Farkındalığımız bitmesin!

Meme kanseri farkındalık ayı olan ekim geride kaldı. Fakat hâlâ her sekiz kadından biri meme kanserine yakalanma riskini taşıyor. Ekim bitse de bizim farkındalığımız bitmesin

Farkındalığımız bitmesin



Geride bıraktığımız ekim ayı meme kanseri farkındalık ayıydı. Her yıl ekim ayında meme kanserine toplumun dikkatini çekmeye yönelik etkinlikler olur. Çünkü her sekiz kadından biri meme kanserine yakalanma riski taşıyor ve bu bir hastalık için çok yüksek bir risk oranı. 

Bu yılki etkinliklerin Kovid-19 pandemisinin gölgesinde kaldığını gözlemledim. Hem etkinlikler önceki yıllarda olduğu gibi geniş katılımlarla yapılamadı hem de yapılan etkinliklere ilişkin haberler yazılı ve görsel basında daha az yer bulabildi. Çünkü Kovid tüm manşetleri tutmuştu.

İllaki erken teşhis

Ben de kendi adıma topluma olan sorumluluğumu yerine getirmek, “Farkındalık ayı bitti ama farkındalığımız bitmesin” demek istedim.  

Meme kanseri kadınlarda en çok görülen kanser türü, bu hastalık meme hücrelerinin değişime uğraması ve çoğalmasıyla ortaya çıkıyor. Oluşan tümör yayılarak lenf bezlerine oradan da diğer organlara sıçrayarak tedaviyi imkânsız hale getiriyor. Ama sağlık konusunda hep söyleyebileceğimiz gibi erken teşhis ve uygun tedaviyle meme kanserinden tamamen kurtulmak mümkün. Bu noktada kendi kendimize yapabileceğimiz şeyler var. Şöyle ki memede elle hissedebileceğimiz bir sertlik veya kitleye rastlarsak, iki meme arasında sonradan görülen fiziksel bir değişim seziyorsak, memede kızarıklık, kabuklanma gibi yaralara rastlıyorsak, memede kırmızı veya pembe renkte akıntı görüyorsak veya koltuk altında şişlik ya da sertlik hissediyorsak mutlaka doktora danışmalıyız. Zira bunlar meme kanserinin çok güçlü belirtileri.

Farkındalığımız bitmesin

Senede bir gün

 50-70 yaş arası kadınlarda meme kanseri görülme olasılığının daha yüksek olduğunu söyleyen Kadın Hastalıkları, Doğum ve Perinatoloji Uzmanı, Academic Hospital Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Neşe Kavak bu noktada bizlerle önemli bilgiler paylaşıyor: “Ailesinde önceden bu hastalığa yakalanmış birinin olması, uzun süreli hormon tedavisi almak, sigara kullanımı, fazla kilo, fiziksel aktivite azlığı, hiç doğum yapmamış olmak veya doğum gerçekleşse bile bebeği emzirmemek, meme kanserine yakalanma riskini artıran faktörlerden. Bu sebeple, 20 yaşını geçen her kadının 3 yılda bir, 40 yaşından sonra ise senede bir defa olmak kaydıyla klinik meme muayenesi için bir genel cerrahla görüşmesi hayati önem taşıyor.” 

Kitleye bağlı değil

 Her hastalıkta olduğu gibi, meme kanseri hakkında da doğru bilinen yanlışlar var. Bu düşünceler, bu hastalığa yakalanan ya da yakalanma riski olan insanların sağlığını da tehlikeye atılıyor. Örneğin, “Kitle yoksa kanser yoktur” düşüncesi. Dünya Perinatoloji Derneği Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Neşe Kavak bunun tamamen yanlış olduğunu çünkü kitle olmadan ya da hissedilmeden de kanserli hücreye sahip olunabileceğini dikkat çekiyor. Neşe Kavak doğru bildiğimiz diğer yanlışları ise şöyle sıralıyor: 

“Doğum kontrol hapı kullanımının kanser yaptığına dair bir algı da mevcut, şu ana kadar hiçbir araştırmada böyle bir sonuca rastlamadık. Uzun süreli hormon tedavisinin böyle bir etkisi olduğunu söylemek mümkün. Fakat son zamanlarda satışa sunulan kadın doğum haplarındaki hormon oranlarını göz önünde bulundurduğumuzda böyle bir riskin söz konusu olmadığını söyleyebiliriz. Mamografinin memeye zarar verdiğine ya da çok ağrılı bir işlem olduğuna dair söylentiler de doğru değil. Evet, bu işlem memeye baskı uyguladığı için rahatsızlık verici olabilir fakat işlem memeye zarar vermiyor.“                                              

Hastalığın evresi

Meme kanseri ameliyatlarında memenin tamamının alınacağına dair duyulan kaygıların da yersiz olduğuna dikkat çeken Kavak, “Çünkü bu gibi işlemlerde hastalığın evresi, kanserin türü ve hastanın özelliklerine göre ameliyat şekillenir. Özellikle son zamanlarda meme koruyucu ameliyatların tercih edildiğini göz önünde bulundurursak hastalara bu gibi kaygılardan uzak durmalarını söylemek en doğru yaklaşım olur” diyor.

Her şeyin başı moral  

Birçok hastalık moral ve inançla aşılıyor. Bilimsel olarak kanıtlandı ki iyi moral hastalığın seyrini değiştirebiliyor. İnsanlık, tarih boyunca birçok hastalıkla sınandı. Teknolojinin gelişmesiyle bilimsel yenilikler artsa, doktorlar sağlık için ellerinden geleni yapsa da kişinin moralini yüksek tutması, iyileşeceğine inanması, tedavinin en önemli parçalarından...

Bir yüzyıla sığacak birçok olumsuzluğu şu son 10 ayda yaşadık, yaşıyoruz. Kovid belası nedeniyle insanlara evden çıkmama telkinlerinin yapıldığı bir ortamda İzmir şiddetli bir depremle sarsıldı. Yaşamını yitirenlere Allah’tan rahmet diliyorum. Toplumsal dayanışmayla tüm güçlükleri aşabileceğimize inanıyorum.

Erkekler için daha riskli

Sütyen kullanımının meme kanserini tetiklediği düşüncesi yaygın. Ama şu ana kadar yapılan hiçbir çalışma vücut dokusuna uygulanan fiziksel baskının kansere sebep olduğunu göstermedi. Prof. Dr. Zehra Neşe Kavak doğru bildiğimiz bu yanlışla ilgili olarak, “Tabii ki dar ve özellikle balenli, sıkı sütyen kullanımını vücudun genel kan akışına zarar vermemesi için tavsiye etmiyorum. Fakat bunun kanser yaptığı düşüncesi yanlış. Ayrıca meme kanserinin kadınlara özgü bir hastalık olduğu düşüncesi de. Çok nadir de olsa meme kanseri erkeklerde de görülebiliyor. Özellikle biyolojik yapılarından dolayı kanserli doku erkeklerde daha hızlı yayılıyor, bu nedenle erkeklerde erken tanı konulması hayati önem taşıyor” diyor.