Türkiye’nin berbat karneleri

Okul günlerimizden hatırlayalım. Eve kötü karne getirdik mi suç hiçbir zaman bizde olmazdı. “Önyargılı hoca taktı” veya “Sistem bozuk, onun için yeteneklerimizi görmeye yeterli değil” türünden bahanelerle sorumluluğu üzerimizden atmaya çalışırdık.
Son dönemde Türkiye eve tam anlamıyla felaket olan iki karne getirdi. Bunlar özellikle demokrasi açısından sınıfta kaldığımızı açıkça gözler önüne serdi. İlki bu yılki AB İzleme Raporu’ydu. Diğeri ise New York merkezli, Gazetecileri Koruma Komitesinin son Türkiye (CPJ) raporu.
Ülkemizde resmi ve gayri resmi kurumlarla işbirliği içinde toplanan nesnel verilere dayanılarak hazırlanan bu raporlar Türkiye’nin demokrasi ve temel haklar açısından ilerleyen değil, gerileyen bir ülke olduğunu tüm çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
Bu arada AKP’nin, “demokrasi” ve “düşünce ile basın özgürlüğü” gibi evrensel kavramlara “nesnel” değil “öznel” anlamlar atfettiğini hükümetin söz konusu raporlara gösterdiği tepkilerden çıkarmak kolayca mümkün.
Son seçimlerde AKP’ye oy veren “her iki kişiden biri” bunu öyle algılıyor mu bilemeyiz, ancak, hükümetin yaptığı gibi, AB İzleme Raporu’nun altını çizdiği yapısal eksiklikleri “ciddiye almamak” ve bu raporu “çöpe atmak” her şeyden önce Türk insanına hakarettir.
“AB üyeliğimizin önünü açmazsa bu reformları niçin yapalım?” anlayışını yansıtan yaklaşım, “Biz zaten bu reformları Türk insanı için değil, AB’den geleceğini umduklarımız için yapıyoruz” demekle eş değerdir. AB tarafındaki samimiyetsizliğin elbette ki farkındayız. Ancak “ileri demokrasi” sözünü ağzından düşürmeyen bir iktidarın buradaki eş değerli samimiyetsizliği de fazlasıyla sırıtıyor.
Öte yandan, basın özgürlüğü açısından dünyanın en geri kalmış ülkeleriyle anılmamız ve -ABD’nin önemli siyasi dergilerinden “The Atlantic”in son sayısında olduğu gibi- “Türkiye’nin gazetecilere karşı savaşı” türünden başlıklara maruz kalmamız, ülkemizin saygınlığı açısından ayrı bir lekedir.
AKP iktidarı başarılarını daha çok ekonomik faktörlere ve göz boyamayı amaçlayan dev projelere işaret ederek ortaya koymaya çalışıyor. Göreli ekonomik başarılarımızın ne denli sürdürülebilir olacağını göreceğiz elbette.
“Petrodolar” zengini Arapları bilemeyiz, ama aynı zamanda teknoloji transferi ve kaliteli istihdam olanakları sağlayan Batılı yatırımcılara ülkemizi cazip kılan faktörlerin başında siyasi, ekonomik ve sosyal alanlarda yapılan yapısal reformlar geliyor. Bunu ilgili tüm uluslararası raporlardan çıkarmak mümkün.
Onun için eve getirmeye başladığımız berbat karnelerle bu konudaki güvenin de orta vadede sarsıntıya uğrayacağı kesin. Hükümetin pek umurunda olmadığı için bunu da zor yoldan öğrenmemiz gerekecek galiba.