Burası kimin?

Geçtiğimiz günlerde İstiklal Caddesi’nde yer alan Yapı Kredi Kültür Sanat Merkezi’nde 27 Şubat 2022 tarihine kadar açık kalacak olan “Burası” isimli sergi açıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık iş birliğiyle hazırlanan sergi dikkate değer unsurlar barındırıyor.

Sergiyi gezerken ilk dikkatimi çeken çağdaş sanat örneklerinin hangi koleksiyona ait olduğuna dair bir ibarenin bulunmaması oldu. Sanatseverler rahatlıkla bu eserlerin tamamının İstanbul Büyükşehir Belediyesi sanat koleksiyonuna ait olduğu izlenimine kapılabilirler. Serginin ücretsiz dağıtılan 250 sayfalık son derece hacimli kataloğunda buna dair bir açıklamaya maalesef rastlayamadım. Sergide yer alan çağdaş sanat eserlerinin İBB koleksiyonundan olmadığını ise küratör Kevser Güler’den öğrendim.

Burası kimin

Kentin paydaşları

Ekrem İmamoğlu yönetimindeki İBB geçtiğimiz günlerde Müze Gazhane’nin kapılarını açınca sanat dünyasından büyük takdir topladı ama aynı sanat dünyası aylardır kapalı olan Taksim Metrosu’nun girişinde yer alan Taksim Sanat’ın ve Taksim Cumhuriyet Sanat Galerisi’nin (Maksem) kapılarına kilit vurup, Şerefiye Sarnıcı gibi daha önceki yönetim tarafından sergilere ayrılmış bulunan muazzam mekânı başka etkinlikler için kullandıklarında hiç ses çıkarmadı.

Sergiye dönersek vermek istediği mesajı son derece başarılı bir şekilde aktarıyor. Yapı Kredi Kültür Sanat Yayıncılık Genel Müdürü Tülay Güngen’in sözleriyle söylecek olursam “Burası” sergiyi gezenleri İstanbul’a kentsel, politik, ekolojik ve çevre adaleti perspektifinden bakmaya davet eden, İstanbul’un havasını, suyunu, ağacını ve hayvanlarını kent yaşamının paydaşları olarak görmeyi öneren bir sergi.

Söz konusu İstanbul’a dair bir sergi olunca doğal olarak Gezi eylemlerinin, Kanal İstanbul karşıtlığının yer aldığı eserlerin olması hiç de şaşırtıcı değil. Kanal İstanbul’a karşı olan İBB yönetimi hiçbir fırsatı kaçırmıyor.

Serginin küratörü Kevser Güler’in sunuş yazısında şu cümlenin altını çizdim: “Doğal çevrenin ve yaşamın neoliberal kapitalizm tarafından konumlanma biçimlerinin doğurduğu şiddetin ve adaletsizliğin karşısında, hak ve adalet kavrayışlarının kurumsal tezahürlerini düşünmeyi elzem kıldı.” Güler, gayet net bir şekilde durumu izah etmiş ama “neoliberal kapitalizm”in en büyük paydaşlarından olan Türkiye’nin en büyük bankalarından birinin düzenlediği sergide bunu yazmak ne derece etkili olacak emin olamadım.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kent Müzesi Koleksiyonu ve İBB Atatürk Kitaplığı Arşivleri’nden yer alan sanat eserlerinin, haritaların, kartpostalların çağdaş sanat eserleriyle bir arada yer alması tüm bu olumsuzluklara rağmen dikkate değer bir çaba. Bazılarını ilk kez görebildiğim haritalar ise mutlaka görülmeli.