Songül Hatısaru

Songül Hatısaru

songul.hatisaru@milliyet.com.tr

Tüm Yazıları

Cem Mansur’un kurucu şefi olduğu Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası, ‘sınırı aştı’! Avrupa başkentlerinden davet davet üstüne alıyorlar. Genç besteci Sinem Altan’ın ‘Hafriyat’ adlı eserinin dünya prömiyerini Berlin’de yapacaklar

Fırtınaları ayağınıza / Meltemleri saçınıza yollayacağım / Yakamozlar tırmanacak göğsünüze / Martılara söyleyeceğim gelsinler... Ve geliyor çığlık çığlığa martılar. İyot kokulu rüzgarın saçlarımızı uçuşturduğu bir İstanbul sabahında vapur Burgazada’ya yaklaşırken önce Sait Faik’in dizeleri, sonra martılar merhaba diyor bize… Sonra da iskeledeki Cem Mansur. Adaya ayak basınca ilk izlenimim: Sakin, hatta fazla huzurlu... Tepedeki eve yürüyoruz. Lale Mansur kapıda, “Hoş geldiniz” diyor. Güzel bir sabah, ada havası, güzel insanlar, dost gülümsemeler...
Müzik klasik, şef sıra dışı
Cem Mansur, 1981 - 1989 arasında İstanbul Devlet Operası şefliğini, 1989-1997 arasında Oxford Şehir Orkestrası birinci şefliğini, 1998-2011 arasında Akbank Oda Orkestrası daimi şefliğini yaptı. Akbank Oda Orkestrası’nın kapandığı 2011 yılına kadar sürdürdüğü görevinde, yaptığı farklı etkinliklerle dikkat çekti.
Uluslararası alanda tanınmış sayılı sanatçılarımızdan. Klasik müziğin Türkiye’de aldığı yol artık ne kadarsa o yolun kat edilmesinde ciddi emeği olan bir isim. Kurucu şefi olduğu, Türkiye Gençlik Orkestrası ülke sınırlarını çoktan aşmış, klasik müziğin başkenti sayılan Berlin’e bile ulaşmış.
Adada bir ‘düş gezgini’
Lale Mansur ise, Meral Oğuz ile başrolü paylaştığı ‘Düş Gezginleri’ başta olmak üzere ses getiren filmlerde oynadı. Ödüller aldı. Nerede protesto edilecek bir olay varsa orada görmek mümkün Lale Mansur’u. Bu nedenle kimi zaman mütedeyyinlerin, kimi zaman ulusalcıların, kimi zaman solcuların hedefi oldu. Kışın Arnavutköy’deki bahçeli evlerinde, yazın adada yaşıyorlar.
Ada’daki evlerinde kediler, kuşlar arasında röportaj yaptık. Fotoğrafta gördüğünüz kediye Deniz Baykal adını vermiş çift. Evlerinde iki kedileri var, Osman ve Kaymak. Bir de ada kedileri konuk tabii bahçelerine. Onlardan birisine Deniz Baykal adını takmışlar. Niye diye sorduğumda Lale Mansur yanıtlıyor:
“O zaman Deniz Baykal CHP’nin başındaydı. Bir türlü bırakıp gitmiyordu. Bu kedinin de yaşı anlaşılmıyor. Her zaman fit. Bir keresinde karnı yarıldı, ah ölecek derken yine atlattı. Geliyor, baş köşeye oturuyor. Bir şekilde işini hallediyor. Bizim ev kedileri, bahçede doğanlar bile böyle davranmıyor. Biz de Deniz Baykal koyduk adını, survivor o, öyle bir şey. Bakın bu yaz yine çıktı ortaya.” Mansur çifti ile adayı, sanatı ve ülkenin hali pür mealini konuştuk.
Mahalle adabı unutuldu
Adalılar olarak taşınıyorsunuz yazın gelmesiyle. Aradığınız sakinliği buluyor musunuz?
Lale Mansur: Burgazada, Kınalıada kadar kötü değil. Orada telefonu şarj ettirmek, ‘Çocuğun tuvaleti geldi’ diye evlerin bahçesine girenleri geçtim, ‘Şunu ocağa koysana pişsin’ diyenleri, ‘Siz çok oturdunuz, birazda biz oturalım’ diye verandaya yerleşenler mi ararsınız. Oradaki ev sahiplerinin durumu çok zor. Çünkü önleri halka açık plaj.
Plaj kimsenin babasının malı değil tabii. Ama bir uygarlık olmalı. Adap, edep olmalı. Birisinin evinin önünde oturuyorsan bağırmadan eğlen. İnsanların evine girilmez. Büyükada da çok kötü bu anlamda. Burgazada’da ise fazla bir şey değişmedi henüz. Ancak tabii yazın işler değişiyor. Çarşının içini plaj zannedenler var. Üstü çıplak terlikli erkekler dolaşıyor çarşıda.
Elitizm sonumuz olabilir
Neden klasik müzikle ilgilenenlerin çoğunluğu ulusalcı Cem Bey?
Bizde klasik müzik Cumhuriyet döneminde belli bir ideolojinin ürünü olarak yerleşti. Yukarıdan empoze edildi filan denir ya, evet yukarıdan empoze edildi, iyi ki de edilmiş, yoksa olmayacaktı.
Ama bugün bunun hala bir ideolojinin ürünü olduğu düşüncesinin getirdiği elitist bakış bence bu işin Türkiye’de sonunu getirebilir. Herkesle paylaşılabilen, herkese ait olabilecek müthiş etkili, ucuz ve doğrudan bir barış gücü değil de, sadece cumhuriyetin bir kazanımı olarak anlatırsak, sadece bizim gibi giyinenlerin müziği diye görürsek, en önemli noktayı atlamış oluruz.
Dünyadaki en büyük barış aracı olan müzik de bizde kavga konusu. Biri kalkıp geçen sene tiyatro tartışmasında olduğu gibi, ‘Bu operayı kaç kişi dinliyor ki bak her koltuğun maliyeti devlete kaç para’ derse, ‘Evet şu kadar para çünkü bu paradan daha azına bu kadar büyük bir uyum ve barış projesi yok’ diyebilmemiz lazım. Benim gibi giyinmeyenin de hakkı var Beethoven gibi heyecan verici bir müziği dinlemeye. Beethoven’ın mesela atalarının zenci olduğu söyleniyor. Eyvah bizimkiler duymasın! Büyükdedesi Hollanda Sarayı’ndaki zenci hizmetkarlardan biriymiş. Doğum belgesi, vaftiz kağıdı yok mesela. Kardeşinin çocuğunu velayetine almak istemiş, ama alamamış bu nedenle.
Gençler umudu tazeliyor
Hem camianıza hem de müziğinize önyargılı bakanlara eleştirileriniz var ama bir yandan da çalışmaya devam ediyorsunuz. Sizin motivasyonunuzu ne diri tutuyor, gençler mi?
Türkiye Gençlik Filarmoni Orkestrası’nı, belli bir düzeyde müzik eğitimi ve yaşamı olan ülkelerdeki “Ulusal Gençlik Orkestrası” kavramını Türkiye’de de oluşturma amacıyla kurduk. Bu proje bir sosyal biçimlendirme ve ülke tanıtımı projesi aynı zamanda.
Orkestra, Türkiye’nin bütün konservatuarlarından seçilen 95 başarılı genç müzisyenden oluşuyor. Her yıl sınavla seçim yapılarak yeniden oluşturuyor. 2007 yılından bu yana Sabancı Vakfı’nın desteğiyle çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Toplum Gönüllüleri Vakfı da ana destekçimiz. Her yaz Sabancı Üniversitesi’nde üç hafta kampa giriyoruz.
Türkiye’deki konserleri yaptıktan sonra Avrupa’daki önemli festivaller, konser salonlarını kapsayan turneye çıkıyoruz. Bu yaz Berlin, Budapeşte ve Prag’dan davet aldık. Prag ve Budapeşte’de ilk kez çalacağız. Bunlar dünyada önemli merkezler. Bu yıl Sinem Altan adında Almanya’da yaşayan genç bir bestecinin, Berlin Senatosu’nun siparişi üzerine bizim orkestramız için yazdığı, ‘Hafriyat’ adlı eseri çalacağız.
Berlin’de dünya prömiyerini yapacağız eserin. Daha sonra İstanbul’da çalacağız. Her yıl genç çağdaş bir Türk bestecinin eserini çalıyoruz. Yurtdışı turnelerde dünyada yapılan çağdaş müziğe bir katkımız olabileceğini göstermek benim için önemli.
Berlin’de  ‘Hafriyat’  başlıyor
Lale ve Cem Mansur dile kolay 33 yıldır birlikteler. Lale Mansur, “Aynı şeyleri yapmaktan zevk alıyoruz. Aynı idealler ve aynı değerlerin peşinde olduğumuz için çok iyi anlaşıyoruz. Çok eğleniriz. Cem, beni hayatımda en çok güldüren insandır. Çok komiktir” diyor
Çarşıda çıplak dolaşılmaz
55 yıldır her yazı Burgazada’da geçiren Cem Mansur, “Günübirlik adaya gelenler, burayı toptan bir plaj zannediyor. Ama plajda dahi tost almak için büfeye gittiğinizde üstünüze bir tişört giyersiniz.
Çarşıda üstleri çıplak geziyorlar. Daha çok 16-20 yaş arasındaki genç erkek çocuklar bunlar. Burası sonuçta bir mahalle, böyle dolaşılmaz“ diyor.
‘Herkes beni sevsin derdim yok’
AK Parti yüzde 40.9 oy aldı, sizin beklentiniz ne yöndeydi?
HDP’nin barajı geçmesini gerçekten çok istiyordum. Büyük bir risk aldılar. Ama neyse ki başardılar. AK Parti seçim sürecinde de çok büyük hatalar yaptı.
Ama yine de birçok insan gibi Ak Parti’nin tek başına iktidara geleceğini zannediyordum. Öyle olmadı. Bana göre Ak Parti’nin içinden de tepki oldu. Partili olan birtakım insanların mesela yolsuzluklardan dolayı oy vermeye gitmediği söyleniyor.
Bütün protest hareketlerde sizi görüyoruz. Bağımlı gibisiniz! Nereden buluyorsunuz bu enerjiyi?
Geliyorlar, katılın diyorlar. İnsan nükleer enerjinin ne yaptığı konusunda biraz bilgili olduğunda ya da HES’lerin doğayı nasıl katlettiğinin farkında olduğunda gelen tepki isteklerine hayır deme imkanı olmuyor. Bir de benim herkes beni sevsin gibi bir derdim yok.
Sevecek ise doğru bir nedenle sevsin. Birçok insan var çevremizde, hangi takımı tuttuğunu bile söylemiyor. Ötekiler sevmeyecek diye. Onu söyleme, bunu söyleme. Bilmiyorum belki onlar çok akıllı. Ama ben söylemeden duramıyorum. ‘Yetmez ama evet’ kampanyasına destek verdim mesela. Tepki geleceğini biliyordum. Nitekim adada kapımın önünde duran adam eylemi yapmak istedi birisi. Komik tabii çünkü ben Gezi’nin başından itibaren ordaydım. Hesap yapmadan neyi doğru buluyorsam onu yapıyorum. 1994 yılında Özgür Gündem kapatıldığında Orhan Pamuk’la hep birlikte Taksim’de, Özgür Gündem gazetesini sattık.
İnancımın olmadığını söyledim ama başörtülü kızların üniversiteye gitmesi gerektiğini de söylüyorum. Böyle yaşamaktan kaybım oluyor mu? Evet oluyor. ‘Yetmez ama evet’ kampanyasında mesela tüm Türkiye’nin günah keçisi olduk. Birtakım prodüktörler benimle çalışmak istemedi falan. Bizi Tayyip Erdoğan’ın kişisel temsilcileri zannettiler.
Berlin’de  ‘Hafriyat’  başlıyor
Akil İnsanlar heyetinde yer alan Lale Mansur, “Bunu barış için yaptım. MHP de istese onlar için dahi yapardım. Barış olsa 10 yıl sonra Türkiye nasıl bir ülke olur, bunun hayalini kurmak önemli. Her şey bir hayalle başlar” diyor
‘Barış için kullanıldım, pişman değilim’
Lale Hanım, Akil İnsanlar heyetinde de yer aldınız. Pişman oldunuz mu gelen tepkiler üzerine?
Heyete girmeyi kabul ettiğimde yumruklanacak bir kum torbası olacağımızı biliyordum. Ama orada yaptığımız çalışmalarda, onar kişilik masalarda bazen 120 kişilik gruplar oluyordu.
Hiçbir zaman bir araya gelmeyecek insanlar bir araya geliyordu. Köyü yanmış biriyle yüz yüze gelenlerden toplantıdan çıktığında değişmiş olanlar vardı. Karşılaşmalar çok önemliydi, bunu gözledim. Bunu barış için yaptım. MHP de istese onlar için dahi yapardım. İnsanların düşünmesine vesile olduysak, eğer barış olsa 10 yıl sonra Türkiye nasıl bir ülke olurdu, bunun hayalini kurdurabildiysek... O hayali kurdurmak önemliydi. Bu nedenle pişman değilim. Gerçekten umurumda değil tepkiler. Ama tabii AK Parti bu şekilde başladı, seçimden önceki süreçte Kürt sorunu yoktur noktasına geldi. Bu işi kişisel alıp ‘vay bizi sattınız’ diye de düşünmedim, neyse ne, o anda kullandılar.
Ama ben ne için kullanıldım, barış için. İnsanların aklında birazcık değişime yol açtıysam tamamdır, umurumda değil gerisi. Onlar düşünsün, çünkü insanlar bir ara bayağı umutlandı, bu sorunu çözme niyetindeler diye. Sonra birden bire inkarla karşılaştılar. Ak Parti bu nedenle büyük oy kaybetti bence.
Berlin’de  ‘Hafriyat’  başlıyor
Mansur çiftinin iki kedileri var, Osman ve Kaymak. Ada kedileri de bahçelerinden eksilmiyor.
12 saat sette bekleyip ötenazi istedi!
Sinemada size hep erotik roller geldi.Çekiciliğiniz lanetiniz mi?
Geri çevirdiğim erotik rolleri bir bilseniz. Onları kabul etsem, Türkiye’nin aranan hayat kadını olabilirdim! Düş Gezginleri ve Amerikalı’dan sonra öyle roller geldi. Ama sonrasında farklı birçok rolü oynadım tabii.
Yeni proje var mı?
Bir sinema filmi üzerinde çalışıyorum. Bu saatten sonra istemediğim bir şey yapmam. Dizi çok zor. ‘Hatırla Sevgili’ çok önemli bir diziydi benim için. Çok severek oynuyordum ama pes ettim sonunda. Saçım yapılı halde 12 saat bekliyordum. ‘Beni öldürün’ dedim sonunda.