Fekal inkontinans nedir?

16 Şubat 2021

Dışkılama kontrolü, gaz tutma çoğumuzun erken çocukluk yıllarında ustalaştığımız bir durumdur. Kontrol sağlandıktan sonra bu süreçler hakkında çok az düşünüyoruz. Ta ki bir şeyler ters gidene kadar. Hastalık, travma veya yaşa bağlı değişiklikler, bu önemli vücut işlevini yönetme becerimizi bozabilir.

Gaz-dışkı kaçırma (fekal inkontinans), kontrolümüz dışında gelişen bir durum. Sıklıkla yaygın bir sorun olmasına rağmen, utanılan bir konu olduğu için, çoğunlukla doktora başvurmak yerine arkadaş gruplarında ya da pandemi günlerinde daha da popüler olan internetten araştırılarak birtakım önlemler ile sorunu çözmek tercih ediliyor. Tedavi edilmediği durumlarda ise bu sorun, sosyal izolasyon ile yaşam kalitesinde düşüşe, öz saygının azalmasına neden olmakta.

Peki gaz-gaita kaçırmaya neler neden olabiliyor?

Bilinen pek çok nedeni olmak ile birlikte bunları makat kaslarındaki hasarlanmalar (makat hastalıkları cerrahisi, doğumsal yaralanmalar), pelvik tabanın çökmesi sonucu özellikle de ileri yaşta ortaya çıkan makat kaslarının gevşemesi ile görülen durumlar olarak irdeleyebiliriz.

Bunlardan ilki gebelik dönemi yansımaları. Gebelik döneminde sıklıkla hastalarımız danışırlar. Normal doğum mu yoksa sezaryen mi?  Normal doğum için annenin iyi hazırlanması gerekiyor. Özelikle doğum sırasında birtakım rahatsızlıklar yaşanmaması için. Sağlıklı dışkılama alışkanlığı kazandırma, pelvik taban kaslarını güçlendirme, düzenli egzersiz ve posalı beslenme bu hazırlıklardan birkaçı. Özellikle normal doğum sırasında bebeğin iri olması, zorlu doğum olması, alet yardımlı ya da dikişli doğum denilen durumlar makat kaslarında yaralanmalara neden olabilmekte. Özelikle makat kaslarında yaralanma varlığı doğum sırasında fark edildiğinde hemen onarılabiliyor. Bazen bu yaralanmalar geç dönemde hastalarda gaz kaçırma gibi şikayetlere neden olabiliyor.

Diğer bir durum makat hastalıklarına yönelik cerrahi. Makatta çatlak (fissür), hemoroid hastalığı (basur), anal fistül gibi hastalıkların cerrahi tedavisinde makat kaslarında yaralanma sonucu dışkılama sorunlarına, gaz-gaita tutamama veya kaçırma şikayetlerine neden olabiliyor. Özellikle makatta çatlak cerrahisinde gaz tutamama şikâyeti olabilmekte. Ancak bu oranlar sanılanın, korkulanın aksine düşük oranlar (%3-5). Anal fistül cerrahisinde de kas koruyucu cerrahiler bu olası durumu engellemek için tercih edilmekte. Hemoroid hastalığında ise cerrahide seçici olmak gaz-gaita tutamama sorunlarının oluşmasını önlemekte.

Az bilinen dışkı tutamama nedenlerinden biri de pelvik taban çökmesi, bağırsak fıtığı, makat sarkması, bağırsağın makattan dışarı çıkması durumu. Özellikle ileri yaş hastalarda, rahmi alınan kadınlarda daha sıklıkla ortaya çıkmakta. Hastalar önceden bu bölge ile ilgili cerrahi geçirmediklerinden bu durumu tam olarak algılayamamakta. Sorunu da çözümsüz olarak nitelendirmekte.

Daha az sıklıkla omurga yaralanmalarında, cerrahisinde (bel fıtığı vb.) ya da nörolojik hastalıklar dışkı kaçırmaya neden olabiliyor.

Yazının devamı...

Bol su içmek sıvı almanın en iyi yolu olmayabilir

9 Şubat 2021

Birçok insan gün içerisinde yeterince sıvı almamaktadır. Bu da kabızlıktan kas ve eklem ağrılarına, hatta demansa kadar birçok hastalığa sebep olabilmektedir.

Bol su içmek, sağlığımız için önemlidir; ancak dikkat edilmesi gereken başka faktörler de vardır. İşlenmiş gıda tüketmek, ilerleyen yaş, alınan ilaçlar ve yeterince hareket etmemek; sıvı kaybına neden olabilir. Çözüm ise litrelerce su içmekten ibaret değildir.

Su Kaybının Neden Olduğu Hastalıklar

Birçoğumuz hafif su kaybı ile yaşamaktayız. Gündüz yorgunluğunda, zihin bulanıklığında, dudak çatlamasında, göz kuruluğunda, nefes kokusunda, baş ağrısında ve idrar yolu enfeksiyonlarında veya kabızlıkta su kaybının izlerini görmek mümkündür.

Sıvı kaybı; bağışıklık sistemi zayıflığı, eklem ve kas ağrısı, reflü, kalp rahatsızlıkları, insüline bağlı olmayan (tip 2) diyabet ve Alzheimer gibi daha önemli sorunlara da neden olabilmektedir.

Neden Su İçmeliyiz?

Su, vücudumuz için hayatî bir önem taşımaktadır. Vücudumuz için gerekli olan kimyasalları, besin maddelerini, mineralleri ve oksijeni; su sayesinde hücrelerimize alırız. Ayrıca su, vücut ısımızı korumamızı ve atık maddelerden ter yoluyla kurtulmamızı da sağlar. Kas ve dokularımız, göz, burun ve ağzımız için darbe emici ve kayganlaştırıcı görevini gören su, böylece organlarımızı korur.

İnsan Vücudunun %65’i Sudur

Yazının devamı...

Kabızlık hakkında doğru bilinen yanlışlar

14 Ocak 2021

Kabızlık, İrritabl bağırsak sendromu gibi önceden var olan sindirim sistemi sorunlarından bağımsız olarak, günlük hayatında herkesin başına gelebilecek bir durum. Ama konu kabızlık ve bağırsak hareketleriniz olduğunda, neyin normal olduğunu nasıl anlarsınız? Kabızlık hakkında doğru bilinen yanlışları öğrenmek için okumaya devam edin.

“Her gün bağırsak hareketiniz olmuyorsa kabızlık probleminiz vardır.”

Normal sayıda bağırsak hareketini neyin oluşturduğuna dair kesin bir tanım yoktur. Konu bağırsak hareketleri olduğunda herkesin kendine özgü bir rutini vardır. Bazı insanlar günde iki kez tuvalete giderken diğerleri yalnızca haftada üç kez gidebilir. Ancak normal bağırsak alışkanlıklarınızda bariz bir değişiklik fark ederseniz kabızlık yaşıyor olabilirsiniz.

“Tam dışkılama yapamasanız da dışkılıyor olmanız gerçekten kabız olmadığınız anlamına gelir.”

Kabız olduğunuzda da bağırsak hareketiniz olabilir. Ancak, Ulusal Sağlık Enstitüleri'ne (NIH) göre dışkınız aynı görünmeyecektir. Dışkınız daha sert olacak ve çakıl taşlarına benzeyecektir. Dışkılamanız çok acı verici olabilir veya dışkılamak için kendinizi zorlamanız veya ıkınmanız gerekebilir.

“Çoğu insan kabızlık çekmez.”

Kronik kabızlık da dahil olmak üzere kabızlık, insanların sandığından daha yaygındır. 42 milyon kadar Amerikalı kabızlık yaşıyor ve bu durum kabızlığı en yaygın gastrointestinal problemlerden biri yapıyor. Kronik kabızlık, ABD nüfusunun yaklaşık yüzde 15 ila 20'sini etkilemektedir.

“Diyetinizde yüksek lifli gıdalara yer vermek kabızlığı önleyecektir.”

Yazının devamı...

Ülseratif kolit kaynaklı yorgunlukla savaşma yöntemleri

2 Aralık 2020

Kalın bağırsağı etkileyen tüm bağırsak bölgesinde, bağırsağın sol tarafında ya da son kısmında meydana gelen hastalığa ülseratif kolit adı verilmektedir.

Ülseratif kolit (UC) hastaları yorgunluğu fiziksel, zihinsel veya ikisinin bir kombinasyonu olarak hissedebilir. Bahsettiğimiz yorgunluk durumu; sürekli hissedilen yorgunluk, enerji eksikliği, dinlendikten veya uykudan uyandıktan sonra geçmeyen kendini aşırı yorgunluk hissi olarak tanımlanabilir. Hastalığınızın ilerlemesiyle daha fazla hissedilen ve hastalığınız iyiye gittikçe gerileyen bu semptomun günlük hayatınızdaki etkileriyle başa çıkmak zor olabilir.

Yorgunluğa Ne Sebep Olur?

Crohn’s ve Colitis UK, ülseratif kolit hastalığında hissedilen yorgunluğu iltihaplanma, ağrı, beslenme yetersizlikleri, duygusal stres, ilaç tedavisi, uyku bozukluğu ve diğer nedenlere bağlar. Yorgunluk hissediyorsanız, inflamasyon belirteçlerinizin ve beslenme yetersizliklerinizin kontrolü için gerekli kan testlerini yaptırmalısınız.

Yorgunluk Sizi Nasıl Etkileyebilir?

Ülseratif kolitiniz yorgunluğa sebep oluyorsa; aynı zamanda fiziksel aktiviteleri sürdürmekte zorlandığınızı, normalden daha duygusal olduğunuzu, hafızanızda ve konsantrasyon becerilerinizde sorun yaşadığınızı fark edebilirsiniz. Ancak umudunuzu kaybetmeyin – yorgunlukla mücadele etmek için yapabileceğiniz şeyler var.

Sık Sık Ara Verin

Yorgunluk yaşadığınız zamanlarda mola vermek etkileri hafifletmenize yarayabilir. İster çalışıyor olun ister başka bir aktivite yapıyor olun; uğraştığınız işi kenara bırakarak on dakika mola vermek odağınızı toplamanıza yardımcı olur. Aktiviteden uzaklaşın, gözlerinizi kapayın ve nefes alışverişinize odaklanın. Bu yöntem tam anlamıyla yeni bir başlangıç yapmanızı sağlamayabilir ancak odaklanmanızda ve duygusal durumunuzda fark yaratır.

Yazının devamı...

Gençlerde kolon kanseri riski var mı?

9 Ekim 2020

Günümüzde kolon kanseri ABD’de kansere bağlı ölümlerin başında geliyor ve bu durum genç Amerikalıları giderek daha fazla etkiliyor. Araştırmacılara göre gelişmiş tarama ve tedavi önlemleri sayesinde kolon ve rektum kanseri kaynaklı ölüm oranları bir süredir azalma gösterirken gençler arasında ölüm oranları artıyor.

Johns Hopkins Medicine’de onkoloji doçenti Dr. Nilofer Azad, “30-40’lı yaşlarında kolorektal kansere yakalanan daha fazla insan görüyoruz; çünkü genellikle kanser olduğu düşünülmeyen belirtiler gösteriyorlar” dedi. Ayrıca, günümüzde teşhis edilen kolorektal kanserin yaklaşık %30’unun 55 yaşının altındaki kişilerde görüldüğünü belirtti. “Bağırsak hareketlerinde değişiklik, rektal kanama, dışkıda kan ve karın ağrısı; kolorektal kanserin başlıca belirtilerindendir.”

Marvel Evreninde dünya çapında bir etki yaratan Chadwick Boseman’a, 2016 yılında 3.evre kolon kanseri teşhisi konmuştu. Çoğumuzun Kara Panter olarak tanıdığı Boseman, 28 Ağustos 2020’de kolon kanserinden vefat ettiğinde daha 43 yaşındaydı.

Amerikan Kanser Topluluğu, kolorektal kansere yakalanma riskinin erkeklerde 23 kişide 1, kadınlarda ise 25 kişide 1 olduğunu belirtti. Buna ek olarak, kanserin 2020’de 50,000’den fazla ölüme neden olması bekleniyor – bu sayının 3,640’ı 50 yaşının altında.

Daha Fazla Genç Etkileniyor

Amerikan Kanser Topluluğu’na göre 55 yaşından genç kişilerde kolorektal kanser kaynaklı ölümler 2008 ve 2017 yılları arasında %1 arttı. Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezlerine göre 2017 yılında 20’lerinde yaklaşık 130 kişi, 30’larında 720 ve 40’larında 2,700 kişi kolorektal kanserden vefat etti.

Ulusal Kanser Enstitüsü Dergisi’nin 2017’de yaptığı bir araştırmaya göre, 1970’lerin sonlarında ve 1980’lerin başlarında kolon kanseri teşhisleri 50 yaşından küçük yaş grupları için azalıyor ve 50 yaş ve üzeri kişilerde artıyordu. Yapılan bir araştırmaya göre 1980’lerin ortasına doğru bu eğilim tersine döndü: oranlar 55 yaş ve üzeri kişiler için azalırken 20-29 yaş aralığındaki kişiler için yılda %2,4; 30-39 yaş aralığındaki kişiler için yılda %1 arttı.

Colorectal Cancer Alliance’ın CEO’su Michael Sapienza,

Yazının devamı...

Lazer ile hemoroid cerrahisi

21 Şubat 2020

Doktorunuz sizin için lazer tedavisi önerebilir veya bu seçeneği kendi araştırmalarınız ile öğrenebilirsiniz. Her iki durumda da, hemoroidlerin lazerle ablasyonu denemeye değer bir yöntemdir, çünkü bu ikinci ve üçüncü derece hemoroidler için en iyi prosedürlerden biri olabilir.

Lazerler hemoroid tedavisinde çeşitli şekillerde kullanılabilmektedir, ancak her birinin ana fikri; lazerin enerjisinin, hemoroidal dokuyu bir süre boyunca uzaklaştırmak veya dokuyu hemen çıkarmak için kullanılmasıdır. Lazer uygulaması yöntemleri, hemoroidin içeriden daraltıldığı pıhtılaşma ve etkilenen dokunun dilimlendiği hemoroidektomiyi içermektedir. Ayrıca, dokunun yok edildiği bir süreç olan ablasyon da vardır. Bu, bölgede yeni hemoroidlerin oluşma olasılığını engelleyebilecek skar dokusu oluşturur. Ablasyon, hemoroid tedavisinde cerrahi olmayan yaklaşımlardan biri olarak kabul edilmektedir. Cerrahi prosedürlere başvurmadan önce orta dereceli hemoroidler için bu tür nonoperatif yöntemlerin denenmesi önerilir.

Bir hasta bu yöntemlerden sadece birini içeren lazer tedavisinde karar kılabilir veya doktor, hasta için uygun bir lazer prosedürü kullanmayı seçebilir. Hemoroidin ablasyon dahil olmak üzere çeşitli lazer prosedürleri ile tedavi sonuçları incelenerek, araştırma ve incelemeler sonucunda bu prosedürlerin iyileşme yolunda etkili olduğu ortaya çıkmıştır: Bir çalışma, hemoroidleri lazerle tedavi edilen 750 hastanın yüzde 98'inin lazer yönteminden tatmin edici sonuçlar aldığını göstermektedir. Bu sayıdan da fazla hasta - yaklaşık yüzde 99 - lazer tedavisi alma kararlarından memnun kalmıştır. Başka bir çalışmada ise, 2. ve 3. evre hemoroid hastaları, hemoroidal dokularını yok etmek için beş lazer darbesi aldı.

Tedaviden altı ay sonra, hastaların yüzde 90'ının koşullarında iyileşme görülmüştür. Bu çalışma lazer tedavilerinin sonuçlarını lastik bant ligasyonlarıyla karşılaştırmıştır. Lazer tedavisi alan hastaların çoğunda ligasyon uygulanan hastalardan daha tatmin edici sonuçlar elde edildiği gözlemlenmiştir.

Hemoroid için etkili tedavilere ek olarak, lazer ablasyonu da oldukça değerlidir çünkü diğer birçok prosedüre göre hastalara daha kısa ve daha kolay bir iyileşme süresi sunmaktadır. Hemoroidleri lazerle tedavi edilen hastaların, işlemden sonra geleneksel bir cerrahi yöntem kullanılarak tedavi edilen hastalara göre daha iyi durumda oldukları ortaya çıkmıştır. İşlemden sonra yapılan bir haftalık takip sürecinde; lazerle tedavi edilen hastaların ağrı düzeylerinin %65 kadar daha düşük olduğu görülmüştür. Geleneksel cerrahi uygulamasıyla tedavi edilen hastalara kıyasla, lazer yöntemiyle tedavi edilen hastaların %88’i tedaviden bir hafta sonra işlerine geri dönebilmiştir.

Tüm tıbbi konularda olduğu gibi, doktorunuz ihtiyaçlarınıza en uygun prosedürün nihai kaynağıdır. Bu makale yalnızca genel bilgi kaynağı olarak yayımlanmıştır. Hastalığınızın tedavisi için mutlaka doktorunuz ile fikir alışverişinde bulunarak aksiyon almalısınız...

Yazının devamı...