Kifayetsiz muhterisler

Zaman zaman katıldığınız toplantılarda veya televizyon seyrederken birilerine bakıp da “Bu adam bu sığlıkla nasıl buralara kadar gelebilmiş” diye düşündüğünüz oldu mu hiç? Benzer bir soruyu on yıla yakın bir süre önce sormuş ve kendimce cevap vermeye çalışmıştım. Aradan geçen zaman içinde sığ insan sayısı büyük bir süratle arttı, ben mi yanılıyorum, yoksa toplum olarak daha mı sığlaşıyoruz? Son zamanlarda okuduğum bazı yazı ve romanlarda da aynı sıkıntıyı yaşıyorum, çoğu bana çok sığ geliyor. Acaba “yaşlandım da çoğu şey bana sığ mı geliyor?” diye düşünüyor, sonra çevremde bulunanlarla konuşuyor aynı duyguları paylaştığımızı görüyorum.

İnsanların sığlığı

Genç arkadaşlar; üst pozisyonlarında yer alan çoğu yöneticinin sığlığından, kültürel alt yapısının yavanlığından, çalışma temposunun ağırlığından ve karar verme gücü olmamasından şikayetçiler. Çoğu yönetici karar verme yerine, olayı zamana yaymak, ertelemek arzusunda. Çünkü, çoğunun bulunduğu pozisyon gereği alması gereken kararları alacak bilgi birikimi yok. Bilgi olmayınca da karar verme güçleşiyor. Birileri çıkıp da “niçin bu kararı verdin?” diye sorduğu zaman, bilgisi verdiği kararın gerekçesini açıklayacak seviyede değil. Buna karşın, bırakın bulunduğu pozisyonu muhafaza etmek için çaba sarfetmeyi, yetersizliğine rağmen çok daha üst pozisyonlardaki görevlere de talip.

“Bu cahillik, kendini bilmezlik nasıl fark edilmez” diye düşünürken, birden farkına varıyorsunuz ki, talip olduğu görevlerdeki çoğu kişi ondan da sığ ve cahil.

Amerikalı araştırmacılar, psikiyatri uzmanı Justin Kruger ve David Dunning bu hissi çokça yaşamış olacaklar ki, bir teori geliştirmişler; “Cehalet, gerçek bilginin aksine, bireyin kendine olan güvenini artırır.” Kruger ve Dunning fiziksel ve zihinsel alanda yaptıkları çeşitli araştırmalar sonucu farkına varırlar ki; niteliksiz insanlar gerçekte ne ölçüde niteliksiz olduklarının farkında değildirler. Üstelik niteliksiz insanlar, niteliklerini abartma eğilimindedirler. Aynı zamanda gerçekten nitelikli insanların niteliklerini görüp, anlamaktan da acizdirler. Eğer bu insanların nitelikleri belirli bir eğitim sonucu artırılırsa, eksikliklerinin farkına varmaya başlamaktadırlar.

Dunning-Kruger Sendromu

Bu araştırma sırasında Cornell Üniversitesi öğrencileri arasında bir test yaparlar, imtihan sonrası olağan “nasıl geçti?” sorusuna cevap istenir. Soruların yüzde 10’una bile cevap veremeyenlerin kendilerine güveni müthiştir. Soruların en az yüzde 60’ına doğru cevap verdiklerini düşünmekte, hatta iyi günlerinde olmaları halinde yüzde 70 başarıya ulaşabileceklerine inanmaktadırlar. Soruların yüzde 90’ından fazlasına doğru cevap verenler ise en alçak gönüllüler olup, yüzde 70 oranında doğru cevap verdiklerini düşünmektedirler. Tüm sonuçların değerlendirilmesi sonrası Dunning-Kruger Sendromu kaleme alınır.

İşinde çok iyi olduğuna inanan yetersiz kişi, kendini ve yaptıklarını övmekten, her işte öne çıkmaktan ve asla yapamayacağı işlere talip olmaktan hiçbir rahatsızlık duymamakta, aksine her şeyi hak ettiğini düşünmektedir. Ancak bu cahillik ve haddini bilmezlik karışımı, mesleki açıdan müthiş bir itici güç haline gelmekte ve yetersiz insanlar hızla üst pozisyonlara erişme imkânına sahip olmaktadırlar.

Akıllılar kuşku içinde

Bu nedenle günümüz toplumunda bazı eksiler, hızla artıya dönüşmekte. Sonuç olarak dilimizdeki tabiri ile “kifayetsiz muhterisler” hızla yükselmekte ve ön plana çıkmakta, gerçekten bilgili ve yetenekli insanlarımız ise fazla alçak gönüllü davranarak bazı görevlere talip olmakta sıkıntı çekmekte veya başkalarının onu değerlendirmesini beklemektedirler. Bu nedenle gerçek bilgi birikimine sahipseniz, lütfen mütevazı olmayın, çevreniz tarafından ihtiras eksikliği ile suçlanmayın. Toplumun ön planında yer alan veya yakın çevrenizde bulunan bir dolu insana şöyle bir bakın, sanırım bu satırları okurken aklınızdan bir sürü isim geçti. İçinizi hüzün kapladığını seziyorum, tüm bunlara rağmen işin sevinilecek yanı ise, Dunning-Kruger’in bu çalışmaları ile 2000 yılında Harvard Üniversitesi tarafından IG Nobeli ile ödüllendirilmeleri. Bertrand Russel yarım yüzyıl önce bu durumu; “Dünyanın sorunu, akıllılar hep kuşku içindeyken cahillerin küstahça kendilerinden emin olmalarıdır.” sözleriyle özetlemiş. Sanırım bir toplumda kifayetsiz muhterislerin sayısı arttıkça o toplumun içindeki sıkıntılar da büyümekte.

Genelde insanlığın, özelde ülkemizin geleceği açısından bilgi sahibi insanların daha ön plana çıkmaları, siyasete katılmaları, yönetici pozisyonlarına sahip olmaları için gereken düzenlemeleri yapmamız gerekiyor. Anlaşılan onların bu tür görevlere sahip olma arzuları yok, o zaman toplumun önde gelen kesimini oluşturan insanların bu olumsuzluğu göz önüne alarak gereken desteği oluşturmaları gerekiyor.