Ayıp olmuyor mu?

Ayıp olmuyor mu?


     İstanbul'da herkes kuralını kendi koyuyor. Yasa ya da resmi karar hikaye... İşte size iki örnek:
       . Durduk yerde minibüs taşıma ücretleri zamlandı. Yeni tarife 15 Mayıs Pazartesi gününden itibaren geçerli olacak. Ama bazı uyanıklar, daha dünden uygulamaya koymuşlar. İtiraz edeni de indiriyorlar. Minibüsçüler Esnaf Odası Başkanı Ali Kemal Aktürk, zam peşinde koşacağına biraz da bunlarla ilgilense...
       . Nejat Taşkın ise yaşlıların halk otobüslerindeki çilesine değiniyor. Malum Ali Müfit Gürtuna'nın talimatıyla 65 yaş üstü ücretsiz yararlanıyor. Okurumuz şöyle diyor: 'Ama ne yararlanma? Şoförün arkasında kapı gibi karar duruyor ancak; adam sanki ulufe dağıtıyor. Otobüse lütfen kabul ediyor. Yaşlıların onurlarıyla oynanıyor...'

Muhsin Karger Azad?..

     Uğur Mumcu, suikastının failleri yıllar önce belirlenmiş de haberimiz yok. Bugün gelinen noktada bir numaralı zanlı kim? İranlı Muhsin Karger Azad. Sözde konsolos yardımcısı, gerçekte İran gizli servisi (SAVAMA) ajanı...
     Türkiye şimdi ondan ve diğer zanlı Muhammed Rıza Behruz Manec'den hesap sormanın yollarını arıyor. Oysa, adamın adı daha Türkiye'deyken (1996) gündeme geliyor. Çetin Emeç'i katletmek iddiasıyla yargılanan İslami Hareket'in imamı İrfan Çağrıcı, 14 Mart 1996 tarihli ifadesinde, Uğur Mumcu, Muammer Aksoy cinayetleriyle ilgili soruya verdiği yanıtta aynen şöyle diyor:
     "Ankara ilinde meydana gelen olayların yapılış şekli bize verilen eğitimlerde öğrendiğimiz yöntemlere benziyor. Fakat bu eylemlerle ben ve örgüt mensubu arkadaşlarımın herhangi bir ilişkisi söz konusu değildir. Ama yukarıda isimlerini verip, eşkallerini tarif ettiğim İranlı Ahmedi (Ahmet Kerimi) grubu ile Rızai grubu elemanlarının ve yine benimle buluşup görüşen biri Ankara Büyükelçiliği'nde görevli Majid Shadkar ile diğeri İstanbul İran Başkonsolosluğu'nda görevli Muhsin Karger Azad iyi takip edilip, denetim altına alındığında ve ilişki kurduğu kişilerin tespiti halinde bu eylemlerinde faillerinin bulunacağı kanaatindeyim. Ben bu kanaate yukarıda isimlerini verdiğim İranlı yetkililerle yaptığım görüşmelerde edindiğim bilgiler ışığında bizim gibi Türkiye'de başka bir grupların da bunlara bağlı olarak faaliyet yürüttüklerini bizzat kendilerinden duyduğum için vardım."

Neden dikkate alınmadı?

     Adam açık açık adresi göstermiş. Muhsin Karger Azad ile Majid Shadkar izlense Yusuf Karakuş, Abdülhamit Çelik'e yıllar önce ulaşılacak. İyi de neden yapılmadı? Orası meçhul... Deşifre oldu, istenmeyen adam ilan edildiler de mazeret değil.
     Sadece bu kadarla kalsa iyi... Terör kamplarıyla bağlantıyı bizzat İstanbul Başkonsolosu'nun kurduğu iddiaları da gündeme geliyor. Yine Çağrıcı'nın ifadesine dönüyoruz:
     "Örgüt üyesi Selim Gülcan, Başkonsolos Muhammed Tahiri'ye gidip yardım istedi. Başkonsolos İran'da görüşeceğimiz kişinin telefonunu verdi. Van - Başkale'den kaçak olarak İran'a geçtik, ancak jandarma yakaladı. Cezaevine giderken görevliye, Muhammed Tahiri'den aldığımız numarayı verip aramasını istedik. Bir süre sonra Ahmedi (Ahmet Kerimi) geldi bizi cezaevinden çıkardı. Tahran'da bir karakola götürdü, oradan da bir villaya yerleştirdi. Kendisine Türkiye'de İslami bir cemaat olduğumuzu, cemaati geliştirmek amacıyla maddi imkana ihtiyacımız olduğunu, ayrıca askeri - siyasi eğitim ve silah istediğimizi anlattık. Beşinci günün sonunda da Tahran - Kum kenti arasındaki askeri bir kampta eğitime alındık. Dönerken de para verdiler. Bu kişiler Pastaran (Devrim Muhafızları) içerisinde en etkili grubun üyeleriydi."
     Peki Türkiye bu iddialar karşısında ne yaptı? 'Sorduk, yalanladılar' demek yeter mi? Ya da adı geçenlerin ülkeye girişini yasaklamak. Ve de kuş kafesten uçtuktan sonra çırpınmak?..



Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr