Devlet, yasakladığı ocaktan kömür alıyor

Yasaya göre; madenler ruhsat alınarak üretim yapılan işletmeler. Onun dışında yapılan tüm üretimler kaçak ve yasak. Buna ruhsat almış ama, ‘iş güvenliği yok’ gibi gerekçelerle kapatılanlar da dahil. Ancak bu hep sözde ya da kağıt üstünde kalıyor. Açlık ve ölüm arasında tercihe mahkum bırakılan
insanlar “köle” gibi çalıştırılıyor. Niye mi? Göz yumuluyor da ondan. Ta ki birileri ölene ya da medyaya yansıyana kadar... En acısı ise bu durumda bile görmezden gelenlerin yani devletin suskunluğu ve sorumluluğu garibana yüklemesi. Utanmasalar “kabahat ölende“ diyecekler...
Şırnak’taki kaçak kömür ocaklarında yaşananlar da aynen bu. Türkiye günlerdir Bünyamin Aygün imzasıyla Milliyet’te yayınlanan haber ve fotoğrafları konuşuyor ancak, devletten çözüme dönük doğru dürüst açıklama yok. Söylenen tek şey, kaçak ocakları kapattık, elektriğini kestik. Oysa,” İnsanlık utancı bu sahnelerin yaşandığı yüzlerce ocağın gerçek patronu kim, kaçak denilen bu yerlere elektrik, su nasıl verildi ya da çıkarılan o kömürlerin en büyük alıcısı devlet değil mi?” gibi yanıt bekleyen o kadar çok soru var ki... İşte, Şırnak’taki o ocakları inceleyen heyetin de başkanlığını yapan TMMOB Yönetim Kurulu üyesi ve Maden Mühendisleri Odası eski Başkanı Mehmet Torun’un aktardıkları:
“Şırnak’ta kömür ocaklarının bulunduğu bölge 25 bin hektarlık büyük bir alan. İşletme ruhsatı da Türkiye Kömür İşletmeleri Genel Müdürlüğü’ne ait.Ama kendisi işletmiyor, 2000’den beri Şırnak Valiliği’ne bırakmış. Valilik de bu hakkı ‘al benim adıma üret bana pay ver’ diye bir firmaya vermiş. Hem TKİ, hem de Valilik pay alıyor. Bu da yetmemiş, taşeron da onlarca alt taşerona dağıtmış. İşte kaçak buradan başlıyor. Yani kaçak denilen o ocaklar, vatandaşın kendi başına kazdığı yerler değil. Üstelik çıkan kömürün tamamı da yıllardır izinli ocaklardan çıkarılmış gibi TKİ kantarından geçirilerek, piyasaya veriliyor. Ve devletin kantarından geçen bu kömür sanayiye pazarlanıyor, daha da ilginci (fakir fukara fonu)Sosyal Yardımlaşma Vakfı‘na gidiyor. Şimdiki gibi bir durum olunca da Valilik, elektriğini kesmiştik, kaçak deyip aradan çekiliyor.”

Ekmeleddin İhsanoğlu Turgut Özal gibi mi?

Çatı’nın Cumhurbaşkanı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu, hemen her yerde adayların imkanları arasında orantısız farklar olduğunu söylüyor. Sonrasında da 1983 seçimlerini anımsatarak Turgut Özal benzetmesi yapıyor:
“Rahmetli Turgut Bey de yola çıktığı zaman o günkü muktedirler bir plan yapmıştı. Ama halk ne yaptı, Turgut Özal’ı, hükümetin, devletin başına koydu.”
İhsanoğlu’nun bu benzetmesini doğru bulanlar kadar, “Karşısında halkın desteğini defalarca almış biri bulunuyor” sözleriyle karşı çıkan da var. Bu da o günlerde Özal’ın yanında olan ANAP kurucularından Halil Şıvgın’ın görüşleri:
“Çıkış itibariyle benzerlik olabilir. Özal’a da kazanamaz, yazık olacak diyorlardı, tek başına iktidar oldu. Ekmeleddin Bey de böyle bir sürpriz yapabilir. Çünkü AKP’lilerin önünde liderleri köşke çıktıktan sonra partileri çöken (ANAP, DYP) iki örnek var. Parti erimesin düşüncesiyle Ekmeleddin beyi destekleyecek mütedeyyinler olacaktır.”
Bir de ANAP kökenli CHP İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın sözlerine kulak verelim: “O günlerin Türkiyesi’nde Turgut Özal hoşgörüsüyle bütünleştirici olmuştu. Bugün de Ekmeleddin Bey aynı hoşgörüyü ve ötekileştirmemeyi savunuyor.”

Süs havuzlarında ölüme davetiye

11 yaşındaki Ali İlimbey Tırman, otel bahçesinde oynarken canından oldu. Nedeni açıkta bırakılan elektrik kablosu ve sulanan çimler. Bu kaza değil cinayet... Aynı tanım meydan ve parklardaki süs havuzlarındaki ölümler için de geçerli. Çünkü oralarda da elektrik akımı ya da başına mermer düşmesi sonucu ölen çocukların ardından kaza denilmişti. Sıcaklarla birlikte meydan ve parklardaki süs havuzları yine çocukların oyun alanı gibi... Aman dikkat...