çekmektedir. Bununla birlikte tedavi yöntemlerindeki gelişmeler, bazı hemoroid türlerinin eskisinden çok daha az ağrılı yöntemlerle tedavi edilebileceğini göstermektedir.

Nedenleri

Hemoroidin kesin nedeni bilinmemektedir. Bununla birlikte en yaygın nedenleri arasında: yaşlanma, kronik kabızlık, ishal, gebelik, kalıtım, düzensiz bağırsak hareketleri, müshillerin veya lavmanların aşırı kullanımı, tuvalette uzun süre kalmak gösterilebilir.

Belirtileri

Şunlardan herhangi biri hemoroid belirtisi olabilir: bağırsak hareketleri sırasında kanama, bağırsak hareketleri sırasında cilt çıkıntısı, anal bölgede kaşıntı, anal bölgede ağrı, hassas yumrular…

Ameliyatsız Tedavi

Cerrahi olmayan tedavileri denemeden önce semptomların bir kolon ve rektum cerrahı tarafından kontrol edilmesi şarttır. Cerrah, kapsamlı bir muayene yapacak ve bir tedavi önerecektir. Hafif semptomlar sıklıkla ameliyat olmaksızın giderilebilmektedir. Ameliyatsız tedavi ile ağrı ve şişlik genellikle iki ila yedi gün içinde azalacaktır. Sert yumru ise dört ila altı hafta içinde hafifleyecektir.

Yazının devamı...

Pelvik taban hastalıkları

29 Kasım 2021

Pelvik taban hastalıkları tipleri

Tıkayıcı Tip Dışkılama: Tıkayıcı dışkılama, dışkılamada zorluktur. Dışkı rektuma veya makatın ağzına ulaşsa da hasta boşaltımda güçlük çeker. Bu genellikle sık dışkılama isteği, sürekli tuvalete gitme ihtiyacı veya makat ağzında gaita kalmış gibi tamamen boşalamayacaklarını hissettirir. Tıkayıcı tip dışkılama bozuklukları, pelvik taban sarkması, ağrı kaynaklı veya uyumsuz çalışan kaslardan kaynaklanabilir.

Rektosel: Halk arasındaki adı ile bağırsak fıtıklaşması tıbbi adı ile rektosel, rektumun ön duvarının vajinaya doğru fıtıklaşma, keseleşme yapmasıdır. Normalde rektum ile vajen arasında bariyer olduğu için öne doğru bir fıtıklaşma olmaz, gaita direkt anüse kadar gelir. Rektoseli olan hastada rektum vajene doğru keselendiğinden, fıtıklaştığından dışkılama durumunda buraya sarkma ve birikme olması ile takılma, tam boşaltamama hissi olacaktır. Bağırsak fıtığı genişledikçe, dışkılama zorluğuna veya dışkılama sonrası dışkı sızmasına, kirlenmeye neden olabilir. Rektosel doğum yapmış özellikle de normal doğum yapmış kadınlarda daha sık görülür. Sıklıkla rektum ile vajina arasındaki dokunun incelmesi ve pelvik taban kaslarının zayıflaması sonucu  bağırsak fıtığı  yani rektosel oluşur.

Pelvik Taban Sarkması/Prolapsusu: Pelvik taban; rektum, vajina, mesane gibi pelvisin kasları ve buradaki organlarından oluşur. Pelvik tabanın aşırı gerilmesi, yaşlanma veya kollajen bozuklukları, doğumdan sonra ortaya çıkabilir. Ikınma ya da istirahatte dahi bağırsağın makat ağzından dışarı çıkması/sarkması, idrar torbasının, rahim ağzının vajene sarkması görülebilen durumlardır. Makattan dışarı çıkan bağırsak hemoroid hastalığındaki gibi dışarıda kalarak kanama, akıntı, dışkılama güçlüğü, bazen de çok şiddetli ağrı ile kendini gösterebilir. İleri yaş kadınlarda daha sık görülen bu durum olası komplikasyonları nedeni ile mutlak tedavi edilmeyi gerektirmektedir. Pelvik desensus/sarkmada semptomlar genellikle idrara çıkma veya dışkılama sırasında boşaltma güçlüğü, idrar tutamama, gaz-gaita kaçırma veya pelviste dolgunluk, baskı hissini içerir.

Paradoksal Puborektal Kasılma/Anismus: Puborektal kas, dışkılamyı kontrol eden kaslarının bir parçasıdır. Puborektal kas, alt rektumun etrafına bir askı gibi sarılır. Dışkılama sırasında, puborektal kas dışkının tam boşaltılabilmesi için gevşer ve bu sayede dışkılama eyleminde dışkı rahatça boşaltılabilir. Anismus yani pelvik disinerji de denilen paradoks puborektal durumunda hasta ıkınma ve dışkılama ihtiyacı hissi olmasına rağmen tuvalette dışkılayamaz. Bu da aşırı ıkınmasına, tuvalette geçirdiği sürenin uzamasına, dışkının takıldığı hissine kapılmasına, tam boşaltamamasına ve defaten tuvalete gitmesine, sert/seyrek dışkılamasına neden olmaktadır.

Levator Sendromu: Levator sendromu, pelvik taban kaslarının anormal spazmları yani kasılması durumudur. Bağırsak hareketlerinden sonra veya bilinen bir neden olmadan spazmlar oluşabilir. Hastalar genellikle rektumda uzun süreli belirsiz, donuk veya ağrılı basınç yaşarlar. Bu belirtiler otururken veya uzanırken kötüleşebilir. Levator spazmı kadınlarda, erkeklerden daha yaygındır.

Coccygodynia: Kuyruk sokumu veya kuyruk kemiği, omurganın en son kemiğidir. Coccygodynia, kuyruk kemiğindeki ağrıdır. Sıklıkla hareketsiz olan bu kemiğin travma ile ya da normal doğum gibi durumlar ile düşme ile hareketlenmesi ve ağrı yapması durumudur. Ağrı genellikle dışkılamadan sonra kötüleşebilir. Hastaların üçte birinde herhangi bir neden belirtilmese de genellikle kuyruk sokumunu içeren bir düşme veya travmadan kaynaklanır.

Proktalji Fugax: Proktalji fugax, rektumda genellikle hastaları uykudan uyandıran ani ve anormal bir ağrıdır. Bu ağrı birkaç dakika kadar sürebilir. Proktalji fugax rektum ve/veya pelvik taban kaslarındaki spazmlardan kaynaklandığı düşünülmektedir.

Yazının devamı...

Gerçekten IBS hastalığım mı var, yoksa bağırsak kanseri miyim?

29 Ekim 2021

IBS ve kolon kanseri vücudun aynı bölümünü etkilediğinden, bazı semptomları paylaşırlar. Bu belirtilerden bazılarına sahipseniz, farklılıkları bilmek önemlidir.

IBS’nin belirti ve semptomları nelerdir?

IBS’de en yaygın şikayetlerin bazıları kabızlık ve ishal gibi bağırsak hareketlerindeki değişikliklerdir. Diğer belirti ve şikayetler ise karın ağrısı, şişkinlik, aşırı gaz hissi, balon gibi şiş hissetmek,

bağırsak hareketleri yokmuş hissi, dışkınızda beyazımsı mukus/sümüksü akıntı varlığı olabilir.

Bazı gıdalar veya yüksek stres dönemleri IBS semptomlarını tetikleyebilir. Kronik bir durum olmasına rağmen, bu belirtiler geçici olabilir. Kadınlar, adet dönemlerinde semptomlarda bir artış gösterme eğilimindedir. IBS’li çoğu insan için semptomlar çok şiddetli değildir ve yaşam tarzı değişiklikleri ile yönetilebilir.

Kolon kanserinin belirti ve semptomları nelerdir?

Kolon kanseri veya kolorektal kanser belirtileri, kanser yayılmaya başlayana kadar belirginleşmeyebilir. Yavaş büyüyen bir kanserdir ve kolonoskopi taramalarının bu kadar önemli olmasının bir nedeni de budur. Kolonoskopi sırasında kanser öncesi polipler kansere dönüşmeden önce çıkarılabilir. Kolon kanserinin belirti ve semptomları, birkaç günden fazla süren bağırsak alışkanlıklarındaki değişiklikleri içerebilir, örneğin: karında  kramp tarzında ağrı, kabızlık (sert, seyrek dışkılama), koyu dışkı veya dışkıda kan, ishal, aşırı gaz (şişkinlik), tükenmişlik, dışkılamada tam boşaltamama hissi, dışkı kalibrasyonunda incelme, parlak kırmızı renkli rektal kanama, açıklanamayan kilo kaybı, zayıflık ve kişisel performansın düşüklüğüne neden olan kansızlık bulguları

IBS ve kolon kanseri semptomları

Yazının devamı...

Kolonoskopinizin sonuçlarını anlamak

24 Eylül 2021

Kolonoskopi, doktorun polip, tümör veya iltihabi bağırsak hastalıkları gibi diğer sorunları aramak için makattan kalın bağırsak içine bir alet ile girilerek uygulanan bir yöntemdir. Kolonoskopi, tarama testi olarak genellikle kolon kanseri veya kanser öncesi polipleri bulmak için yapılmaktadır. Kolonoskopi, yalnızca tümörleri tespit etmekle kalmaz, aynı zamanda kanserli hale gelmeden önce çıkarılabilen kanser öncesi polipleri de belirleyebilir.

Ortalama kolon kanseri riski taşıyan kişiler için kolonoskopi genellikle 45 yaşından itibaren tarama testi olarak önerilir. Daha sonra 75 yaşına kadar her 10 yılda bir tekrarlanmalıdır. Sıklıkla dışkısında kan fark edenlere, açıklanamayan kansızlığa, bağırsak alışkanlıklarında değişiklik olanlara veya ailesinde önemli kolon kanseri öyküsü olanlara kolonoskopi önerilir. Kolonoskopi bazı riskler (ağrı, kanama ve hatta perforasyon gibi) taşısa da ciddi komplikasyonlar oldukça nadirdir. Prosedürün faydalarına ve düşük riskine dair ikna edici kanıtlara rağmen, yetişkinlerin sadece 2/3’ü kolonoskopi yaptırmaktadır.

Kolonoskopide neler ortaya çıkarabilir?

Normal bulgular. Herhangi bir anormallik bulunmazsa, ortalama kolon kanseri riski taşıyan bir yetişkinin genellikle 75 yaşına kadar 10 yıl boyunca kolonoskopiyi tekrar etmesi tavsiye edilir.

Hemoroid. Bunlar makatta dışkının çıkışına yardımcı yastıklardır. Bunlar zorlu ve sert dışkılama, ıkınmaya bağlı sarkıp, kanamakta hastalık haline gelebilmektedir. Ele gelen şişliğe, kaşıntıya veya kanamaya neden olabilseler de (özellikle şiştiklerinde veya alevlendiklerinde), genellikle hiçbir soruna neden olmazlar. Neyse ki, hemoroid şişmesi sıklıkla önlenebilir ve etkili bir şekilde tedavi edilebilir.

Divertiküler hastalık. Bu terim, kolonda kas duvarındaki bir zayıflığın dışa doğru yaptığı çıkıntıların varlığını ifade eder. Yetişkinlerin yaklaşık yarısının bunlara sahip olmasına rağmen çoğu, semptom veya soruna neden olmaz. Soruna neden olduklarında - kanama veya iltihaplı enfeksiyon (divertikülit)- hızlı tedavi genellikle etkilidir. Divertikülitin kolonda yırtık veya deliğe neden olduğu perforasyon en ciddi komplikasyondur; ameliyat gerekli olabilir.

Kolonik polipler. Bunlar kalın bağırsak duvarından doku büyümesidir. İki tür polip vardır:

-İyi huylu: Kanserli hale gelmez ve genellikle tedavi gerektirmeyen “hiperplastik” ve “inflamatuar” polipleri içerir.

Yazının devamı...

Probiyotikler: Klinik kullanıma ilişkin bir inceleme

29 Ağustos 2021

Probiyotiklerin çeşitli sağlık koşullarını nasıl etkileyebileceği tam olarak bilinmemekle birlikte, çeşitli mekanizmalar önerilmiştir. Bunlarda ilki, bağırsak mikrobiyomunun viseral aşırı duyarlılığı ve ağrıyı etkilemesi ve bağırsak epitelindeki mu-opioid ve kanabinoid reseptörlerinin Lactobacillus ile indüklenen ekspresyonunun, opioidlerinkine benzer bir şekilde ağrıya aracılık edebilmesidir. Önerilen diğer bir mekanizma, bağışıklık sistemidir. Çeşitli araştırmalar, probiyotiklerin veya probiyotik ürünlerinin, çoğunlukla inflamatuar bağırsak hastalığı (IBD) modellerinde inflamatuar sitokinleri baskıladığını ve koruyucu sitokinleri uyardığını bulmuştur. Son olarak, probiyotikler bağırsak epitelinin bütünlüğünü destekleyerek bağırsak epitelyal sıkı bağlantılarını ve bariyer işlevini koruyabilmekte ve patojen istilasını engelleyebilecek faktörleri salgılayan biyofilmler oluşturabilmektedir. Bağırsak mikrobiyotasının anlaşılması ve iltihaplanma, bağırsak geçirgenliği ve disbiyoz ile ilgili karmaşık etkileşimler ilerledikçe, probiyotiklerin potansiyeli hem klinisyenler hem de hastalar için çekici hale gelmektedir. Bununla birlikte, probiyotiklerin kullanımındaki coşku hızla artarken, yetersiz veriler kullanımlarını desteklemektedir. Belki daha da önemlisi, yararları olan mide-bağırsak hastalıkları ve bu yararları sağlayan türler belirsizliğini korumakta, bu da klinisyenler ve genel halk arasında kafa karışıklığına neden olmaktadır.

Poşit

Probiyotik kullanımı için desteklenen en iyi endikasyonlardan biri poşetittir. Total kolektominin gerekli olduğu şiddetli ülseratif kolit (ÜK) ve ailesel adenomatöz polipozda uygun prosedür ileal poş-anal anastomozlu proktokolektomidir. Bu cerrahi düzeltmenin en sık görülen uzun vadeli komplikasyonu, S veya J şeklindeki ileal poşun akut veya kronik enflamasyonudur. Poşit semptomları arasında karın ağrısı, ateş, hematokezya, sıkışma hissi ve dışkılama sıklığında artış yer alır. Bu probiyotik, tümör nekroz faktörü (TNF)-alfa, interferon-gama ve matris metalloproteinazları 2 ve 9’u azaltarak çalışıyor gibi görünmektedir.

Bulaşıcı İshal

Bulaşıcı Gastroenterit

Probiyotiklerin yetişkinlerde ve çocuklarda akut enfeksiyöz ishalin tedavisindeki rolü son zamanlarda dikkatle incelenmiştir. ​​ Yetişkinlerde ve çocuklarda farklı probiyotik preparatları kullanan, ancak en yaygın olarak Lactobacillus GG ve Saccharomyces boulardii kullanan 63 RCT’yi içeren 2010 tarihli bir meta-analiz, probiyotiklerin 4 veya daha fazla gün süren genel diyare riskini %59 oranında azalttığını bulmuştur.

Yolcu İshali

Probiyotiklerin kullanımı, yolcuların/seyehat edenlerin ishalinin önlenmesi için de incelenmiştir. Spesifik olarak, Lactobacillus GG’nin asit ve safraya dirençli olması, ileal hücrelere yapışması ve antimikrobiyal bir madde üretmesi nedeniyle etkili olduğu gösterilmiştir. Başka bir çalışmada, Lactobacillus GG kapsüllerinin 2x109 bakteri dozunda alınmasının kalkıştan 2 gün önce başlayıp yolculuk boyunca devam eden ishal riskini günde %7,4’ten %3,9’a düşürdüğü görülmüştür.

Yazının devamı...

Sindiriminizi doğal olarak güçlendirmenin 11 yolu

16 Temmuz 2021

1. Doğal Gıdalar Tüketin

Rafine karbonhidrat, doymuş yağ ve gıda katkı maddeleri bakımından yüksek tipik Batı diyeti, sindirim bozuklukları geliştirme riskini arttırır. Glikoz, tuz ve diğer kimyasallar dahil olmak üzere yediğiniz gıdalarda bulunan katkı maddelerinin bağırsak iltihabına sebep olduğu bilinmektedir. Trans yağlar birçok işlenmiş gıdada bulunur ve bir inflamatuar bağırsak hastalığı olan ülseratif kolit geliştirme riskini artırır. Düşük kalorili içecekler ve dondurmalar gibi işlenmiş gıdalar genellikle sindirim sorunlarına neden olabilen yapay tatlandırıcılar içerir. Araştırmalar, yapay tatlandırıcıların zararlı bağırsak bakterilerinin sayısını artırdığını göstermiştir. Bağırsak bakteri dengesizlikleri, irritabl bağırsak sendromu (IBS), ülseratif kolit ve Crohn hastalığı gibi irritabl bağırsak hastalıklarına neden olabilmektedir. Bununla birlikte besin değeri yüksek diyetler, sindirim hastalıklarına karşı koruma sağlar. Bu nedenle, doğal gıdalara dayalı bir diyete uymak ve işlenmiş gıdaların alımını sınırlamak, optimal sindirim için en iyisidir.

2. Lif Alımınızı Arttırın

Lifli gıdalar düzenli bağırsak hareketlerini teşvik eder ve birçok sindirim sistemine karşı koruma sağlar. Lif, iyi bir sindirim için faydalıdır. Yüksek lifli bir diyet, ülser, reflü, hemoroid, divertikülit ve IBS dahil olmak üzere sindirim rahatsızlıkları riskini azaltmaktadır. Prebiyotikler, sağlıklı bağırsak bakterilerinizi besleyen başka bir lif türüdür ve birçok meyve, sebze ve tahılda bulunur. Lifi yüksek diyetlerin inflamatuar bağırsak rahatsızlığı riskini azalttığı bilinmektedir.

3. Diyetinize Sağlıklı Yağlar Ekleyin

İyi bir sindirim, yeterince sağlıklı yağ tüketmeyi gerektirir. Yağ, uygun besin emilimi için gereklidir. Yeterli yağ alımı, bazı yağda çözünen besinlerin emilimini artırır. Araştırmalar omega-3 yağ asitlerinin ülseratif kolit gibi inflamatuar bağırsak hastalıkları geliştirme riskinizi azaltabileceğini göstermiştir. Yararlı omega-3 yağ asitleri yüksek gıdalar arasında keten tohumu, chia tohumu, fındık, ceviz ve somon, uskumru ve sardalya gibi yağlı balıklar bulunur.

4. Yeterince Sıvı Tüketin

Düşük sıvı alımı, kabızlığın yaygın bir nedenidir. Kabızlığı önlemek için günde 1,5-2 litre kafeinsiz sıvı tüketilmesi tavsiye edilmektedir. Ancak sıcak bir iklimde yaşıyorsanız veya yoğun egzersiz yapıyorsanız daha fazla sıvı tüketmeye ihtiyacınız olabilir. Suya ek olarak sıvı alımınızı bitki çayları ve maden suyu gibi kafeinsiz diğer içeceklerle de karşılayabilirsiniz. Sıvı alımı ihtiyaçlarınızı karşılamanın bir başka yolu da salatalık, kabak, kereviz, domates, kavun, çilek, greyfurt ve şeftali gibi su içeriği yüksek meyve ve sebzeleri tüketmektir.

Yazının devamı...

Anal fistül için en iyi tedavi nedir?

13 Haziran 2021

Anal fistül ilaç ile tedavi edilemez,  Anal fistülün tedavisi mutlak cerrahidir. Bununla birlikte anal fistülün ameliyat sonrası fekal inkontinans ve fistüllerin tekrarlama olasılığı vardır. Yara kapandıktan sonra tekrar iltihaplı akıntı meydana geliyorsa hastalık nüksetmiş demektir.

Anal fistül için en iyi tedavi nedir?

Anal fistül tedavisinde; fistülektomi, seton yerleştirme, ilerletme flebi, fibrin yapıştırıcı fiksasyonu ve lazer fistülektomi için çeşitli yöntemler kullanılmaktadır. Anal fistül için doğru tedavi birçok faktöre bağlıdır. Öncelikle, iyileşme süresinin kısaltılması ve fistülün tekrarlamaması adına doğru cerrahi yöntem tespit edilmelidir. Bununla birlikte faydaları karşılaştırıldığında, lazer fitülektominin diğer geleneksel cerrahi yöntemlerden çok daha etkili olduğu düşünülmektedir.

Anal fistül için çeşitli tedavi seçeneklerinden bazıları:

Fistülektomi

Fistülektomi, cerrahın fistül yolunu tamamen ortadan kaldırdığı cerrahi bir işlemdir. İşlem normalde genel anestezinin etkisi altında gerçekleştirilmektedir. Fistül yolu boşaltıldıktan sonra cerrah, oluğun iyileşmesine izin verir. Bununla birlikte cerrahi işlemin sfinkter kaslarına zarar verme riski bulunmaktadır ve bu da hastalarda fekal inkontinansa neden olabilir.

Lazer Fitülektomi

Fistül tedavisi için lazer cerrahisi tüm tedavilerin en gelişmişidir. Tedavi genel anestezinin etkisi altında yapılır. Cerrahi tedavinin geçmesi 30-40 dakika sürer. Bu işlemde, fistül kanalına belirli miktarda lazer enerjisi ile bir lazer probu yerleştirilir. Lazer cerrahisi, diğer geleneksel tedavilere kıyasla yüksek bir iyileşme oranına sahiptir. Tedavi, karmaşık fistüller için en iyi sonucu verir. İşlem sırasında büyük kesi yapılmadığı için anal bölgede herhangi bir yara ihtimali yoktur.

Yazının devamı...

IBS’nin nedenleri ve belirtileri nelerdir?

6 Mayıs 2021

Bununla birlikte hastalığa ilişkin verilmesi gereken iyi haber şudur ki:

• IBS genellikle bir teşhis konulduktan sonra etkili bir şekilde yönetilebilen bir hastalıktır. Ancak her ihtimale karşı diğer hastalıklarla karıştırılmaması adına gerekli bir dizi testi gerçekleştirmekte fayda vardır.

• IBS’nın sindirim sisteminde kalıcı bir hasara neden olmadığı veya ciddi komplikasyonlara yol açmadığı görülmektedir.

İrritabl Bağırsak Sendromunun Nedenleri

IBS’nin nedenleri henüz tam olarak anlaşılmamıştır. Bununla birlikte bazı araştırmacılar, IBS’nin gıdayı ince ve kalın bağırsaklardan iten ritmik kas kasılmalarındaki problemlerden kaynaklanabileceğini düşünmektedir. Çok güçlü kasılmalar, yiyecek içeriklerini bağırsaklardan çok hızlı bir şekilde iterek ishale ve şişkinliğe neden olabilmekteyken; zayıf kasılmalar kabızlığa neden olabilmektedir.

Erkeklere kıyasla kadınlarda IBS görülme oranı iki ila üç kat daha fazla olduğundan, bazı uzmanlar semptomların hormon seviyeleriyle ilişkili olabileceği varsayımında bulunmaktadır. IBS’ye yol açabilecek diğer nedenler arasında, ince ve kalın bağırsaklardaki basınca aşırı duyarlılık, nörotransmiterlerdeki dengesizlik (hem beyinde hem de sindirim sisteminde bulunan kimyasallar) ve enfeksiyon yer almaktadır. Yapılan bir dizi çalışma ise IBS’yi bağırsak bakterilerinin aşırı büyümesi ile ilişkilendirmiştir.

Yazının devamı...