Ortadoğu giderek ısınıyor

Lübnan’da Sünni kökenli istihbarat şeflerinden Wissam el Hassan’ı öldüren saldırı, kontrol edilemezse Suriye’deki mezhepsel iç savaşın nasıl yayılacağını gösteriyor. Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Yemen yolunda el Hassan için “Lübnan’da bir denge unsuruydu ve ölümü Sünni kesimde olağanüstü tepki yaratacaktır” demesi ise manidardı.
“Bu olay Lübnan’ı karıştırabilir” gibi “nötr” bir ifade kullanabilecek iken “Sünni kesime” referansta bulunması dikkat çekiciydi. Bu sözlerde bir tespitten çok bir temenni mi yatıyor, artık bunu okurun takdirini bırakıyoruz.
Ancak Esad’a destek veren ve el Hassan suikastının faili olmasından şüphe edilen Lübnan Hizbullah’ının bu sözlerden kendince bir anlam çıkaracağı kesin. Mezhepsel dayanışmanın arttığı Ortadoğu’daki gelişmelerin Türkiye için tehlikeli boyutlar kazanmasıyla, Ankara-Washington hattındaki askeri eşgüdümün derinleşmekte olduğunu ise yine önde gelen bir ABD gazetesinden öğreniyoruz.

ABD ile askeri işbirliği artıyor
Washington Post, önceki gün, isim vermeden “yetkililer”e dayandırarak, iki ülkenin Suriye’de uçuşa yasak bölge için çalıştıklarını açıklamakla kalmadı, Ankara’ya indirilen Suriye uçağı için istihbaratın ABD’den geldiğini de yazarak, iki ülkenin Suriye’nin kitle imha silahlarını ele geçirme konusunda planlar yaptıklarını belirtti.
Özetle, Türk kamuoyu ve özellikle AKP tabanı istediği kadar ABD karşıtı olsun, iktidar Ortadoğu’ya yönelik Türk-Amerikan askeri işbirliğini zorunlu olarak artırıyor. ABD ve İsrail’in füze kalkanı sistemlerini test etmek amacıyla üç hafta sürecek bir tatbikat başlatmalarını da bu gelişmelerden soyutlamak mümkün değil.
Hükümet, Kürecik’teki füze kalkanı radarlarının -Hizbullah’ın arkasındaki asıl güç olan- İran’a karşı olmadığını, buradaki istihbaratın İsrail ile paylaşılmayacağını söylüyor. Fakat bunun doğru olması mümkün değil zira ayni entegre sisteme dahil olan bu radarlardan toplanan bilgiler ABD’de tek merkezde ayıklanıyor.

Açıklamalar tutarlı olmalı
Öte yandan, Guardian’a konuşan Davutoğlu, Esad ve rejiminin “ciddi bir muhatap olmadığını” vurgulamış ve “Suriye’de ivedilikle bir geçiş hükümeti kurulmasından” söz etmiş. Ancak Davutoğlu’nun sözleri, Başbakan Erdoğan’ın Bakü’de Ahmedinecad ile yaptığı görüşmeden sonra telaffuz ettiği ve Tahran ile Moskova’yı dahil etmesi öngörülen “üçlü müzakere sistemi” ile uyumlu değil.
Davutoğlu’nun, Rusya ve İran’ın dahil olduğu herhangi bir masada, Esad’ın kendisine olmasa bile, rejimine bir şekilde yer açılacağını bilmesi gerekiyor. Sonuçta, kendisi için Esad ve rejimi istediği kadar “gayrimeşru” olsun, Rusya ve İran’a göre bu rejim meşruiyetini hiç kaybetmedi.
Ortadoğu’da sular tehlikeli şekilde ısınırken, Ankara’nın açıklamalarının daha tutarlı olması gerekiyor.