Türklerin ilk adımı Gazi ve Kahraman şehrimiz Kars

27 Ocak 2021

Her yolculuğun farklı bir tadı vardı elbet. Fakat ilk yolculuğumun tadını unutamam. Trenden iner inmez bizi gardan alan ve tavsiye üzerine ulaştığımız taksi sürücümüz Hakan karşıladı. İhtiyacınız olursa siz de ulaşabilirsiniz. Kars Taksi Hakan.

Kars gezimizde konaklama için seçtiğimiz otelimiz Güngören Otel. Muazzam bir kar yağışı ve soğukla beraber süren yolculuğumuz sonunda, bizleri sıcak ve samimi bir şekilde karşılayan Otel müdürü Ersin girişte sıcak bir şeyler ikram ederek yol boyunca bize eşlik eden soğuğun etkilerini bitirdi ve otel seçimimizin ne kadar doğru olduğunu kanıtlamış oldu. O kadar yol gitmiştim, yorgun ve uykusuzdum fakat uyumak istemiyordum.

Hızlı bir şekilde odama yerleşip, bir şeyler yemek için Kars sokaklarına çıktım. Ayaklarım yolları biliyor gibiydi. Kendinizi hiç tanımadığınız bir şehre ait hissettiğiniz oldu mu? Aynen öyle…

İlk önce kayboldum sandım fakat her yer ışıl ışıldı. Kar yağışı ile görkemli bir görüntü vardı.

Caddenin hemen köşesinde sarı ışıkları olan bir yer gördüm. Kars Kaz Evi yazıyordu. İçeri girdiğimde her yer doluydu. Gözüm tanıdık birilerini aradı. Trende karşılaştığım 2. kompartımanda kalan Yeliz hızlıca yanıma geldi. Arkadaşı İrem ile beraber oturdukları masaya beni davet etti. Bir yandan yemeklerimizi yerken diğer taraftan da sohbet ediyorduk ve birazdan Aşıklar atışması başlayacağını öğrendim. Muhteşem bir atışma sonrasında beni büyüleyen ve izlemeye doyamadığım Kafkasyalı Asillerin gösterileri başladı.

Tabi geldiğinizde yiyeceğiniz ve tatmanızı isteyeceğim yiyecekleri de mini bir Kars Lezzetleri listesi yaptım size..

Yazının devamı...

Masal diyarına giden tek tren: Doğu Ekspresi

31 Aralık 2020

Belki de tren yolculuklarının en güzel yanı, sonuca odaklı olmamaktır yani önemli olan varılacak yer değil yolda olma halidir. Gerçi Doğu Ekspresinin vardığı yer de masal diyarı gibidir.

Beni ben yapan, Tuğçe denince akla ilk gelen seyahatlerimden olan, tek başıma çıktığım 26 saatlik, eşsiz güzelliklerle dolu Doğu Ekspresi yolcuğunun sihrini ve hissettirdiklerini yazarak anlatamayacağımı biliyorum ve siz de bunu yaşamanız gerektiğini biliyorsunuz.

Ne yazık ki pandemiden dolayı şu an seferler yapılamasa da, bir gün tekrar açılacak ve yine gece gündüz demeden, mesai harcayıp, bilet bulmaya çalışacağımız günler geri gelecek, umudu bile güzel.

Bir gün herkesin harıl harıl bilet aradığı, o meşhur Doğu Ekspresi treninin 6. Vagonunda beni bekleyen büyülü bir hikâyenin içine doğru ortalama 70 km hızla giderken buldum kendimi.

Haydi, hareket saati geldi. Buyurun size treni gezdireyim;

Klasik Doğu Ekspresi; Pulman bölümü standart koltuklardan oluşan, ikili ve tekli koltukların olduğu, biletlerinin en kolay bulunduğu ve en ucuz olduğu vagonlardır. Örtülü Kuşetli bölüm 4 kişilik kompartımanlardan oluşan, 4 ayrı koltuk ve koltukların yatak olduğu, içerisinde bir adet priz, eşyalarınızı koyabileceğiniz küçük valiz alanı, açılabilir camı, kapınızı kilitleyip uyuyabileceğiniz vagonlardır. Yataklı Vagon bölümü ise; iki kişinin kalabileceği, örtülü kuşetliden ekstra olarak mini buzdolabının, masasının ve lavabosunun olduğu herkesin favorisi olan vagonlardandır.

Yazının devamı...

Samsun Ladik Rehberi

10 Kasım 2020

Samsun’un Ladik ilçesini benim gibi birçok kişi de duymamıştır herhalde. Duyup, internete yazdığımda çok fazla yazıya ve detaylı anlatıma ulaşamadığımda buraya gitmek ve keşfetmek için heyecanlandım. Nasıl gidilir diye araştırırken, Samsun Havalimanına göre, Amasya Merzifon Havalimanına daha yakın olduğunu öğrendim. Bu yüzden de buradan biletlerimizi alıp yol arkadaşlarım Sennur ve Havva’ya gönderdim. 

 Samsun kadar çok uçak yok Merzifon’a. Bu yüzden 23 Şubat pazar sabahı Sabiha Gökçen Havaalanında buluştuk. Sennur valiz vermeyeceği için biz Havva ile işlemleri yapmaya başladık. İyi ki valiz vermemiş ikimizin toplam eşyaları 35.7 kg geldi :)) Toplamda 45 kg olduğunu düşünürsek ucuz yırttık :)) 

 Üç gün sürecek olan seyahatimiz Merzifon’a indiğimizde  İladik Kuzu Tandır ve Tirit Evinin sahibi Şenol amcanın bizi karşılamasıyla başladı. 45 dakika sonra Şenol amcanın yerine geldik. Bu kışın ilk karını da burada gördük çok şükür. Şenol amcanın annesi ve babasından kalan tandır evinde bizi yöresel kahvaltı çeşitleriyle dolu dolu muazzam bir kahvaltı karşıladı. En bombası da kömüş yoğurdu üzerine şeker pancarı pekmezi oldu. Siz hiç yoğurdu çatal ile yediniz mi canlarım? Yemediyseniz şiddetle tavsiye ediyorum.

Karnımız doyunca tabi Sennur’la drone görüntüsü almak için hemen dışarı çıktık. Restoran Ladik Gölü’nün hemen yanında olunca manzara da harikaydı gerçekten. Ben drone’u hazırlarken Sennur da nerelerde fotoğraf çekeriz, nasıl çekeriz onun planlamasını yapıyordu. Drone’u kaldırmak için katlanabilir iniş kalkış pistinin üzerine koydum ve son hazırlıkları yaparken dost canlısı köpeklerimiz çevremizi sardı. Sennur ve benim drone’u köpeklerden koruma çabamızı videoya alamadık fakat siz hayal edin lütfen. Restoranın hemen yanında olan Ladik Gölü’nde çok güzel çekimler yaptık.

Buradan 12km uzaklıkta olan Ambarköy açık hava müzesine gittik. Osmanlı döneminden kalan Ambarköy, içerisinde camisi, gölü, seyir tepesi ve akan deresiyle dünyada örneği bulunmayan, doğal yaşamı olduğu gibi yansıtan bir açık hava müzesidir. İçerisinde gezerken günümüze kadar gelmiş olmasının hayranlığı ve tarihi dokusunun güzelliğiyle büyülenmemek elde değil. Elbette hava burada her tarafın açık olmasından dolayı biraz rüzgarlı ve sertti. Sevgili telefonum soğuktan kendini korumaya alıp kapattı. Kameramın şarjı bitti o kadar çekime dayanamadı. Panik yok fotoğraf makinem yanımdaydı. :) 

Yazının devamı...

Yeryüzündeki cennet: BORABOY GÖLÜ

20 Ağustos 2020

  Samsun Ladik seyahatimiz sırasında Boraboy Gölüne çok yakın olduğumuzu öğrenince Sennur ile birlikte ziyaret etmeye karar verdik. Yine yanılmadık ve “İyi ki” dediğimiz seyahatlerimizden biri oldu. 

Mesafe kısa da olsa, yollar biraz bozuk olduğu için ulaşmamız tahminimizden daha uzun sürdü. Vardığımızda ise bunu unutturacak güzellikte bir manzarayla karşılaştık.

Arabadan indiğimde karşımda gördüğüm manzara karşısında hissettiğim şeyleri size nasıl anlatırım bilmiyorum.  Gölün üzerine çıkmak ve buz pateni yapmak istedim. Tabi ki yapmadım, denemedim bile çünkü gölün kenarında güvenli kalınlıkta bir buz tabakası yoktu. Bunu fark edince isteğimden vazgeçmek zorunda kaldım.

  Ben bir kış çocuğu olarak her zaman böyle manzaraların hayranı olmuşumdur. Ne kadar çok görmüş olsam da her birinden ayrı keyif alıyorum. Şubat ayında gelmiş olmamızın en güzel yanı donmuş göl manzarasını görmüş olmamızdı. Aniden karar vermemiz ve tam mevsimi olması dolayısıyla bu bir hediye gibiydi.

 Hemen girişinde yer alan restorana hızlıca girip, çekim için ekipmanlarımı ayarladım. Çünkü Drone çekimi yapmak ve fragmanını izlediğim manzaranın tadını çıkarmak için heyecanlanıyordum. Restoranın yanında düz zeminde drone uçurmak için cümbür cemaat dışarı çıktık.

Drone kaldırdığımda manzaranın bende yarattığı hissi keşke size kelimelerle hissettirebilsem ancak çok mümkün değil. Doğası ve dokusu bu kadar heyecan verici, bu kadar göz kamaştırıcı ve ihtişamlı olamaz diye düşündüm içimden. Cennetin yeryüzünde saklandığı Boraboy Gölü kış aylarında her bir ayrıntısıyla muazzam güzellikteydi. Gerçi bence sadece kışın değil, her mevsim buranın dokusu ve sunacağı manzara ayrı keyiflidir. Her anını gelmek, görmek ve yaşamak gerekir.

Yazının devamı...

KUBBE-TÜL İSLAM SELÇUKLU’YA YOLCULUK

15 Temmuz 2020

Van Gölü Ekspresi ile geldiğim Tatvan Gar’ından ayrılıp 43 km. sonra dünyanın en büyük Türk İslam Mezarlığı olma özelliğine sahip Ahlat Selçuklu Mezarlığı’nı ziyarete geldim.

Ahlat; bir diğer ismi ile “Kubbet-ül İslam”, Selçuklular zamanında başkentlik yapmış olup, milattan önce 3 bin yıllarında Hilatos adlı bir kumandan tarafından kurulduğu, adını bu kumandandan aldığı ve zaman içerisinde de bu ismin dilde evrilerek Ahlat’a dönüştüğü rivayet edilmektedir. Bunun dışında şehrin ismini nereden aldığına dair 3 farklı hikayeden daha bahsedilmektedir.

 Gezerken “Vay canına! Kaç mezar taşı var? Acaba ne kadar alanı kapsıyor?” diye soruyorsunuz kendinize. Selçuklu Mezarlığı’nın 210 dekarlık alana sahip olduğunu, ve burada şu ana kadar tespit edilmiş 8 bin 169 mezar taşı bulunduğunu öğrendim.  Tespit edilen diyorum çünkü daha çıkmayan ve çalışmaları yapılan yazıtlar mevcut. Üzerindeki işlemeler o kadar muazzam ki, adeta yapıtlar size görsel şölen yaşatıyor. İçinizde işlemelere sürekli dokunma isteği ve artarak devam eden bir hayranlık oluşuyor. 

Kümbetleri görmek için hareket ettiğimde buranın tadı damağımda kaldı desem yalan olmaz. Sonra Selçuklu Mezarlığının hemen kuzey girişinde Emir Bayındır Kümbetine geldim. Burada toplam 16 adet kümbet bulunmaktadır. Benim yolumun üzerinde olduğu için sadece buraya uğradım. Çok değişik bir mimari yapısı var ve kümbeti üstten çevreleyen kitabede eserin 1481’de ölen Melik Bayındır için yapıldığı yazılı olup onun yaşamını anlatmaktaymış.

 Emir Bayındır Kümbeti’nin 500 metre ilerisinde yer alan Harabe Şehir için yola çıktım. Ahlat’ın çeşitli kesimlerinde yüzlerce mağara bulunmaktadır. Bu mağaralar eski çağlardan beri değişik amaçlarla kullanılmış olup günümüzde soğuk hava deposu olarak kulanılmakta ve artık sadece erzaklara ev sahipliği yapmaktadırlar. Geçmişte burada yaşayan insanlar, Turizm Kültür Bakanlığı bu bölgeyi koruma altına aldıktan sonra, devlet yardımı yapılarak ilçe merkezine yerleştirilmiştir.

Yazının devamı...