Mülklerini satmak zorunda kaldılar

Boğaziçi’nde çoğu kişi malik oldukları mülkleri yok pahasına elden çıkarmak zorunda kaldı. Bir süre sonra da kendilerinin onaramadığı veya yeniden yapamadığı mülklerinin eskisinden daha büyük şekilde yapılabildiğini gördüler!

Mülklerini satmak zorunda kaldılar

Boğaziçi Bölgesi’nde düzenli yapısı bulunanlar 2019’da bir kere daha devletin hışmına uğradılar. Yüz yıllar boyunca hep birlikte yarattıkları kültürel ortam ve kısmen de olsa düzenli yerleşim, birilerinin dikkatini çekti ve kamu mülklerini işgal eden çoğunluğun beklentilerine cevap verecek düzenlemeleri yapmak için bir gelir kapısı olarak görülüp, değerli konut vergisine tabii tutuldular. Bir grup aklı evvel, hasbelkader yöneticilik vasfını silah gücüyle elde edenlerin araştırıp incelemeden popülist söylemlerle oluşturduğu bir kanun, Boğaziçi’nde yaşayan insanların kaderi haline geldi.

Problemle büyüdüler

Kanunun yürürlüğe girdiği gün doğan çocuklar bugün otuz sekiz yaşına bastılar. Yıllardır bu problem ile büyüdüler, ailelerinin malik olduğu mülkler üzerinde neredeyse hiçbir tasarruf hakları olmadı, yapmak istedikleri düzenlemeler için kanun dışı yollara sapmaya mecbur kaldılar. Bu gözü karalığı gösteremeyen çoğu kişi malik oldukları mülkleri yok pahasına elden çıkarmak zorunda kaldı. Bir süre sonra kendilerinin onaramadığı veya yeniden yapamadıkları mülklerinin eskisinden daha büyük ve değerli olacak şekilde yeniden yapılabildiğini gördüklerinde, mensubu oldukları devlete güven duyguları erozyona uğradı.

Güven zedelendi

Üstelik son günlerde özellikle Üsküdar Geri Görünüm Bölgesi’nde yapılan düzenlemeler, Üsküdar Belediyesi’nin öncülüğünde yapılan kentsel dönüşüm çalışmaları, insanların devlete güven duygusunu giderek daha da zedelemekte. Sokağın bir yanında neredeyse dört kata varan yeni bina yapmak imkânı varken, sokağın diğer yanındaki insanlar kaderlerine terk edilmiş durumdalar. Halbuki akılcı bir yönetim bunca yıldır görmezden gelinen bu durumu çözebilir. Bunun için yapılacak tek şey, popülist söylemleri görmezden gelmek ve doğru kararlarla oluşturulmuş bir planı yürürlüğe koymaktır. Bir dönem bazı insanların “ben yaptım oldu” düşüncesiyle yaptıkları bir kanun oy kaygısına düşen, konunun gerçeklerinden uzak, medyanın baskısından çekinen politikacılar tarafından tabu haline getirilerek probleme dönüştü.

İmar spekülasyonu

Çok büyük bölümü kaçak ve kural dışı yapılarla imar planlarında yapılan spekülasyonlar sonucu oluşan bir şehirde, düzenli yaşamak isteyenler dikkat çekti ve çeşitli yöntemlerle cezalandırıldı. Bir dönem örnek gösterilen yerleşim alanları çöküntü alanlarına döndü veya dönmek üzere. Bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihte, kırsal bir görüntü arz eden Ümraniye, Kağıthane, Arnavutköy vb. ilçeler çağdaş donatı alanlarına sahip olurken, eskinin en güzel yerleşim yerleri günün beklentilerine cevap verecek yapılardan uzak kaldılar.

Mülklerini satmak zorunda kaldılar

Bayramoğlu Yalısı - Kandilli

Acilen düzenlenmeli

Bu konuda acilen yapılması gereken birçok düzenleme var. Bir ülkede az sayıda da olsa bir grup insanın yaşamlarını kanunların tehdidi altında sürdürmelerini beklemek çağdaş ve demokratik bir ülke olma iddiasındaki toplumların kabul edebileceği bir durum değildir. Boğaziçi konusu en kısa süre içinde aklın yol gösterdiği tedbirler ve düzenlemelerle adil bir şekilde çözüme kavuşturulmalıdır.

‘Adalet mülkün temelidir’

Burada mülkten kastedilen elbette devlettir. Bir devletin varlığı kişisel mülke duyduğu saygıyla devam eder. Kişisel mülke saygısı olmayan bir devlet olamaz. Bir dönem kişisel mülke karşı çıkan düşünce yapısının oluşturduğu rejimlerin nasıl tasfiye olduğunu gördük. Uzun süredir devletin, daha doğrusu devlet yönetiminde görev alanların Boğaziçi’nde kişisel mülke hiçbir saygıları yoktur. Burada mülk sahibi olan insanlara eziyet etmekte, mülklerini kullanmalarına çeşitli yollarla engel olmaya çalışmakta, buralarda yaşayanları ahlak dışı yollarla çözüm aramaya sevk etmektedirler. Üstelik bir yandan da “Deprem olacak, yapılarınızı yenileyin” söylemleri devam etmektedir. “İstanbul’da yaşayanlar yapılarınızı yenileyin ama Boğaziçi bölgesinde yaşayanlar siz hariç, bekliyoruz ki büyük bir deprem olsun, sizin yapılarınız yıkılsın, biz de o alanları şehrin büyük bir bölümünü işgal edenlere rekreasyon alanı olarak tahsis edelim. Bu arada büyük can kayıpları olabilir ama ne yapalım ki İstanbul’u güzelleştirmek için bazı fedakârlıklar yapmak gerekiyor!”

Emlak vergisinde tersine işleyiş

Emlak vergilerinin tahsilinde üzerinde yapı bulunan arsaların yıllık vergi ödemesi binde iki üzerinden yapılırken, arsaların vergi ödemesi binde altı üzerinden yapılmaktadır. Bundan sebep iskânın gelişmesi, spekülatif amaçlarla boş tutulan arsalarda bir an önce inşaat yapılmasını teşviktir. Ancak bu kere iş tersine işlemekte. emlak malikleri hem arsalarına yapı yapmaktan men edilmekte, hem de yüksek oranda vergi ödemeye (üzerinde yapı bulunan arsaların üç misli) mahkûm edilmektedirler. Bu nasıl bir mantık ve uygulamadır ki hem yapı yapmayı yasaklayacaksın hem yüksek oranda vergi alacaksın? Bu kanunun mantığı var mı?

İki - üç kat inşaat izni verilebilir

Boğaziçi konusu çözüme kavuşturulabilir. Öncelikle köyiçi alanlarında çoğu mezbelelik halde bulunan arsalara çevre teşekkülüne göre iki veya üç kat inşa izni verilebilir. Büyük arsalarda bir veya iki katlı kamuya açık spor, ticaret ve kültür alanları, sanat işlikleri, sergi alanları yapılabilir. Köyiçi dışında kalan alanlarda özel mülkiyete ait bazı arsalarda imar harçları belirli oranlarda artırılarak yapı yapma izni verilebilir. Boğaziçi siluetini oluşturan alanlar ise “taşınmaz kültür varlıklarının korunmasına ait” yüzde 10 oranındaki verginin bu işe tahsisiyle kamulaştırılabilir. Hükümet ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin oluşturacağı kaynaklarla bu alanların 38 senelik belirsizliğine son verilebilir. Boğaziçi’ni korumak yapı yapmayı yasaklamakla mümkün değildir, adaletsiz her yasak toplumdaki dejenerasyonu artırmaktadır.

Yapılar seyirlik obje değildir

Geçmişi korumak ancak geleceğe örnek oluyorsa mümkündür. Geçmişi bir koleksiyon parçası olarak muhafaza etmenin kimseye yararı yoktur. Kimse sonsuza kadar özellikle bir yapı gibi devamlı bakıma ihtiyacı olan bir varlığı korumak için harcamada bulunamaz. Geçmiş bize ders vermektedir, pek tabii ki anlayana ve gördüklerinden anlam çıkaranlara, yapılar seyirlik obje değildir, içlerinde nefes alıp veren yoksa ne yaparsanız yapın ölürler. Her bakım özgün yapıdan, yerine konulması mümkün olmayan bir şeyler almakta, eğer yapılar yenileniyorsa, yenilenen yapılara günümüz yaşantısını taşımak gerekir. Böylelikle bir şeyler yok olurken, yeni
bir şeyler yapıya eklenmektedir.

 

DİĞER YENİ YAZILAR