ŞEYTANLA KONUŞMALAR

"Kelile ve Dimne" hikâyelerinden beri bazı insanlar gerek dönemin yöneticilerine gerekse diğer kişilere yönelttikleri eleştirileri ve önerilerini bir başkasının ismi altında veya bir hikâyeye bağlayarak yapmayı tercih ederler. Sanki bu eleştirileri kendi düşünceleri değil de bir başkasının önerileriymiş gibi takdim etmenin, bir anlamda kendilerine koruma sağlayabileceğini düşünmüşler.

Montaigne ve Denemeler

Bu tür yazılar yalnızca doğu yazınında değil, batı kültüründe de çok sık kullanılan bir yöntemdir. Montaigne 1580 yılında yayımladığı “Denemeler” isimli kitabının ön sözünde;

... Okuyucu, bu kitapta yalan dolan yok. Sana baştan söyleyeyim ki, ben burada yakınlarım ve kendim dışında hiçbir amaç gütmedim. Sana hizmet etmek yahut kendime ün sağlamak hiç aklımdan geçmedi, böyle bir amaç peşinde koşmaya gücüm yetmez. Bu kitabı yakınlarım için kolaylık olsun diye yazdım. İstedim ki beni kaybedecekleri zaman (ki pek yakındır) hakkımda bildikleri, daha ayrıntılı ve daha canlı olsun...” diyerek yanlış anlamalara ve saldırılara maruz kalmamak için kendini korumaya alır.

Siyasetnâme” ve benzeri kitaplarda da çok sayıda hikâyede geçmiş hükümdarlara atıf yaparak, yazar söylemek isteklerini bir başka ağıza söyletmeyi tercih eder.

Şeytanla konuşmalar

Bir dönem tenkitleri ile gündeme gelen ve sözünü sakınmaktan çekinmeyen Hilmi Ziya Ülken de benzer bir yola başvurur. “Şeytan’la Konuşmalar” adı altında yayınlanan bu kitap on sekiz bölümden oluşmaktadır. Kitabın “Takdim” bölümünde, Şeytan’ın bir elinde topaç, diğer elinde bir hacıyatmazla kendisini ziyarete geldiğini anlatır;

... Masamın üzerinde hızla topacı çevirmeye başladı. Bu sırada kahkahalar atıyor, başarısından pek memnun görünüyordu. Bir taraftan da hacıyatmazı ileri sürdü.

- Görüyor musun? dedi, bu hiçbir yerde durmuyor. İstediğin tarafa dönüyor.

- Ya hızı bitince?

- Baştan çevirirsin. Bu sefer istediğin tarafa doğru: sağdan sola, soldan sağa! Kâh ağır, kâh çabuk. Topaç dönüşünden mesul değildir. Bütün âlem gibi o da dönüyor. Bulutlar, sistemler, yıldızlar, dünya, ay, güneş, bütün âlem… Benim topaç istediğim zaman geri döner. Ayağı yerdedir: Yeryüzü böyle istiyor.

- Ben hacıyatmazı göstererek: Ya bu ne oluyor? dedim.

- O da benim ikinci marifetim. Görüyor musun şu haspayı? Ne yapsam ayaktadır. Tepesi aşağı yere at, yine ayakta. Sırtını yere getir: gene ayakta. Bu hacıyatmazı çok eskiden aldım. Bit pazarında satıyorlardı. Yok pahasına ele geçirdim. Halbuki bence dünyalara değer. Bak! Ne kadar yüksekten fırlatıyorum. Hop! Tepetaklak geldi zannedersin değil mi? Yağma yok! Yine ayak üzerindedir...

Gecenin geç vakti

Hilmi Ziya Ülken’in bu satırlarını okumaya daldığımda gecenin geç bir vakti olmuş, evde herkes odasına kapanmış, el ayak ortadan çekilmişti. Birden odamın kapısının tıklatıldığı duydum “hayrola” diye kalkıp kapıyı açınca evin içinde bir yabancı ile burun buruna geldim.

- Korkma benim ben, Hilmi Ziya’yı ziyaret eden Şeytan, okuduklarını görünce, bir de seni ziyaret edeyim dedim!

Gecenin bir vakti Şeytan’la yüz yüze gelmek beni oldukça sarssa da kendimi sanki eski bir tanıdıkla yüz yüze gelmiş gibi hissettim.

- “Buyur içeri gel, biraz da biz sohbet edelim” dedim.

- Anlaşılan topaç ile hacıyatmaz hikayemi okuyordun! dedi.

- Eh! Şeytan’a da nereden anladın diyecek halimiz mi var?

Topaç hikâyesi

Uzun bir kaytana doladığı topacı masamın üzerine fırlattı, topaç hızla dönmeye başladı.

- Bak, uzun zaman geçse de değişen bir şey yok. Topaç dönmeye devam ediyor.

- Elbette dedim, bunun adı topaç, ustaca çevirsen döner. Her ne kadar sonsuza kadar dönmese de zaman zaman tekrar çevirmek gerekir. Çocuklukta çok topaç çevirmiştim, şimdi ustalığımı kaybetsem de biraz çabalarsam yeniden öğrenirim!

- Yüzüme baktı, artık dedi topacı kaytanla çevirmeye lüzum kalmadı, o eskiden çocukların oynadığı bir oyundu. Onlar da bu oyunu unuttu, nerede ise topaç çeviren çocuk kalmadı. Eğer yeteri kadar çalışırsan iki parmağınla da döndürürsün!  Kaytanla döndürmek kadar uzun süre dönmez ama, gözünün önünde olacağı için ara sıra tekrar döndürme imkânına sahipsin.

- Sen dedim, bu topaç hikâyesiyle bana ne anlatmaya çalışıyorsun? Gecenin bu vakti işin gücün yok da benim masamın üzerinde topaç çevirmeye mi geldin?

- Son günlerde olup bitenlere canının sıkıldığını anladım. Yasaklar seni oldukça etkilemişe benziyor. Hilmi Ziya’yı büyük bir ilgi ile okuduğunu görünce, bir ziyaret edeyim diye düşündüm. Masanın üzerinde dönen topaç bir benzetme, topaç gibi dönenleri gördükçe üzüldüğünü anladım, merak etme onlar da durulur, hızlarını kaybeder devrilirler, sen topaç gibi dönenleri değil, onları topaç gibi döndürenleri düşün, kendini dönenlerin yerine koy, daha az üzülürsün!

Bırakalım siyaseti bir yana! Gerek deprem konusunda gerek salgın konusunda gerekse bilip bilmediği meçhul hemen her konuda, soldan sağa, sağdan sola her daim masanın üzerinde kalmak için topaç gibi dönenleri görmekte olduğumuzu hatırlayınca Şeytan’a hak vermemek elde değil!

- Ya hacıyatmaz dedim.

- Vakit geç oldu, şimdi işim var, onu da bir başka ziyaretimde oynatırım!

- Anlaşılan Şeytan’la konuşmamız devam edecek.