Örnek bir sanatçı

Bir sanatçı düşünün. 1936 yılında İstanbul’da dünyaya geliyor. 1954-57 yıllarında İstanbul Güzel Sanatlar Akademisi’nde(yani bugünkü Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi’nde) resim bölümünde, 1957-59 yılları arasında seramik bölümünde eğitim alıyor. Malzemeyi tam tanıyabilmek için 1959-60 yıllarında İstanbul Üniversitesi’nde Kimya Bölümü’nde kil araştırmaları yapıyor. Burada Türkiye’nin hemen her bölgesinden gelen toprakları ve minarelleri araştırıyor. Burada aldığı eğitimi de yeterli görmeyip Eczacıbaşı Seramik Fabrikası’nın Sanat Atölyesi’nde çalışıyor. Türkiye’de daha fazla bir şey öğrenemeyeceğini düşünüp Amerika’nın yolunu tutuyor. Orada Rochester Teknoloji Üniversitesi’nde öğrenim görüyor. Daha sonra 1963’te Amerikan El Sanatları Okulu’nda Seramik Bölümü’de Bauhaus Okulu’ndan gelen, Kandinski’yle Klee’yle dostluğu olan bir hocanın yanında eğitim alıyor. Ve ilk solo sergisini Amerika’da açıyor. Bu sergi çok beğeniliyor ve bir Amerikan kurumu kendisine yeni bir sergi teklifinde bulunuyor. Ama bu teklif sanatçı Amerikan vatandaşı olmadığı için geri çekiliyor ve sanatçı şu gerçeği fark ediyor: “Ben Amerika’da kalmayacaktım, birikimimi bütün olanaksızlıklara ve imkânsızlıklara rağmen Türkiye’ye taşıyacaktım. Amerika’da kalsaydım Türk kökenli Amerikan vatandaşı olacaktım. Halbuki ben Türkiye’nin sesini duyurmak istiyordum. Çünkü dışarı gittiğiniz zaman ‘Ben Türkiye’den geliyorum ve seramikçiyim’ deyince müthiş bir ilgiyle karşılaşıyorsunuz çünkü çinilerimizi biliyorlardı ve bu çinilerimize hayrandılar.” Ve Türkiye’ye döndükten sonra ailesinin desteğiyle atölyesini bir apartmanın zemin katında açıyor.

 

 

Örnek bir sanatçı

Türkiye’nin yansıması

Örnek sayılabilecek bir sanatçı portresiyle karşı karşıyayız. Yukarıda bahsettiğim sanatçı Candeğer Furtun. Ülkesini ve doğup büyüdüğü topraklara aidiyetini bu sözlerle anlatan sanatçıya şapka çıkarmak gerekir diye düşünüyorum. 15. İstanbul Bienali’nde yer alan eserlerine kadar kendisini biliyordum ama eserlerini yakından görmemiştim. Geçtiğimiz günlerde Arter’de açılan retrospektifiyle sanatçının bütün dönemlerini muazzam arşivsel bilgilerle inceleme, ziyaret etme fırsatı buldum. Yukarıdaki bilgiler de onun sergi açılışında yaptığı konuşmadan derleyip alıntıladım.

Bireyin kayboluşu, kimliksizleşmesi, tek tipleşmesi, aynılaşması çağrışımları yapan insan vücudundan kesitleri sunduğu yapıtları beni çok etkiledi. Sanatçının eserlerini incelerken kendisinin de çeşitli vesilelerle söylediği gibi 1980’lerdeki siyasi ve politik ortamın sanatına yansımasını rahatlıkla görmek mümkün. Hem darbe sonrası yaşanan sıkıntılar hem de 80’lerin ikinci yarısıyla birlikte dünyaya açılan bir Türkiye’nin yansımalarını gözlemlemek mümkün. Ayrıca sanatçının eserlerini mümkün olduğunca satmamış olması da bu sergiyi bütünlüklü kılan unsurlardan biri. Sanatçı bu durumu mealen şu sözlerle anlatıyor: Eserlerim bir romanın sayfaları gibi içlerinden biri eksilirse bütünlük kaybolacaktı bu sebeple hepsini korudum.

Selen Ansen kürtaörlüğünde gerçekleşen sergiyi tüm sanatseverlere tavsiye ederim.