12 mil hayalini bırak Girit’in statüsüne bak

Yunanistan’ın İyon Denizi’nde karasularını genişletmesine dönük hamlesinin sınırlarını Türkiye “Mora Yarımadası’nın güneyinde sona erer ve Ege Denizi’ni hiçbir şekilde etkilemez” diye çok net çizerek uyardı. Ancak Atina inatla “Bir sonraki adımın, Yunan karasularının Girit Adası’nın güneyi ve doğusunda da genişletilmesi olacağını” söylüyor. Aslında, buna Ankara’nın sabrını zorluyor demek daha doğru. Çünkü Türkiye Ege’ye dönük böyle bir adımın “savaş nedeni” (casus belli) olacağını, olduğunu da çok açık dünyaya ilan etti. Haklarını koruma kararlılığını da bilmeyen yok. Dolayısıyla, lafa geldi mi “Samimi ve yapıcı bir niyetle masaya oturmaya hazırız” diyen gerçekte ise bildik oldubitti kurnazlığı peşinde koşan Yunanistan ile 25 Ocak’ta İstanbul’da yapılacak görüşmelerin başladığı gibi bitme olasılığı çok yüksek. Ama gelmişken kendilerine Girit Adası’nın statüsüyle ilgili tartışmaları anımsatmakta yarar var. Özellikle de Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri emekli kurmay Albay Ümit Yalım’ın gündeme getirdiği “Girit’in dörtte üçü Türkiye’ye ait” konusunu... Niyesini Yalım anlatıyor:

“Türkiye’nin burada dörtte üç hakkına sahip çıkması lazım, çıkmadığı sürece onlar her türlü şeyi yapar. Öyle bir şey ki elimizde kapı gibi belgeler var. Bulgaristan, Sırbistan ve Karadağ açık, net bir şekilde Girit Adası’nın dörtte üçünden feragat etmişler ama kimse sahip çıkmıyor, ben ortaya koydum. İşin ilginç tarafı, Yunanistan da bunu savunamıyor. Yani burası bize aittir diyemiyor. Çünkü 30 Mayıs 1913 tarihli Londra Antlaşması’na baktığımız zaman açık ve net bir şekilde şöyle yazıyor 4. maddesinde: ‘Majesteleri Osmanlı İmparatoru Girit Adası’nı majesteleri müttefik krallara bırakır.’

Kim bu krallar? Bulgaristan, Yunanistan, Sırbistan, Karadağ. Burada açık bir şekilde paylı mülkiyet var. Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyeti yok. Tabii bu 1. Balkan Savaşı’ndan sonra yapılan bir antlaşmaydı. Sonrasında Balkan devletleri birbirine düştü ve 2. Balkan Savaşı oldu. Onun sonrasında yapılan 10 Ağustos 1913 tarihli Bükreş Antlaşması’nda da açık ve net bir şekilde diyor ki:

‘Bulgaristan Girit Adası üzerindeki hakkından feragat edecektir.’

Bu ne demek? Yunanistan’ın Girit Adası üzerinde tek başına ferdi mülkiyet hakkı yok. Bulgaristan herhangi bir şekilde Yunanistan lehine feragat ediyorum demediği sürece böyle bir şey yapamaz. Ayrıca, zaten öyle bir şey demiyor. Mesela, antlaşmayı imzalayanlar arasında Venizelos da var. Bunlar bu maddeyi öyle bir koymuşlar ki daha sonra biz oldubittiyle bu adanın tamamına çörekleniriz mantığıyla yapmışlar.”

24 Temmuz 1923 Lozan Antlaşması ile Girit Adası’nın sadece dörtte birinin Yunanistan’a ait olduğunun bir kez daha teyit edildiğini belirten Yalım, devam ediyor:

“Lozan’ın 12. maddesine baktığımız zaman 30 Mayıs 1913’ü tekrar teyit ediyor. Lozan Antlaşması’ndan sonraki süreç içerisinde de Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ Girit Adası üzerinde herhangi bir şekilde bayrak çekmemiş, oraya vatandaşını ya da herhangi bir şekilde asker de koymamış. Dolayısıyla, buradaki haklarından fiilen feragat etmiş. Böyle bir durumda uluslararası hukuka göre aslına rücu eder. Yani Osmanlı Devleti’ne geri gelir. Bizde Osmanlı Devleti’nin mirasçısıyız. Mirasta bir cüzi halef, bir külli halef vardır. Biz külli halefiz, yani Osmanlı Devleti’nin hem borçlarını hem de mal varlıklarını almış durumdayız. Osmanlı Devleti’nden kalan borçları Türkiye Cumhuriyeti Devleti son kuruşuna kadar ödedi, biliyorsunuz. Dolayısıyla, Türkiye’nin Girit Adası’nın dörtte üçünü istemesi lazım. Zaten Yunanistan da bundan bayağı tedirgin olmuş durumda. Şimdi onlar da diyor ki ‘Bizim tezimiz daha kuvvetli.’ Bakın, tez başka, o bir iddiadır. Bizimkisi somut belge, kanıttır. Yunanistan bu konuyu zaten savunamıyor, savunması da mümkün değil. Ama çok enteresan bir konu, üzerine de çok fazla gidilmiyor.”

Ne yapılması lazım?

“Biliyorsunuz, uyuşmazlıklar konusunda 2015 yılı itibarıyla Yunanistan Uluslararası Adalet Divanı yargı yetkisini kabul etmiyorum dedi. Dolayısıyla, bu konunun herhangi bir şekilde Uluslararası Adalet Divanı’na taşınması mümkün değil. Ama Türkiye NATO nezdinde ve BM nezdinde girişimde bulunarak bunları söke söke alır. Çünkü antlaşmaların hepsi BM’ye gidiyor. Türkiye başvurup böyle bir durum var derse Yunanistan’ın kendisini savunacak hiçbir tarafı yok. Bulgaristan, Sırbistan, Karadağ da şimdi çıkıp da ‘Efendim, biz hakkımızı istiyoruz’ diyemez çünkü çok uzun bir süre geçti ve zaten fiilen feragat etmiş durumda. Türkiye eğer BM ve NATO nezdinde bir girişimde bulunursa hakkını söke söke alır, her şey ortada...”