Urlalıyam ezelden!

Ege, son yıllarda büyük şehirlerden kaçanların sığınağı oldu. Urla ise dünyanın hengâmesinden kaçanları bağrına basıyor. Avrupalı ve Amerikalı pek çok aile bu dünya cennetini mesken tutmuş.

Urlalıyam ezelden

Ta İngiltere’den, Fransa’dan insanların gelip Urla’ya yerleştiğini duyuyordum… Önceki hafta uyguladıkları çağdaş eğitim modelini yerinde görmek için TED İzmir Koleji Yönetim Kurulu Üyesi Berfin Çeçen Şenol ve okulun genel müdürü Açalya Öralay’ı ziyaretimde durumun gerçekliğini kavradım.

Okulda İngiliz, Amerikalı velilere rastladım. Malum, bölgede NATO var. Berfin Çeçen Şenol ve Açalya Öralay’a sordum. Gördüğüm veliler NATO personeli değil, Urla’ya yerleşen anne ve/veya babası yabancı asıllı öğrencilerin velileriymiş. Toplam 60 yabancı asıllı öğrenci içinde, ebeveynleri NATO’da çalışan öğrenci sayısı sadece yüzde 3’müş.

Huzur dolu bir kasaba

İngiliz Duncan Anthony Bragg, Hollandalı Parisa Gholami bu öğrencilerin velilerinden. Hemen tanışıp sordum. Neden Urla’ya yerleştiniz? Cevapları aynıydı: “Doğası inanılmaz, çok betonlaşma yok, ancak Toskana bölgesinde görülebilecek çok iyi şef restoranları var, görsel, duyusal her şeye hitap eden rafine bir yaşam var. Akdeniz mutfağına bayılıyoruz. Kendimiz de doğal, yöresel ürünlerle bu mutfağı evimizde deneyimliyoruz. Burada yabancı gibi hissetmiyoruz. Sanki ruhlar dünyaya dağılırken doğduğumuz yerden önce buraya inmişiz gibi.”

O meşhur türkümüzü de bilseler, “Urlalıyam ezelden” diye değiştirip söyleyecekler sanki. O derece benimsemişler bu toprakları.

Ayaküstü sohbetimizde Berfin Çeçen Şenol’un, “Urla, İzmir-Çeşme arasında sakin huzur dolu bir kıyı kasabası. Hem doğanın içinde hem de merkeze çok yakın bir konumda. Denize kolaylıkla ulaşılabiliyorsunuz. TED Koleji’nin yabancı asıllı öğrencilerin de eğitim ihtiyacına cevap vermesi bizi çok mutlu ediyor” sözleri de fotoğrafı tamamladı.

Rafine bir yaşam

Açalya Öralay bu sözlere başka boyutlar da kattı ve şöyle dedi: “Yaz kış oturma imkânı var. Ben mesela İstanbul ve Londra’da yaşıyordum. Urla’da hiç zorlanmıyorum. Bu hafta üç sanatsal etkinliğe katıldım, caz dinletisine gittim. İnsanlar pandemi sonrasında Ege’de yaşamak istiyor ama bunu şehir merkezlerinde değil çeperlerinde istiyor. Ben de onlardan birisiyim! Rafine bir yaşam var Urla’da, yabancılar dâhil herkes bu yaşamdan pay almak istiyor. Çağdaş bir yaşam tarzı sunuyor, doğanın içinde modern yapıda evler, ulaşımı kolay.”

Amacım yabancılarla konuşmak olduğu için hemen sağımdaki İngiliz Duncan Anthony Bragg ve Hollandalı Parisa Gholami’ye sordum:

- Sizi tanıyabilir miyiz?

Adım Parisa Gholami, Hollandalıyım. Eşim Türk, ailesi o çocukken Hollanda’ya yerleşmiş. 13 yaşında Sinan adında bir oğlumuz var. Bir lojistik şirketinde muhasebe müdürü olarak çalışıyorum.

Türkçe öğreniyorlar

- Neden Urla’ya yerleştiniz? Yerleşmeden önce neleri araştırdınız?

Son yıllarda zaten üç haftalığına dahi olsa, Hollanda’da yaşadığımız yoğun yaşamdan kaçıp rahatlamak için Çeşme’ye geliyorduk. İzmir bölgesinde yaşayan çocukların çok şanslı olduklarına inanıyorum. İhtiyacımız olan, sevdiğimiz her şey var yarımadada, hiç yabancılık çekmiyoruz. Tabii çok düşündük, mesela iyi bir eğitim kurumu var mı diye baktık.

- Türkiye’ye yerleşmek sizin için zor olmadı mı?

Başlarda evet… Türkçe konuşamıyordum, taşınmamızdan önce Sinan da konuşamıyordu. Ama şimdi okulun desteğiyle konuşuyor.

Sanatla iç içe

- Yaşadığınız bölgenin hayatınızı daha güzelleştirdiğini düşünüyor musunuz?

Elbette! Yani kim denize yakın yaşamayı, temiz havayı, taze meyveyi, doğanın dengesini ve aynı zamanda İzmir gibi bir şehre 20 dakika uzaklıktaki şirin bir kıyı kasabasında yaşamayı istemez ki. Yarımada’da doğa, huzur, sanat, konser, şef restoranları her şey var. Bu hafta iki sanatsal etkinliğe katıldım mesela.

Türkçem o kadar iyi olmasa da herkes her zaman yardıma istekli ve bunu çok takdir ediyorum. Benim için burası cennet, hava muhteşem, yemekleri seviyorum, çalışma zamanından sonra denizin yanında yürüyebilmek büyüleyici.

- Arkadaşlarınız var mı burada?

Evet Avrupalı, Türk, Mısırlı İranlı arkadaşlarım var.

Urlalıyam ezelden

Urlalıyam ezelden

Londra’dan geldiler

İngiliz Duncan Bragg ise sorularıma şöyle yanıt verdi:

- Sizi tanıyabilir miyiz?

Adım Duncan, 57 yaşındayım, 2019 yılında ailemle buraya yerleştik. Eşim Beste ile 2003 yılında Londra’da tanıştık ve bir yıl sonra evlendik.

- Mesleğiniz nedir?

Film editörüyüm. Londra BBC’de 22 yıl çalıştım. Çocuk programları, eğlence, spor ve belgeseller için kurgu yaptım. Sonra kendi şirketimi kurdum. TV filmi editörü işimi devam ettiriyorum. Eşim Beste de İngiltere’de moda markası olan bir tasarımcı. O da işine devam ediyor.

İtalya’ya tercih etmediler!

- Çocuklarınız kaç yaşında?

Siena 13, Bella 15, James ise 17 yaşında.

- Neden Urla’ya yerleştiniz?

İngiltere, AB’den ayrılmaya karar verdiğinde, ülkenin daraldığını hissettik ve çocuklarımızın daha büyük ufuklarda yaşamasını istedik.

İkimiz de İtalya’ya âşık olsak da İzmir’in ideal bir ufuk değişikliği olacağına inandık. Çocuklarımız için okul değiştirip yurt dışına taşınmak ilk başta zor olsa da Türk tarafıyla yeniden bağlantı kurmanın ve onlara yeni deneyimler kazandırmanın faydalı olacağına inandık.

Zaman yolda geçmiyor

- Yaşadığınız bölgenin hayatınızı daha iyi bir seviyeye getirdiğini düşünüyor musunuz?

Kuşkusuz! Heyecan verici doğa, harika yemekler kültür, müzik, ilginç insanlar var. Elbette İngiltere’den özlediğimiz bazı arkadaşlar ve şeyler oluyor. Ancak burada birçok avantaj var ve yaşam tarzımızın değişmesi bize mutluluk veriyor. Evden çalışabiliyorum. İngiltere’de her gün işe gidip gelirken üç saatim yolda geçiyordu. Burada aile olarak birbirimize daha fazla zaman ayırabiliyoruz.

Dönmeyi düşünmüyorlar

- Bir süre sonra Londra’ya dönmeyi düşünüyor musunuz?

Bu zor bir soru. İngiltere’de hâlâ bir ailemiz var, ancak yaklaşık üç yıl İzmir’de yaşadıktan sonra İngiltere çok küçük bir yer gibi görünecek bize. Bu yüzden İngiltere’ye geri dönmek hemen çekici değil. Dünya büyük bir yer ve dünya vatandaşı olmaktan mutluyuz.

Urlalıyam ezelden

Sırrını çözerken büyüledi

Sohbetimiz sonrasında “yabancıları yerli yapan” Urla’nın sırrını çözmek için ben de yollara düştüm. Urla’nın çam ormanlarında doğayı içime çektiğim, zeytinlikleriyle büyülendiğim bölgelerine gittim, Toskana’yı andıran Bağ Yolu’na uğradım. Od Urla, Teruar, Vino Locale, Levan gibi şef restoranlarını ziyaret ettim.

Gastronomi yükseliyor

Eşsiz doğası, henüz bozulmamış mimarisi, İzmir’e yakınlığı, gastronominin gücü, Bağ Yolu,Urla başta olmak üzere Ege kıyılarına kaçan bizleri bir yana bırakın, dünyadan da insanların yaşamak istediği bir yer haline getirmiş…

Gastronomideki yükseliş, butik şarapçılık da Urla’nın popülerliğini artırmış.

Beton yığını olmasın

Urla’da, yerel halktan insanlarla da konuştum, beş yıl önce 500 bin TL olan evine, 5 milyon TL önerilmesine kızan ve satmayan yaşlılarla… “Aman kızım, İstanbullular gelmesinler! Her şeyin ayarını bozdular. Burası da beton yığını olmasın, her yer inşaat şimdiden” diyorlar. Hakikaten de özellikle Ovacık tarafında gördüğüm inşaat ve yapılaşma bu serzenişleri haklı çıkarıyordu. “Uzak durun İstanbullular Urla’dan! Alaçatı’nın canına okuduk, bari burası kalsın” dedirtecek noktaya gelmişti bile!