‘Bizi koruyucudan kim koruyacak?’

Boğaziçi Kanunu’nun en sakıncalı ve hukuka aykırı yönü, bazı kişiler yüz yıllardır malik oldukları mülklerine yapı yapamazken, tapulu arsalarının bir dönem kamu mülklerini işgal edenlere kanun gücüyle gezi alanı olarak tahsis edilmesidir!

‘Bizi koruyucudan kim koruyacak’

İsmail Paşa Yalısı Emirgan

Gel de Tacitus’a hak verme; “Bizi koruyuculardan kim koruyacak?”. Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu’nda yapılan bir görüşme sırasında kanun konusunda görevli bir amiral ile bir generalin; “ ... bu alandaki yapı yasağı uygulaması sonucu, buradaki mülklerin sahipleri zaman içinde binalarını kullanmadıkları için kullanamadıkları mülklerinin emlak vergilerini ödemeyecek, veraset suretiyle elde edilecek mülklerin veraset vergilerini yatırmayacak, devlete olan borçları nedeniyle bir süre sonra bu alanlar otomatikman devletin mülkiyetine geçecektir...” sözlerini, aklı başında ve hukukun üstünlüğüne inanan kişilerin değil, bir şekilde yönetim gücünü eline geçirmiş kişilerin nefret ve hasedini yansıtan beyanlar olarak değerlendirmek gerektiğini düşünmüştüm.

Anlamadılar

Hâlbuki onlara önerildiği şekilde özellikle köy içlerinde bulunan alanlarda, oluşmuş çevrenin geleneksel dokusuna uygun iki veya üç katı geçmeyen yapı izinleri ve bu izinler karşılığı toplanacak meblağla yapılacak kamulaştırmalar, günümüzde Boğaziçi’nin büyük bir bölümünün kamu mülkiyetine geçmesi ve bu problemin kökten hallolmasına imkân verecekti. Ama o günkü mantık “Emir demiri keserdi”.  Ancak kendilerine anlatılmaya çalışılan sosyal hayatta emirin demiri kesemeyeceği, tam tersi bu tür düzenlemelerin karmaşa yaratıp, daha  kötü sonuçlara yol açacağıydı, anlamadılar veya anlamak istemediler.

Bilgileri yoktu

Emir almışlardı ve kendilerince emir emirdi, üzerinde düşünüp farklı öneriler gerçekleştirecek bilgi ve anlayış seviyesinde değildiler. Bu nedenle hazırladıkları kanuna Geçici 4. Madde’yi eklediler: Geçici Madde 4 ile Boğaziçi kıyı, sahil şeridi ve öngörünüm bölgeleri 22/7/1983 tasdik tarihli 1/5000 ölçekli nazım ve 1/1000 ölçekli imar uygulama planlarıyla konut kullanımına ayrılır, ancak yapı yapılmamış olan yerlerde yeşil alan statüsü uygulanır. Sözde yürürlükte olan bir plan vardır ama yapı yapmak da yasaktır. Kanunların geçici maddeleri belirli bir süre, genellikle de geçiş sürecindeki bazı düzenlemeleri içerir. Bu ne biçim geçici maddedir ki, otuz sekiz senedir mevcudiyeti korumaktadır.

4 bölüme ayrıldı

Bu kanunla, Boğaziçi alanı, kendi içinde Boğaziçi Sahil Şeridi, Ön Görünüm Bölgesi, Geri Görünüm Bölgesi ve Etkilenme Bölgesi olarak dört bölüme ayrıldı. 1/5000 ölçekli bir harita üzerinde, Boğaziçi’nin gerek topoğrafik gerekse yerleşim özelliklerini bilmeyen bazı kişiler tarafından hazırlanan bu bölüm çizgileri sonucu daha da kötü bir durum ortaya çıkmış oldu. Kuzguncuk, Beylerbeyi, Küçüksu, Çubuklu, Büyükdere gibi geniş vadi alanlarında ön görünüm çizgisi zaman zaman tepelerin üst bölümlerine kadar çıkarken, bazı vadilerde kıyıdan çok uzakta olmayan alanlar geri görünüm bölgesinde kaldı.

Bir süre sonra Boğaziçi İmar Müdürlüğü’nün yetki sınırı, yalnızca sahil şeridi ve ön görünüm bölgesini kapsayacak şekilde değiştirildi.

Oy kaygısıyla

Geri görünüm ve etkilenme bölgesi üzerindeki imar denetimi, ilçe belediyelerine devredildi. Kısa süre sonra hayali bir çizgiyle ikiye ayrılan bir sokağın bir yanındaki mülk sahipleri önce iki, daha sonra üç, hatta bazı belediyelerin oy kaygısıyla yaptıkları düzenlemeler sonucu dört veya beş katlı yapı yaparken,
sokağın diğer yanındaki insanların evlerini tamir ettirmeleri bile yasaklandı.

Mezbelelik oldu

Bu kanunun görmezden gelinen en sakıncalı ve hukuka aykırı yönü, bazı kişiler yüz yıllardır malik oldukları mülklerine veya arsalarına yapı yapamazken, tapulu mülk ve arsalarının bir dönem kamu mülklerini işgal edenlere kanun gücüyle eğlence ve gezi alanı olarak tahsis edilmesidir. Aradan geçen uzun zamanda Boğaziçi’nin arka bölümlerinde kalan alanlar yeniden düzenlenip, çağdaş olanaklarla donatılırken, yüz yılların birikimine sahip Boğaziçi köylerinin birer mezbelelik haline dönüşmesine ve kaçak yapılarla dolmasına neden olundu.

Psikolojik şiddet

Günümüzde Boğaziçi Ön Görünüm Bölgesi’nde yaşayan insanlar kendilerini kamunun tehdidi altında görmekte ve çoğu kişi yaşantısını deprem korkusu altında sürdürmektedir. Sık sık “Oturduğunuz yapıları depreme dayanıklı hale getirin” sözlerine muhatap olan, ancak hiçbir şekilde yapılarının yenilenmesine izin verilmeyen bu insanların yaşamak zorunda kaldığı psikolojik şiddeti de görmezden gelmemek gerekir.

O setler sayesinde korular oluştu

2960 sayılı Boğaziçi Kanunu’nun 3. Maddesi’nin a fıkrası “Boğaziçi alanında yer alan kültürel ve tarihi değerler ve doğal güzellikler muhafaza edilir ve doğal yapı korunur” hükmünü içermektedir. Bu hükme dayanarak Boğaziçi yamaçlarında set yapmak, set bahçe oluşturmak yasaklanmıştır. Halbuki Boğaziçi’nin ağaçlanması geçmişte yapılan bu set bahçeler ile mümkün olmuştur. Bin yıllara uzanan erozyon Boğaziçi yamaçlarında büyük tahribata yol açmış ve toprak tabakasını inceltmiştir. Saray bahçeleri ve korular, yamaçlarda oluşturulan setler üzerine dikilen ağaçlarla oluşmuştur. 1850’li yıllara ait Beykoz Kasrı fotoğrafında görüldüğü gibi çıplak yamaçlar üzerine yapılan setler, zaman içinde ağaçlarla kaplanarak büyük bir koru oluşmasını sağlamıştır. Boğaziçi’ni bilmeyen, neyi yasakladığının farkında olmayanların aldığı kararların ne derece sağlıklı olduğunu düşünmeliyiz. 

‘Kuzey Ormanları’ kişiler tarafından düzenlendi

İstanbul’un Kuzey Ormanları adıyla anılan ağaçlıklı alanlarının hemen hepsi gerçek orman alanı olmayıp, özel kişiler tarafından düzenlenen ağaç plantasyonlarıdır. Bu alanların çok büyük bölümü özel mülkiyette olup, çoğunluğu mangal kömürü yapmaya veya yakılmaya müsait sert ağaçlardan (meşe, gürgen vs.) oluşmaktadır. Bu alanlar yüz yıllar boyunca İstanbul ve yakın çevresinin yakıt ihtiyaçlarını karşılamışlar. 

‘Bizi koruyucudan kim koruyacak’

En güzel örnekler Boğaziçi kıyılarında

Özellikle XVII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren İstanbul’da yapılan en güzel ev örneklerine Boğaziçi kıyılarında rastlanır. Ne yazık ki uzun süredir kaderine terk edilen 1699 yapımı Amcazade Hüseyin Paşa Divanhanesi, XVIII. yüzyıldan günümüze erişen Bebek Kavafyan Evi, Anadoluhisarı Hekimbaşı Yalısı, Küçüksu Kıbrıslılar Yalısı, Çengelköy Sadullah Paşa Yalısı gibi örnekler Boğaziçi’ni süsleyen geçmişe dair yapılardır. XIX. yüzyılın ikinci yarısında Paris Operası mimarı Charles Garnier tarafından yapılan Bebek Halim Paşa Yalısı bir dönem görkemiyle herkesi büyülemekteydi. XX. yüzyılda ise merhum Sedad Hakkı Eldem tarafından yapılan Yeniköy Tahsin Günel, Şemsettin Sirer, Vaniköy Kıraç yalılarıyla dönemin önde gelen az sayıdaki mimarı tarafından yapılmış ve yaşadığımız dönemin mimari örneği olarak geleceğe intikal edecek az sayıdaki yapı dışında örnek  yapı bulunmamaktadır.

YARIN: Mülklerini satmak zorunda kaldılar!