Queen’in hayali onlarda yaşıyor

‘Queen Tribute’ grubu A Kind Of Vision’dan Yunuscan Kaya “Amacımız, müzikseverlerle bir araya gelip, hep beraber Queen şarkıları söylemek ve onlara biraz olsun o atmosferi yaşatabilmek” diyor

Queen parçalarını çalmak özel bir çalışma ister. Bunu gerçekleştiren bir ‘Queen Tribute’ grubu var. Adları A Kind Of Vision.. Ankaralı bir grup. Grup üyelerinden Yunuscan Kaya bir nevi Freddie Mercury. Hal, tavır, giyim aynısının tıpkısı. Kendisi ile soru-cevap bir söyleşi yaptık. “2006 -2007 yıllarında (özellikle tribute grupların henüz ülkemizde pek olmadığı dönemde) böyle bir projeyi yapmayı hayal ediyordum. İki yıllık uğraş sonunda, Ulaş Tercan (Bas), Gökhan Çimen(Davul) ve Orçun Büker (Gitar) ile yola koyulduk. Son iki buçuk yıldır gitarda Hakan Şavklı kadromuza eklendi. Grubun adını Queen’in hiç yayınlanmamış daha doğrusu tamamlanmamış olan bir şarkısından aldık ve anlam olarak da bizi temsil ettiğini düşündük ve A Kind of Vision böylece oluştu”.

Freddie Mercury söylemek için nasıl bir teknik, nasıl bir ses rengi lazım diye merak ettim. Yunuscan şöyle özetliyor: “Queen şarkıları büyük çoğunlukla tenor ses aralığı için yazılmış olsa da oldukça geniş bir ses aralığı ve çok çeşitli ses tekniği istemekte ki hal böyle olunca, işler oldukça zorlaşıyor. Freddie Mercury gerçekten çok özel bir ses ve yetenek.”

Bizimkiler ilk üçte

Ancak bu projeyi kabul ettirmek öyle kolay olmamış Yunuscan Kaya anlatıyor: “Ben bu projeyi hayata geçirmeye çalıştığım dönemde, tribute kavramı ülkemizde henüz yoktu ve bu sebepten bu projeye sıcak bakılmıyor, tutmayacağı söyleniyordu. Dinlemedim onları ve müzisyen dostlarımla yola devam ettik, her geçen gün daha başarılı olduğumuzu gördük ve bu başarı devamında bir sürü müzisyenin farklı tribute grupları kurmasına neden oldu.”

“Kendi besteleriniz yok mu?” diye sorulur hep. Biraz patavatsızlıktır aslında. Yine de sordum bu soruyu. Her birinin başka başka projeleri var. İlla bir araya gelip bir şeyler üretmek adına varolan bir hayali yıkmak istemiyorlar anladığım. “Ben son bir yıldır eşim Ayçe Abana ile İngiltere’de yaşıyorum. Kovidden dolayı uzun süre ayrı kaldığımız seyircimizle yeniden buluşuyoruz. Albüm yapma düşüncemiz hiç olmadı. Zaten, yapılmış en güzel hali var. Amacımız, müzikseverlerle bir araya gelip, hep beraber Queen şarkıları söylemek ve onlara biraz olsun o atmosferi yaşatabilmek. Projenin bir beste grubu olmasını düşünmedik. Çünkü bu, farklı bir yere enerjimizi kanalize etmemiz anlamına gelirdi.”  Son olarak tüm dünyada ‘Queen Tribute’ yapan gruplar olduğundan bizimkiler ne durumda merak ettim ve sordum. “Ses, fizik ve piyano beceresi olarak dünyada ilk üçteyiz. Sound’un aynısını uyguluyoruz” dediler. Yılda 80 ile 100 konser veriyorlar. 14 Kasım / Freddie Mercury Show /Kadıköy Sahne/İstanbul - 21 Kasım 6.45/Ankara

Ankara’dan bir progressif rock sesi

Bu devirde yani ‘alternatif rock’ soslu grupların revaçta olduğu bir dönemde ‘eskilerden esintiler’ bulmak pek kolay olmuyor. Ya da sahne almaları zor. Ters Manyel, sanırım bunu kırmış Ankaralı bir grup. “Günümüzde kirli tonlu gitar müziğini ve canlı enstrümanları duymayı seven müzikseverler çokça var. İyi ki de varlar. Bu insanlardan aldığımız olumlu tepkiler bizi ciddi anlamda motive ediyor” yorumu Ters Manyel’ in müzikleri hakkında önemli bir ipucu. 2017’de ilk nüvenin oluşması Bedir Yeni (Davul), Fetih Yeni (Bas) ve Mehmet Alp Akın’ın (Vokal & Gitar) bir araya gelmesiyle oluyor. Elektronik altyapılar için Bahadır Özden’nin katkısını da unutmamak lazım. Müzikleri ile tanışma olan “Bırak Beni”, daha geniş kitleye hitap eden bir şarkı. Sonra gelen “Bul ve Dizginle”, King Crimson esintileri taşıyan bol ters atakların yer aldığı bir çalışma. “’Ayna’ için progressif rock sevenler kaçırmasın” demişler bir söyleşilerinde, ( www.ladyobscure.com ) aynı kanıdayım. (16 Kasım/İf Performance Hall/Ankara)

Queen’in hayali onlarda yaşıyor

Sahne arkası

İzmir’de Keçi Fest öncesi... Eşimle biraz erken gittik. Havayı koklayalım eş dost sohbet edelim dedik. Cahit abi, Taner abi, sevgili Ajan (Moğollar’ın klavyecisi Serhat Ersöz kardeşim, böyle hitap ederiz kendisine) sonra Redd’den Doğan ile Güneş ve de birlikte de çaldığımız Berke (Davul) ile hasret giderdik. O sırada yanımıza uzun boylu, ince, genç bir kardeşimiz geldi. Sırtında torbası vardı. İmza için gelmiş. O torbadan sürekli kaset ve CD çıkıyordu. “Sizin bütün kasetleriniz ve bütün CD’lerinizi aldım” dedi. Efe, 16 yaşında ve lise öğrencisi. Yaptığınız müziğe tutkulu olmak böyle bir şey olsa gerek. Garip bir duygu. Bazıları “zaten işin doğası böyle olur” diyor. Evet yapıyorsun, üretiyorsun karşılığı imzalanan bu albümler olsa da, böylesine bir sahne karşısında şaşırdım. Efe, Çeşme’den gelmiş konsere. Eşimin yanında konseri izlemiş daha sonra. Sona doğru babası gelmiş almaya. “Yarın matematik sınavı var” demiş babası. Efe kendinden emin “Sorun değil yaparız” diye cevaplamış. Kendisine ömür boyu mutluluklar ve başarılar diliyorum. Türkiye’nin aydınlık geleceği Efe gibi gençler olacak.

Queen’in hayali onlarda yaşıyor

Ülkesiz olmak

No Land, şu an piyasadaki değişik müzik yapan grupların başında geliyor desem yalan olmaz. Kamil Hajiyev (vokal, keman), Mehmet Akif Ersoy (akustik gitar) Sahand Lesani (elektrik gitar), Çağatay Vural (akustik, bas gitar), Can Kalyoncu (davul), Hazal Akkerman (çello, vokal), Yağız Nevzat İpek (davul), Oğuzcan Bilgin (trompet)... Bu kadar enstrümanın sahnede bir arada bulunduğu sanırım ender gruplardan biri No Land. “Aramızda” (2016) ve ardından yayınladıkları “Pusula Kaybolmuş” (2019) slowcore türünün güzel örnekleri diyebiliriz; kasvetli sözler, yavaş tempolar, minimalist dokunuşlar... Vokalin bu havayı vermesi ve enstrümanın yerli yerinde bütünü tamamlaması çok önemli. Kısacası ekip ‘yetkin’ bir icra yapıyor ve özeller. Daha büyük sahneleri hak ediyorlar (17 Kasım/The Wall Salon Performance/İstanbul)

Hiç yoktan iyidir

The Drak Tranquility yeni çıkardıkları “Monument” albümü tanıtım konserleri çerçevesinde ülkemizi yine ziyaret ediyor. Metal müzik uzmanı bir dostuma sordum ki o dostun metal dünyasının hem çalma, hem de prodüksiyon tarafında bulunduğunu belirteyim. “1999 yılında yaptıları ‘Projector’ albümü isimlerinin duyulmasını sağladı. 2007 albümleri “Fiction”a kadar popülerlikleri devam etti. Fakat sonra düşüşe geçtiler. İsveçli grupların ABD piyasasına girmeleri bazılarına yaramadı. Onlardan biri de bu grup. Türkiye’de her türlü bir kitlesi var. Ama eski havaları yok. Yine de üç şehire gelmişler. Yeni albüm lansmanları olacak. Ancak izleyici çok bilinen şarkılarını dinlemek isteyecektir” yorumunda bulundu. 18 Kasım/Jolly Joker/Ankara,19 Kasım/Hangout Perf. Hall/İzmir, 20 Kasım/ Küçükçiftlik Park/İstanbul

HAFTANIN KONSER SEÇKİSİ

Ezginin Günlüğü (17 Kasım/Holly Stone Perf. Hall /Antalya)

Dolu Kadehi Ters Tut (17 Kasım/Erciyes Kültür Merkezi/Kayseri)

Yeni Türkü (18 Kasım/Bostanlı Suat Taşer/İzmir)

Queen’in hayali onlarda yaşıyor