Basın Konseyi ve Kılıçdaroğlu

Hafta sonu İzmir-Çeşme’deydik. Tabii doğal olarak insanın aklına hemen deniz, kumsal, Alaçatı’da sörf, Dalyan’da yemek ve gün batımını izleme geliyor ama bizimkisi doğrudan gazetecilik mesleği yani işe odaklıydı...

11 Eylül Cumartesi sabahı Basın Konseyi’nin toplantısında Yüksek Kurul Üyeleri olarak haber ya da görsel anlamda gazetecilik etiğine aykırı olduğu iddiasıyla çeşitli basın kuruluşları ve kişiler hakkında gelen şikâyet dosyalarını tartışıp karara bağladık. Üzerinde çok tartışılan bazı dosyalar ise bir sonraki toplantıya kaldı.

Öğleden sonra da Basın Konseyi’nin davetlisi CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Medyanın Sorunları, Beklentiler’ başlıklı konuşmasını dinledik. Elbette içerik çok önemli ve kritik bir konuydu.  Ancak toplantının yapıldığı salondaki maske, mesafe, hijyen kurallarına tam anlamıyla uygunluk da bir başka anlam içeriyordu. Mesela aslında 300 kişi olan toplantı salonun kapasitesi 90’a indirilmişti. Ve tavizsiz uygulandı. Bunu özellikle vurgulamamızın nedeni tüm siyasilere örnek olması. Çünkü bu Kılıçdaroğlu’nun Çeşme’deki yoğun program trafiği kapsamında çevresinde bulunan bazı Genel Başkan yardımcıları, bir-iki milletvekili, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Tunç Soyer, Çeşme Belediye Başkanı Ekrem Oran ve Genel Başkan yakın korumaları dışında kimsenin katılmadığı bir toplantıydı. Yani lidere görünmek veya yakın durmak hesabından kaynaklanan kalabalık ve karmaşa yoktu, dolayısıyla salonda çoğunlukla gazeteciler vardı. Basın Konseyi Başkanı Pınar Türenç’in açış konuşmasındaki Basın Konseyi’nin bu özel toplantısının diğer parti liderleriyle de devam etmesini istediklerine dönük sözleri de gelecek açısından son derece anlamlıydı...

Gelelim Kılıçdaroğlu’nun anlatımıyla medyanın sorunlarına... Sözlerine “Türkiye’nin en önemli sorunlarından birisi halkın bilgi alma hakkının kısıtlanması” diye başlayan CHP lideri öncelikle kitle iletişim araçları üzerinde baskı kurulduğunu öne sürdü. Bunları da özellikle reklam ve para açısından iktidara yakın olanların desteklenmesi, diğerlerinin cezalandırılması olarak dokuz ana başlık altında sıraladı. Bunlar arasında Kılıçdaroğlu’nun en iddialı olduğu maddelerden birisi de gazete manşetlerinin, gazeteye girecek haberlerin “saraydan” belirlendiğini içeren şu sözleriydi:  

“Gazetelerin manşetleri önce saraya gidiyor. Birinci sayfanın hazırlanmasına basın mensupları mizanpaj diyor galiba. O sayfalar önce saraya gidiyor, gözden geçiriliyor. Atılacak başlıklar, haberler belirleniyor ve gazetelere gönderiliyor. Sonra ertesi gün bu gazeteler basılıyor...”

Kılıçdaroğlu’nun medyanın sorunları diye sıraladığı maddeler ya da içerikler arasında belki haklı olduğu noktalar, detaylar olabilir ama gazete manşetlerinin “Saraydan atıldığı” haberlerin oradan seçildiği gibi toptancı bir yaklaşım hem sorunlu bir tavır hem de haksızlık anlamına gelen bir durum. Kılıçdaroğlu bu kadar net ve kesin konuşacak verileri nereden aldı ya da böyle bir durum var mı veya yanıltılmış olabilir mi bilmiyorum  ama en azından ben kendi adıma gazetem Milliyet’in manşetlerinin, haberlerinin  başkaları tarafından  belirlenmediğini, başlıklarının da başkaları tarafından atılmadığını söyleyebilirim. Dolayısıyla Kılıçdaroğlu’nun bu toptancı sözleri ve algısında yanıldığını, bunun da kayda geçmesinde yarar olduğunu düşünüyorum... Özellikle bilerek ya da bilmeyerek toptancı yaklaşımların yaratacağı yeni sorunların ve sıkıntıların önünü kesmek açısından...

Ancak görünen o ki; Kılıçdaroğlu’nun bu toptancı söylem tarzını tutma ve benimsemiş olma durumu söz konusu.

Çünkü Kılıçdaroğlu, çok uzun sürmeyen, daha çok toptancı eleştirileri içeren medya sorunları konuşmasının sonunda çözümler konusundaki düşüncelerini de yine toptancı bir yaklaşımla güçlü parlamenter sistemi işaret ederek şöyle açıkladı:

“Güçlü parlamenter sistemle bütün bu işler düzelir. Sorunların hepsini çözeceğiz. Herkes sakin olmalı. Sandık gelecek. Herkesin beklentisi sandık olmalı. O zaman herkes gerçeği görecek.” 

Yani; Kılıçdaroğlu toptancı eleştiriler ve yaklaşımlarla başladığı konuşmasını yine somut örneklerden ziyade toptancı bakış açısıyla noktaladı. Bu da toptancı yaklaşımların ya da algının yanlışlığını, dahası nasıl yeni başka sorunlar yaratabileceğini görmek, göstermek bağlamında oldukça önemliydi...

DİĞER YENİ YAZILAR