Millet istemezse başkanlık gelmez

Başkanlık meselesini şahıslar üzerinden değil, anayasal bir reformun parçası olarak ele almanın daha doğru olacağını belirten Kurtulmuş,“Bir kere bu, Cumhurbaşkanı’nın bir talebi değil, Türk siyasetinde var olan bir taleptir” dediMevcut sistemde cumhurbaşkanının sahip olduğu yetkilerin seçilmiş devlet başkanından daha fazla olduğunu ileri süren Kurtulmuş, “Millete rağmen bir sistem değişikliği yapılamaz”diye konuştu...

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’la sıcak gündem maddesi başkanlık sistemi ile çözüm süreci, HDP’nin geleceği ve Bank Asya operasyonunu da içeren konularda sohbet olanağı bulduk. Başkanlık tartışmasını, geniş planda anayasal reformu zorunlu kılan bir sistem dönüşümü içinde konumlandıran Kurtulmuş’un açıklamaları söyle:
ŞAHIS DEĞİL SİSTEM MESELESİ:
Başkanlık meselesini şahıslar üzerinden değil, sistem değişimine ilişkin anayasal bir reformun parçası olarak ele almak daha doğru. Türkiye’de, ‘millet-devlet uyuşmazlığı’ dediğimiz devletin başka telden, milletin başka telden çaldığı bir yapılanma var. Siyasal gruplar için devlet, ‘ele geçirilmesi gereken bir mekanizma’ haline dönüşüyor. Başkanlık sistemi ve diğer sistem değişikliği tartışmalarını yaparken bence merkeze bunu koymak lazım. Devletin milletin emrine verilmesi, milletin bütünüyle hakim olduğu bir mekanizma haline getirilmesi gerekiyor. Bunun için siyasal sistemde dört alan güçlendirilmeli. Parlamento, milletvekilleri, yürütme, idari mekanizma ve toplum güçlendirilmeli. Yürütme güçlendirilirken güçlü, hızlı karar alabilen ve bunları uygulayan bir başkanlık mekanizmasına dönmek zorundayız. Türkiye, buraya doğru yol alıyor. Maalesef başkanlık, sanki Tayyip Bey’in ya da Ak Parti’nin kurumsal isteği veya Tayyip Bey’in kişisel isteği gibi anlaşılıyor ki fevkalade yanlıştır bu yaklaşım.
CUMHURBAŞKANI BAŞKANDAN DAHA GÜÇLÜ:
Maalesef Türkiye’deki mevcut Anayasa, güçler ayrılığı üzerinden değil, güçler parçalanması üzerine oturmuş. Öyle güçlü bir cumhurbaşkanı ortaya koymuş ki bu, cumhurbaşkanı halkın oyuyla seçilecek bir devlet başkanında var olacak olan yetkilerden çok daha fazlasına sahip. Orduyu tek başına dışarıya gönderebiliyor, parlamentoyu isterse feshedebiliyor, bakanları atıyor, Bakanlar Kurulu’na başkanlık yapabiliyor. Herhangi bir yasayı Anayasa Mahkemesi’ne gönderebiliyor. Bunların üzerine ve milleti devlet adına kontrol eden bir cumhurbaşkanlığı makamı. Bu sistem, bütünüyle değişmediği sürece Türkiye’de ideal anlamda bir demokrasinin varlığından bahsedilemez. Cumhurbaşkanımızın ilave bir gücü olmayacak, var olan yetkilerinde azalma olacak. Tabii ki parlamento olacak, bunun yanında denetim fonksiyonuyla ilgili yeni bir düzenleme düşünülebilir.
YÖNETİM?İÇİN ANAHTAR METAFORU:
Ben şu metaforu kullanıyorum; egemenlerin elinden milleti yönetme anahtarı alındı ama biz bunu bütünüyle millete devretme durumundayız. Bu anahtar henüz elimizde duruyor. 2015 seçimlerinden sonra millete devretmemiz lazım. Bu anlamda da kenarda da eski vesayetçiler bekliyorlar, ‘aman fırsat bize düşse’ diye tam anahtarı devrederken tekrar kapma niyetindeler. Bunu şahıslardan uzak düşünmek lazım. Bugün Ak Parti iktidarda, Erdoğan Cumhurbaşkanı. Türkiye daha iyi idare edilebilir hale gelmeli. Aksi halde devleti ele geçirme mücadelesi hiç bitmez. Bugün bir paralel olur, yarın başka bir paralel olur.
ERDOĞAN SÖYLEDİ?DİYE OLUMSUZ BAKILIYOR:
Hep şablon üzerinden, Amerikan modeli mi, Fransız modeli mi diye tartışıldı. Niye biz Türkiye modeli üzerinden, kendi ihtiyaçlarımız üzerinden bir şey tartışmıyoruz? Bu şahısların hepsi geçici. Bir güç temerküzü istemiş olsa Erdoğan bunu bilecek kadar da siyaset tecrübesi ve zekâsına sahip. Mevcut sistem, daha güçlü bir cumhurbaşkanlığı modeli. Sistem, bütün herkesi cumhurbaşkanının kontrol etmesi üzerine kurulmuş. Tayyip Erdoğan’ın da itiraz ettiği nokta bu. Kategorik olarak Erdoğan dile getirse bu yanlıştır, kötüdür, şu dile getirdiyse iyidir şeklinde bir yaklaşımın doğru olmadığını söylemek lazım. Erdoğan, Türkiye’de sosyolojik anlamda çevreden değil, merkezinden gelen bir adam olsaydı ve bugün başkanlık sistemini dile getiriyor olsaydı, başkanlık sistemi etrafında yapılan eleştirilerin önemli bir kısmı yapılmayacaktı belki de. Çevreden gelen birisi merkezi otoritenin en üst makamını ele geçirmiş, oraya millet tarafından seçilmiş olmasına rağmen burada yeni bir şeye ihtiyaç var diyor. Sistem olarak hepimiz de yaşadık. Allah korusun, 1970’lere geri döneriz. Hâlâ sistemin fay hatları mevcut.
SİYASİ İKBALİ OLARAK GÖRMÜYOR:
Bir kere bu, Cumhurbaşkanı’nın bir talebi değil, Türk siyasetinde var olan bir taleptir. Yapılabiliyorsa zaten oluşacak parlamentodaki partilerin bir kısmının ittifakıyla çıkabilir. 330’da kalacaksa halka sunulacaktır. Diğer konuların hepsiyle birlikte anayasal vatandaşlık meselesi gibi temel sorunlarımızı çözecek bir anayasa paketi gibi bir konu gündeme gelebilir. Cumhurbaşkanımızdan dinlemiş biri olarak, şundan emin olarak konuşuyorum: Cumhurbaşkanı bunu Erdoğan’ın siyasi ikbaliyle ilgili bir konu olarak asla görmüyor. Tam tersine, defaatle attan düşmüş birisi olarak, siyasal sistemimizin gadrine uğramış, egemen güçler tarafından partisi kapatılmaya çalışılmış, siyasi yasaklarla boğuşmuş birisi olarak bunu bir sistem meselesi ve Türkiye’nin daha iyi yönetilmesi meselesi olarak görüyor. Kendi şahsıyla ilgili bir mesele olarak görmüyor. Millet bunu istemiyoruz diyorsa yapılamayacak tabii. Millete rağmen bir sistem değişikliği yapılamaz.
‘BAŞKANLIK’ SEÇİM BEYANNAMESİNE GİRER:
Konu henüz hükümetin gündemine gelmedi, parti zaten seçim beyannamesini hazırlıyor. Ak Parti’nin seçim beyannamesi hazırlanacak, onun içerisinde de bunun olacağı aşikârdır.
NEVRUZ’DAN ÖNCE ADIMLAR ATILACAK:
Çözüm sürecinde teknik olarak neler yapılacak onları söylemeyeyim. Bunlar olacak. Bundan sonra önümüzde Nevruz meselesi var. Nevruz’dan evvel tekrar bu konuyla ilgili, hem hükümet açısından birtakım adımların atılacağını hem de bunun karşılığında da bir kez daha en azından çok kuvvetli şekilde silahlı mücadele döneminin geride kaldığının deklare edilmesini ümit ediyorum. Çok sıkışık ve çok daha zor bir dönem var önümüzde. Seçim öncesinde olumlu havayı artıracak adımların karşılıklı atılacağını hep beraber göreceğiz.
KEŞKE BARAJI İNDİREBİLSEYDİK:
HDP’nin Türkiye’de parlamentoda olmasının hem çözüm sürecinin devamı hem de Türkiye siyasetinin demokratikleştirilmesi bakımından bir imkân ve bir avantaj olduğu kanaatindeyim. Önümüzdeki seçimin en önemli sorunlarından biri, ‘HDP, parti olarak mı girecek, bağımsız adaylarla mı girecek?’ Keşke biz 2013’ün 30 Eylül’ünde bu konu tartışmaya açıldığı zaman, barajı hep kaldıracak dar bölge sistemini ya da barajı 3’e ya da 5’e indirecek daraltılmış bölge sistemini konuşmuş olsaydık bugün bu sorunla karşı karşıya kalmayacaktık. Türkiye bundan sonra barajı tartışacaktır ve baraj düşürülecektir.
HDP’NİN?TEMSİL?ETTİĞİ?SİYASET PARLAMENTODA OLMALI:
HDP barajı geçemezse şunu söyleyeyim: Evet, siyasal temsil anlamında bir zorluk ortaya çıkar ama nihayetinde çözüm süreci sadece HDP’yle yürütülen bir süreç değil. Kimsenin tekelinde de değil. Bu süreç devam eder. Parlamento dışında kalmasını istemem ama kalsa bile sürece uygun hareket edeceğini düşünüyorum. Asla HDP’nin parlamento dışı kalması üzerine bir hesabın içerisinde olmayız. Ak Parti başka bir partinin zaafları üzerinden siyaset yapmaz, kendi gücü üzerinden siyaset yapar. Ben HDP’nin temsil ettiği siyasetin parlamentoda olmasının Türkiye’nin bugünkü şartlarında yararlı olacağı kanaatindeyim. Yüzde 10 barajının HDP’yi daha çok Türkiye partisi haline getireceği ve zorlayacağı kanaatindeyim.

Millet istemezse başkanlık gelmez

Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş gazetelerin Ankara Temsilcileri ile bir araya geldi. Görüşmeye Milliyet Ankara Temsilcisi Serpil Çevikcan da katıldı.

BANK ASYA’DA ÜÇ ŞEY KORUNMALI:

Bank Asya meselesinde üç şeyin korunması önemlidir. Mevduat ve hisse sahiplerinin haklarının korunması ile Türkiye ekonomisine herhangi bir bankanın batmasının vereceği olumsuz etkiden Türkiye ekonomisinin korunması. Türkiye uzun yıllar batık bankaların ceremesini bütün milletin tamamına çektirmiş olan bir ülkedir. Uzunca bir seferdir, ilk seferdir karşılaşıyoruz. Bu teknik bir mesele. Buradan sanki bir herhangi bir hükümet adına ya da Türkiye’nin bağımsız kuruluşları haksız yere el koyuyormuş gibi havanın olmasını asla doğru bulmam.

SÖZDE DEĞİL ÖZDE VATANDAŞ:

Türkiye siyasetinde epeydir devam eden bir toplumsal gerilimin olduğu aşikâr. Seçim sadece sandıktan ibaret değildir demem. Hepimizin üzerine düşen sorumluluk, yeni Türkiye’nin inşası, medeniyetimizin ihyası ve ötekinin iknası diyorum ben buna. Sözde vatandaş olarak tasnif edilenler kendisini problemli hissediyor. Mesela Alevi-Sünni tartışması teolojik bir tartışma değil siyasi bir tartışmadır. Çok şükür ki teolojik bir tartışma değildir. Olsaydı zaten kötü bir şey olurdu, gerginlik olurdu.

EYALET SİSTEMİNE HAYIR:

Eyalet sistemini söylemiyoruz. İmtiyazların yerele bir şekilde devredilmesi, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, senelerdir konuştuğumuz konu. Büyükşehir Yasası’nın çıkmış olması bir adımdı. Diğer şehirlerin de bütünşehir haline getirilmesi sağlanabilir, sistemin işleyişindeki eksiklikler giderilebilir. Sonuçta Türkiye sadece Ankara’dan yönetilen, bütün her alanda bütün kararların merkezi alındığı bir yer olmaktan çıkar. Yani, nereye hangi köprü yapılacak, hangi okul yapılacak, bunların kararlarının yerele devredildiği bir mekanizma üzerinde konuşulabilir.

CHP İKTİDARA GELMEK İSTEMİYOR:

CHP, iktidara gelmemek için elinden geleni yapıyor. Türkiye’nin bugün esas temel siyasi sorunlarından biri, iktidar zaafından daha ziyade, muhalefet boşluğudur. Ümit ederiz ki CHP bu anlamda hakikaten önce başta kendisine oy verenler olmak üzere Türkiye toplumunun güvenini kazanacak atılımları yapar. Güçlü bir ana muhalefet partisinin varlığı, her an iktidara gelme ihtimali olan bir partinin varlığı aslında iktidarı da bu anlamda zinde tutar, ayakta tutar, güçlü kılar.