2019 biterken

Türk sanat tarihinin iki önemli sanatçısının iki önemli sergisine şahit olduk bu sene. Yeni müze açılışları da dikkat çekiciydi.

Bir yılın ardından geçen günlere bakıp yaşadıklarımızı hatırlamak her daim iyidir. Hem geçmişe bakma hem de geleceğe dair fikir edinme imkanına sahip oluruz bu durumda. Ben de bu haftaki yazımda kendi hususi zaviyemden 2019’un özetini yapmaya çalışacağım.

Türk sanat tarihinin iki önemli sanatçısının iki önemli sergisine şahit olduk bu sene. İlki fotogerçekçilik akımının Türkiye’deki ilk temsilcisi Nur Koçak’ın Salt Beyoğlu ve Salt Galata’daki “Mutluluk Resimlerimiz” sergisi. Bu sergiyi görmediyseniz 29 Aralık’a kadar serginin açık olduğunu hatırlatırım. Bir diğer önemli sergi ise Sabancı Müzesi’ndeki “Avni Lifij: Çağının Yenisi” isimli sergi. Bu sergiyi de 12 Ocak’a kadar ziyaret edebilirsiniz.

Çağdaş sanatın en önemli temsilcilerinden Bill Viola’nın sergisi “Geçici” başlığını taşıyor. Borusan Contemporary’de (Perili Köşk) yer alan sergi 13 Eylül 2020’ye kadar devam edecek. 

Tabii çağdaş sanatın en önemli buluşma noktası İstanbul Bienali. Artık dünyanın sayılı bienallerinden biri sayılan İstanbul Bienali’nin tema’sı Yedinci Kıta’ydı. Yazar ve akademisyen Nicolas Bourriaud’nın küratörlüğünde gerçekleşen bienal, son anda ana mekanın değişmek zorunda kalmasına rağmen, son derece global bir konuyu başarılı bir şekilde ele aldı.

2019 biterken

Artık çağdaş sanatın İstanbul’daki en önemli adresi Arter diyebiliriz. Eylül ayında açılan müzede yer alan ilk sergiler koleksiyondan seçkilerden oluşuyor. Uzun zamandır inşaatı devam eden binanın faaliyetine başlamış olmasını belki de Türkiye’de sanat alanında yılın en önemli etkinliği olarak anmak mümkün. Koç Vakfı tarafından açılan Arter’in eski yerinde faaliyetine başlayan Meşher de yılın önemli olaylarındandı. Bir kere çağdaş sanatla ilgili bir mekana Osmanlıca bir isim verilmesi bu yeni kurumun kimliğine dair önemli bir ipucu bence. Gelenekle kuvvetli bağlara sahip çağdaş sanat eserlerini göreceğimizi umuyorum.

Bir başka müze açılışı ise Eskişehir’de yer alan Odunpazarı Modern Müzesi (OMM). Sanatın İstanbul dışında da sergilenmesi, yatırımı yapılması son derece önemli. Odunpazarı’nın tarihi dokusuna uygun ünlü Japon mimar Kengo Kuma imzasını taşıyan bina büyüleyici.

Dünyada da bazı yeni müze açılışları dikkat çekiciydi. Katar uzun zamandır inşaatı devam eden ulusal müzesine kavuştu. New York’ta ise The Shed adını taşıyan sanat merkezini ilerleyen yıllarda daha çok duyacağız. Dünyanın en önemli modern sanat müzelerinden MoMA ise büyüdü. Müzenin direktörü Glenn D. Lowry  “Yeni MoMA, fiziksel bir genişlemeden daha fazlası, sizinle sanatı nasıl paylaştığımızı yeniden düşünüyor. Zamanımızın sanatının heyecan verici geniş görüşlerini her zaman gelişen bir şekilde paylaşmak için tüm koleksiyonu yeniden kurduk” sözleriyle yeni dönemi açıkladı.

Fransa ise geçtiğimiz yıllarda Abu Dhabi’de açılan Louvre’dan sonra post-kolonyal yaklaşımını bu kez de Çin’de devam ettiriyor. Bence Şangay’da Pompidou açılması bu açıdan değerlendirilmeli.

Netflix yapımı “Velvet Buzzsaw” (Kadife Testere) çağdaş sanatı merkeze almasıyla, ünlü Rus yönetmen Andrey Konchalovski’nin “Il Peccato” (Günah) adını taşıyan filmi ise Michelangelo’nun hayatını aktarmasıyla bu yıl benim için en dikkat çeken filmler oldu. Tüm okurlarıma mutlu, huzurlu, sağlık dolu yeni bir yıl dilerim.