Birlikte sanatla yaşayacağız

Olağanüstü tedbirler altında olsa da Venedik Bienali fiziksel olarak düzenlendi ve kapılarını açtı. ‘Birlikte nasıl yaşayacağız?’ sorusunu mesele edinen bienal, sanatın her şeye rağmen birleştirici gücünü ortaya koyuyor

Normale dönüş umutlarını artıran en güzel sinyal sanattan geldi. Üstelik daha geçen yıl pandeminin merkezi olan İtalya’dan. Her yıl on binlerce insanın ziyaret ettiği Venedik Bienali açılıyor hem de fiziksel olarak!

Birlikte sanatla yaşayacağız

Dünyanın en önemli mimarlık etkinliklerinden Venedik Bienali’nin 17. Uluslararası Mimarlık Sergisi 22 Mayıs’ta başladı. Dinamiğini, pandemi ve iklim krizinden alan bienal, Birlikte Nasıl Yaşayacağız? (How Will We Live Together?) başlığı altında düzenlenecek.

21 Kasım’a kadar devam edecek bienale Türkiye de katılıyor. Venedik Mimarlık Bienali Türkiye Pavyonu’nda bu yıl küratör Neyran Turan’ın mimarinin iklim krizi ışığında nasıl yeni bir bakış sunabileceğini araştıran Architecture as Measure / Ölçü Olarak Mimarlık başlıklı projesi yer alıyor.

‘Sanat, ruhu besliyor’

 Çevrimiçi toplantıda buluştuğumuz İKSV Yönetim Kurulu Başkanı Bülent Eczacıbaşı, Türkiye Pavyonu’yla ilgili olarak, “İstanbul Kültür Sanat Vakfı olarak 2020 Mart ayından bu yana, kültür ve sanata katkılarımızı salgın sırasında da sürdürebilmek, sanatsal üretimin devamını sağlayabilmek için çalışıyoruz. Sanatı, farklı kurumlarla dayanışma içinde, yeni yöntemlerle yaygınlaştırdık. Kültür-sanatın her koşulda ruhumuzu, zihnimizi besleyerek, evrensel bir bütünün parçası olduğumuzu hatırlatarak bize güç verdiğine gönülden inanıyoruz. İKSV olarak bu olağandışı yılda da ülkemizin Venedik Mimarlık Bienali’ndeki temsilini sağlayabildiğimiz için de mutluluk duyuyoruz” dedi.

İKSV’nin koordinasyonunu yürüttüğü Türkiye Pavyonu, Kültür ve Turizm Bakanlığı katkılarıyla ve Dışişleri Bakanlığı himayesinde, Schüco Türkiye ve Vitra’nın eş sponsorluğunda gerçekleştiriliyor.

Bakanlık destekliyor

Kültür ve Turizm Bakan Yardımcısı Özgül Özkan Yavuz da çevrimiçi toplantıda şu bilgileri paylaştı: “Venedik Bienali’ndeki ülkemizin katılımı 1991 yılından bu yana bakanlığımızca destekleniyor. Venedik Bienali’ndeki sergilerimiz ve Türkiye Pavyonu kültür ve sanat alanında kamu, özel sektör ve sivil toplumun iş birliği ve ortak girişimleriyle başarılabilecek işlere çok iyi bir örnek teşkil ediyor. Ülkemizin sanat ve mimarlık alanındaki birikimini ve güncel üretimini dünyaya açıyoruz.”

Mimarinin önemi arttı

Toplantıya Arsenale’de yer alan Türkiye Pavyonu’ndan bağlanan küratör Neyran Turan ise “Projemiz mimarlığın dünyayla olan ilişkisinde katkısız bir sanıktan öte, daha aktif bir rol alarak konumlandığı başka bir rota öneriyor. Pandemi, çevremizle ve birbirimizle ilişki kurma şeklimizi büyük ölçüde değiştirdi ve daha önce var olan sorunları daha görünür hale getirdi. Farklı karşılaşmalar sağlayabilecek bir dizi platformlar bütünü olarak gördüğümüz projemizin arzu ettiğimiz diyaloglara bir vesile olmasını diliyoruz”
diye konuştu.

Olağanüstü tedbirler

İtalyanlar bienali olağanüstü tedbirler eşliğinde açıyorlar. Kovid-19 tedbirleri bienalin kurulum aşamasında başladı. Pavyonların kurulum sürecinde görevli herkes beş günde bir test olarak sergi alanına girebildi. Girişe, hem ateş ölçen hem de kişinin maskeli olup olmadığını kontrol eden bir kamera sistemi kuruldu. Maskesiz girmek ve içeride maskesiz gezmek yasak. Sık aralıklarla dezenfektanlar konuldu. Her bir ülke pavyonu ve sergi odaları için bir belli bir eğitimden geçmiş bir Kovid-19 görevlisi bulunuyor. Sergilenen işin ve pavyonun büyüklüğüne bağlı olarak, her pavyonda aynı anda en fazla belirli bir sayıda kişi bulunabiliyor. Zorunlu rotada bütün sergi alanı, tek yön istikametinde gezilebiliyor. Giriş ve çıkışlar ayrı kapılardan... Açılış için davetli kişilerin akreditasyon onayı için kişisel bilgilerle kayıt yaptırması ve son 14 gün içinde yurt dışında bulunduysa Kovid-19 test sonuçlarını sisteme yüklemesi gerekiyor.

Fiziksel katılım sınırlı olacak

Bienal her yıl, Türkiye’den de başta mimarlar olmak üzere önemli bir ziyaretçi akınına sahne oluyordu. İtalya’nın bize uyguladığı 14 günlük karantina uygulaması nedeniyle, Türkiye’den bu yıl fiziksel katılımın çok sınırlı olacağı açık. Sergiyi gezmek isteyenler, Türkiye Pavyonu’nu tüm detaylarıyla gösteren videoyu, İKSV’nin YouTube kanalında ücretsiz izleyebilir. Ölçü Olarak Mimarlık projesi, yaşadığımız iklim krizi ışığında, mimarlığın kendi işleyişine dair alternatif tartışmalar yaratmayı amaçlıyor.

Bienalde küratörlüğünü Hashim Sarkis’in üstlendiği ana serginin yanı sıra Arsenale ve Giardini’de, Türkiye’nin de aralarında bulunduğu 62 ülkenin sergileri yer alacak.

Birlikte sanatla yaşayacağız

Başka türlü masallar

Çocukken çok masal dinledik. Büyüdük, çocuklarımıza da bu masalları öğrettik. Aslında fark etmeden eşitlikçi olmayan roller biçtik. Pamuk Prenses’e bir cadı elma verdi, çaresizce onu bir prensin öpmesini bekledi. Sindirella hep acılar çekti, tek kurtuluş yolu kendini prense beğendirmekti. Kırmızı Başlıklı Kız çok saftı kurda inandı, kurt onu bir lokmada midesine attı. Peki bu masallar başka türlü olamaz mıydı?

Cesur ve bilgili

Odeabank, dünya klasiği masalları eşitlikçi bir bakış açısıyla yeniden yorumlayan bir projeye imza attı. Can Yayınları iş birliğinde, psikolog Prof. Dr. Ayşe Bilge Selçuk’un içerik danışmanlığında yürütülen proje kapsamında Kırmızı Başlıklı Kız, Rapunzel ve Sindirella masalları kadın-erkek eşitliği kapsamında yeniden kaleme alındı.

Odeabank’tan gelen bilgi notunda, “Bir ülkede zeki, gözü kara prensesler ve tıpkı onlar gibi cesur, iyi kalpli prensler yaşayamaz mı? Üvey anneler hep kötü mü olmalı? Prensesler hep prenslerini beklemek zorunda mı ya da prenslerin tek görevi prensesleri kurtarmak mı? Bu rolleri değiştirirsek, toplumdaki roller de değişir. Çünkü kadın-erkek eşitliği kavramı, küçük yaşta gelişir. Biz eşit bir geleceğe inanıyoruz. Bunun için Eşit Masallar projesini hayata geçiriyoruz’’ yazıyordu.

 Kırmızı Başlıklı Kız masalında öncelikle ebeveynlerin rolü değiştirildi. Klasik masalda kurabiyeleri anne hazırlarken, yeni yorumda kurabiyeleri baba pişiriyordu. Masalda ayrıca küçük kızlar güçsüz, yardım bekleyen kişi olmaktan çıkarılıp, bilgili, ne istediğini bilen cesur kızlar olarak tanıtılıyor. Gücün sembolü olan kurt karakteri de masalda yardım talep eden bir karaktere dönüştürüldü. Sindirella masalında kötü kalpli üvey anne figürü kaldırıldı. Sindirella, zayıf, güçsüz ve kendine güveni olmayan bir karakterden çıkarılıp akıllı, bilgili ve kendinden emin bir karakter olarak yazıldı. Klasik masaldaki ayakkabılar günümüzde büyük önem verilen bilgiyle değiştirildi.

Güçlü toplum için

Güçlü toplumlar ve ekonomiler için kadınlar ve erkeklerin tüm potansiyellerini hayata geçirebildiği koşulların sağlanması gerektiğine dikkat çeken Odeabank Genel Müdürü Mert Öncü, “Toplumun kadın ve erkeğe yüklediği belirli sorumluluklar ve beklentiler çocuk yaşlarda zihinlere yerleşiyor. Bu noktadan yola çıkarak, kadın-erkek eşitliği kavramının çocuklara doğru ve pozitif bir şekilde öğretilmesine katkı sunmak istedik” dedi.

İş insanlarının öykülerini girişimciler için derledi

Araştırmalar iş insanlarının başarı öykülerinin gençler üzerinde girişimci olma motivasyonunu artırdığını gösteriyor. İş insanlarının karşılaştığı zorlukları gören gençler yılmamayı öğreniyor.

Birlikte sanatla yaşayacağız


Ekonomi gazetecisi arkadaşım Şenay Büyükköşdere hepimizin çok iyi bildiği Türkiye’nin önemli markalarını yaratan altı iş insanının, çocukluktan günümüze girişimcilik öykülerini derledi. Cüret Et ismini taşıyan ve Sosyal Yayınlar’dan çıkan kitap, kendi işini kurmak isteyen girişimci adayları için yol haritası niteliğinde. Kitapta bir taraftan bu markaların kuruluş öyküleri anlatılırken, bir yandan da “Girişimcilik doğuştan gelen bir yetenek midir?”, “İş kurarken sermaye olmazsa olmaz m?”, “Rol modelleri ne kadar önemli?” gibi sorulara da yanıtlar aranıyor. Kitapta Vestel’in sahibi Ahmet Nazif Zorlu, Saran Holding’in kurucusu Sadettin Saran, Koton markasının yaratıcısı Gülden Yılmaz, Akfen’in sahibi Hamdi Akın, Nef markasının kurucusu Erden Timur ve Opet’in kurucuları Nurten ve Fikret Öztürk’ün öykülerine yer verilmiş.
Kitapta Ahmet Nazif Zorlu başta olmak üzere girişimcilerin öyküleri çok etkileyici detaylarla anlatılmış. Kitabı sadece girişimci adaylarının değil tüm kitapseverlerin ilgiyle okuyacağını düşünüyorum.