ABD ve Çin’in virüs savaşı

Koronavirüs salgını tüm dünyayı kasıp kavururken, bir yandan da ABD ile Çin arasında “Sen yaydın” kavgası, daha doğrusu savaşı sürüyor. ABD, virüsü Çin’in silah olarak ürettiğini, ancak zamanı gelmeden Vuhan’daki Viroloji Enstitüsü’nden sızdığını ve ölümlere yol açtığını iddia ediyor. Bu bağlamda da Amerikalı avukatlar Çin hükümeti, Çin ordusu, Vuhan Viroloji Enstitüsü ile enstitü direktörü Shi Zhengli ve Çin Genelkurmay Başkanı Chen Wei’ye 20 trilyon dolarlık tazminat davası açtı. Suçlama da “Üretilen virüsün terörist amaçlı bir silah olarak kullanılması ve Amerikan halkında ölümlere sebebiyet vermesi.” ABD’nin açtığı bu davadan sonra diğer ülkelerin de benzer davaları açmasının gündeme gelebileceği, hatta bazı Avrupa ülkelerinde hazırlıkların başladığı da ileri sürülüyor. Bunlara karşılık, Çin ise Dünya Askeri Oyunları için Ekim 2019’da Vuhan’ı ziyaret eden ABD ordusu personelinin virüsü getirdiği iddiasında. Dolayısıyla da dünyadaki ve bizdeki bilim insanlarının her ne kadar Bu insan yapımı değil, doğal olarak mutasyona uğramış bir virüs” şeklindeki güçlü açıklamaları olsa da biyolojik savaş olasılığı hâlâ gündemde ve tartışılıyor. Gerçekten olabilir mi, olduysa da tespit edilebilir mi? Genelkurmay İstihbarat eski Başkanı Em. Korg. İsmail Hakkı Pekin anlatıyor:

“Olabilir de olmayabilir de. Bu konuda hiçbir şey söylenemez çünkü bunun kullanımını ortaya çıkartmak, tespit etmek çok zor. Kim kullandı, nasıl kullandı ya da birinde vardı öyle mi bulaştırdı; bunları ortaya çıkartmak imkânsıza yakın ama biyolojik silah olma, yani laboratuvarda geliştirme ihtimali de var. Ama şunu söyleyebilirim ister laboratuvarda ister başka bir yerde üretilsin ya da Çin’deki hayvan pazarından insanlara geçmiş olsun, sonuçta bu biyolojik silah olarak kullanılıyor şu anda. Nasıl kullanılıyor? Propaganda yapılıyor, milletler, halk birbirine düşüyor. Yani laboratuvarda üretilmese bile ortaya çıkan salgın kullanılıyor, büyük bir panik havası yaratılıyor. Acayip bir şey çıktı ortaya..”

Nasıl yani?

“ABD, Çin’e dava açıyor, o da diyor ki hayır siz askeri olimpiyatlara geldiğinizde sizinkiler getirdi. Bunu açıklamak, menşeini bulmak çok zor. Nükleer, kimyasal silahların nerede olduğunu, bittiğini anlarsınız ama bunu laboratuvarlar çalışıyor ve dünyada birçok laboratuvar var. Hem askeri laboratuvarlar var bu konuyla ilgili hem de sivil laboratuvarlar var. Şimdi özellikle ilaç sanayiinde mesela kansere ya da diğer virüslere karşı falan sadece tedavi yöntemleri mi geliştiriliyor yoksa para kazanmak için bir hastalık çıkartıp o hastalığı tedavi etmek üzere kurulu bir sistem de var mı? Yine belli ülkeler hep sosyal sistemi sürdürmek için yaşlıların ölmesi, ekonominin rahatlamasını söylerler. Ya da bazı ülkelerin ortadan kalkması veya nüfuslarının azalması, dolayısıyla, bunların ekonomiye olan yükünün azaltılması, oradaki kaynakları da başka ülkelerin kendileri için kullanması gibi şeyler. Bütün bunlar akla gelebilecek şeyler. İnsan düşündükçe tüyleri diken diken oluyor...”

Dünyanın çok tehlikeli bir dönemde olduğunu, biyolojik silahın çok rahatlıkla kullanılabileceğini belirten Pekin, devam ediyor:

“Bakın, dünya perişan vaziyette, şu anda kimse ne yapacağını bilmiyor. Herkes bu işi nasıl kurtarırım diye bakıyor. Bu tabii bazı devletlere ve bazı terör örgütlerine fikir verebilir. Yani bazı terör örgütleri, bazı devletler bunu asimetrik tehdit olarak kullanır. Çünkü önlerinde kocaman bir örnek var. Bir virüs tüm ekonomiyi allak bullak etti. Virüs tehdidini kullanmak suretiyle birtakım devletler bazı şeyler yapmaya zorlanabilir. Onun için de bana göre dünyadaki uluslararası teşekküllerin yeni baştan kurgulanması gerekiyor.”

Ne gibi mesela?

“Bu krizden sonra BM’nin, AB’nin, Dünya Sağlık Örgütü’nün daha fazla etkilerini sürdüreceğini sanmıyorum. Zaten krizde hiç etkili olmadılar. Yeni baştan bazı şeyler kurulabilir. Ha bunu yaparken yine bencilliğimiz tutarsa hâlâ ders almamışsak, o zaman bazı ülkeler liderlik yapmaya çalışırlar, daha doğrusu, liderlik değil, dominant olmak; NATO’da ABD’nin yaptığı gibi... Tekrar bu yola başvururlarsa o zaman işimiz var demektir. Dünyanın yeni baştan organize olmasa lazım, aksi takdirde bu bizi ayrımcılığa götürür, bazı bölgelerin insansızlaştırılmasına götürür, çok uzun sürecek terör ve bölgesel savaşların çıkmasına götürür. Ve yine kaynakların boşa harcanmasına götürür. Yani buradan çıkışın yolu topyekûn, koordineli bir çalışmadır, mücadeledir ve mücadelenin sonucunda da dünyayı yeni baştan dizayn etmektir...”