Facialar yaşanmasaydı...

Facialar yaşanmasaydı...


Tunca BENGİN

     Aylardır depremle yatıp kalkan İstanbul, köprü - tüp geçiş tartışmasını unuttu. Oysa 17 Ağustos öncesi gündemden düşmezdi. Hükümette köprü ya da tüp geçiş isteyen de vardı, 'her ikisi de olsun' diyen de...
       Geldik bugüne; arka arkaya gelen faciaların yarattığı ekonomik çöküntü malum. Yardım paraları suyunu çekti, insanlar sokakta. Devletin eli deprem bahanesiyle vatandaşın cebinde. Ve de İstanbul büyük tehdit altında. Bu ortamda, devlet milyarlarca dolarlık dev projelerin altından nasıl kalkacak? Ya da Marmara'nın dibini çözmeden adım atmak doğru mu? TBMM Deprem Araştırma Komisyonu üyesi ANAP'lı Yaşar Dedelek, 'Sismik çalışmalar tamamlanmadan böyle bir yatırımın riskli olacağını' savunuyor.
       Ya 17 Ağustos ve 12 Kasım faciaları yaşanmasaydı? Öncelikle hangi proje devreye girecekti? Para nereden bulunacak, nasıl yapılacaktı? ANAP İstanbul milletvekili Bülent Akarcalı, bunları Bayındırlık Bakanı Koray Aydın ve Ulaştırma Bakanı Enis Öksüz'e sormuş. Onlar da yanıtlamış.

YPK kararı yok

     "3. köprünün ön etüdlerinin sürdüğünü belirten bakan Aydın, 'Karar için Yüksek Planlama Kurulu'na başvurduk. Ancak, gelen yanıtta boğaz demiryolu tüp geçiş projesinin öncelikli olduğu belirtildi. Bu nedenle İstanbul Boğazı 3. karayolu geçiş projesinin YPK kararı alınamadı' diyor. 'Projeden vazgeçilebilir mi' sorusunu ise 'Sistem seçimi konusunda nihai karar aşamasına gelindiğinde bu soruyu yanıtlamak daha doğru olacaktır' diye geçiştiriyor.

Tüpte beton riskli

     Yatırım programına yap - işlet - devret modeli olarak alınan, sonra vazgeçilen tüp geçiş projesiyle ilgili Bakan Öksüz, ise şöyle konuşuyor:
     "TCDD'ye ait arazi, tesisler ile istasyonlar hem yüzeysel metro, hem de anahat trenleri için kullanılacaktı. Bu özel sektör için cazip değil. Özellikle, yol, köprüler ve sinyal sistemlerinin bakım ve sorumluluğunda iki ayrı işletmenin var olması seyrüsefer emniyetini tehlikeye sokabilir. Ayrıca 1.6 milyar dolar tutarındaki projeye finansman temin edilmesi güç olacağından, kredili olarak gerçekleştirilmesi uygun görülmüştür."
       Bakan Öksüz, neden araba geçişi olmadığını da şöyle açıklıyor:
     "Çelik olarak projelendirilen tüp tünel, karayolu geçmesi durumunda zorunlu olarak betonarmeye dönüşecek ve sistemin deprem dayanıklılığı azalacaktır. Dünyada kent merkezine otomobil girişi yasaklanırken, Bu, İstanbul'un kent merkezini iyice kilitleyecekti."

Özürlüye de vergi

     Deprem vergisi herkesi yaktı. İşte; Özürlüler Günü'nde (3 Aralık) özürlü bir çocuk annesi Huriye Daldal'ın feryadı:
     "Ülkemizde binlerce özürlümüz var. Ben sadece birinin annesiyim. Onların sağlıklı insandan daha çok gezmeye, eğlenmeye ve toplumla iç içe yaşamaya hakkı olduğuna inanıyorum. Ancak, sağlıklı çocuklarımızı nasıl merak ediyorsak, biz de onları ediyoruz. O nedenle oğlum için cep telefonu kaçınılmaz. Sağlıklı çocuk bir şekilde telefon bulabilir ama; özürlünün böyle bir şansı yok. Sayın Başbakanımıza soruyorum; tek maaşla yetinen bir devlet memurlu olarak özürlü oğluma aldığımız cep telefonunu kapattırmalı mıyım? Ya da artık telefonun yok, dışarı da çıkamazsın, evde oturmak zorundasın mı demeliyim?.."

Vardiya tartışması

     Sağlık Bakanı Osman Durmuş'un '24.00'e kadar poliklinik hizmeti' projesinde kabak asistanların başına patladı. İddiaya göre; yük asistanların omuzunda, uzman doktorlar ise tüyüyor. İstanbul'daki bir eğitim hastanesinde görevli, genç bir asistan (adı bizde gizli) şöyle yakınıyor:
     "Uzmanların kimi evinde kimi muayenehanesinde. Vatandaş uzman diye daha bu işe yeni başlamış, eğitimi süren asistanlara muayene oluyor. Yaptığımız hatalar cana mal olsa da, gerçek sorumlu bizler değil, bizi böyle eğitmeye çalışan zihniyetlerdedir."


Yazara E-Posta: tbengin@milliyet.com.tr