Karayalçın: Gidene git dememeliyiz

Karayalçın: Gidene git dememeliyiz

Karayalçın’a “CHP’de ne oluyor?” diye sordum Öncelikle yanıtı şuydu: “Ben hem ayrılmanın, hem de bütünleşmenin, birleşmenin içinde yer almış bir siyasetçiyim. Bu dönem öncekilerden farklı. Bu dönemde bölünmemeliyiz, gidene git dememeliyiz. Gidenin kalması için elimizden gelen önlemleri almalıyız, bütünlüğü sağlamalıyız. Çünkü geleceğimiz, bundan sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimine bağlı...”

CHP’nin gündemi istifalar, bundan sonra olası istifalar ve Muharrem İnce konusu... Dolayısıyla, partideki dalgalanma ve huzursuzluk büyüyor. Hem de İnce’nin parti kurması da, son istifalar da beklenen gelişmeler olmasına rağmen. Yani hiç bir şey sürpriz değil ama “Giden gitsin” tavrı nedeniyle partide ciddi sıkıntı var. Geçen yıl 37. kurultayın ardından da aynı sorun gündeme gelmiş ve eski genel başkanlar ya da ağır abiler Murat Karayalçın, Altan Öymen, Hikmet Çetin’in devreye girmesiyle partinin birlik, bütünlüğünü zedeleyecek olası bir kopma durumu önlenmişti, daha doğrusu askıya alınmıştı. Çünkü o günlerde İnce krizinde arabuluculuk yapan Murat Karayalçın’a “CHP’de ne oluyor?” diye sorduğumda (22 Ağustos 2020 tarihli yazımız), “Masa devrilmedi ama titredi” demişti. Bugün gelinen durum ise ortada, 3 milletvekili istifa etti, İnce de istifa edeceğini açıkladı. Yani masa tam anlamıyla devrilme noktasında ama CHP’li abilerin yine devreye girme olasılığı ya da beklentisi konuşuluyor. O nedenle de dün bir kez daha Murat Karayalçın’a “CHP’de ne oluyor?” diye sordum. Öncelikle yanıtı şuydu:

“Ben gidenin gitmesinden de memnun değilim, kalanın gidenlere uygun şekilde ikna edecek ‘Gitmeyin’ mesajını vermemiş olmasından da memnun değilim. Tabii gidenlerin bazı taleplerinin olabilirliği yok. ‘İstanbul İl Başkanı görevden alınsın’, böyle bir şey olamaz. Yani seçimle gelmiş birisinin görevden alınmasının talep edilmesi siyasi olarak kabul edilebilir bir şey olamaz. 10 Aralık Hareketi’nin mensuplarının tasfiyesi anlamına gelecek talepler kabul edilemez. Evet, 10 Aralık ayrı bir siyasi hareketlilik olarak ortaya çıktı ama tüm mensuplarıyla CHP’nin içinde olan bir siyasi topluluktu. Zaten arkadaşlar da bunun devam etmediğini söylüyorlar. Şimdi ne olacak? O harekete katılmış olanlar CHP’de şu ya da bu kademede yöneticilik yapıyorlarsa onların bir anlamda tasfiyesini istemek kabul edilebilir bir şey değil.”

CHP ve CHP’linin kimliği

Daha önceki konuşmamızda da anlattığı, CHP’nin ve CHP’lilerin kimliği konusuna bir kez daha vurgu yapan Karayalçın’ın devamında söyledikleri şöyleydi:

“2008’de kabul edilmiş olan CHP programının, kırmızı kitabın 23-24’üncü sayfalarında CHP’nin ve CHP’lilerin kimliği çok açık olarak tanımlanmaktadır. Bir üçgen düşünün, bir köşesinde Atatürk ilke ve devrimleri yer alıyor, kurucu değerlerimiz. İkinci köşesinde sosyal demokrasinin evrensel kuralları, üçüncü köşesinde de Anadolu’nun ve Trakya’nın tarihi, felsefi değerleri yer alıyor. CHP’liler bu üçgen içinde olan insanlardır. Bazıları üçgenin bir köşesine daha yakın olabilirler, hiçbir sakıncası yok. Kimse de sen niye o köşeye daha yakınsın diye sorgu sual edemez. Önemli olan, üçgenin içinde olmaktır.”

‘Umarım döndürülürler’

Sıkıntıların bu bağlamdaki eleştiriler ve ittifaklarda ‘dostlarımız’ kimler olacak tartışmasından kaynaklandığını belirten Karayalçın’ın buna dönük anlattıkları da şunlardı:

“Ben hem ayrılmanın içinde yer aldım, hem de bütünleşmenin, birleşmenin içinde yer almış bir siyasetçiyim. Bu dönem öncekilerden farklı bir dönem. Bu dönemde bölünmemeliyiz, gidene git dememeliyiz. Gidenin kalması için elimizden gelen önlemleri almalıyız, bütünlüğü sağlamalıyız. Çünkü geleceğimiz, ne zaman yapılacaksa, bundan sonraki Cumhurbaşkanlığı seçimine bağlı. O yüzden de Millet kanadının öncü partisi olarak herkesin gözü bizim üzerimizde. Başka partilerde bölünmeler olur, birleşmeler olur ama biz yalnızca bütünlüğün partisi olmalıyız. O yüzden de arkadaşlarımın istifalarından üzüntü duyuyorum. Umarım dönerler. Umarım döndürülürler. Umarım yeni istifalar yaşamayız. Bu gidenin gitmeyi düşünen arkadaşlarımızın taleplerinin olabilirliği kadar, kalan arkadaşlarımızın da bu taleplere ve gidenlere nasıl baktıklarına bağlı. Yapılabilecek olan her şey yapılmalıdır. Hiç olmazsa vicdanen herkes müsterih olmalıdır. Yani önlemek için her şeyi yaptım demeliyiz, diyebilmeliyiz, hepimiz diyebilmeliyiz. Ama buna rağmen istifalar olursa, hiç olmazsa kendi vicdanımıza kendi kendimizi aklamış oluruz. Partililer de ‘Ne yapalım, buraya kadarmış, inşallah yine bir araya geliriz’ ifadesini kullanırlar.”

‘CHP’DE Atatürkçü olmayan yok’

Size bu konuda abilik yapın önerisi geldi mi?

“Hayır, böyle bir şey yok. Arkadaşlarımız istifa ettiler zaten. Ancak bir şekilde arkadaşlarımızın geri dönmelerini sağlayacak bir gelişim söz konusu olursa, bundan çok büyük bir memnuniyet duyarım ve bunun gereğini yaparım. Partinin bütünlüğüne katkıda bulunacak her türlü görevi memnuniyetle seve seve yaparım, yerine getiririm. Eminim öteki genel başkanlarımız da aynı şeyi düşünüyorlardır. Ama tabii giden arkadaşlarımızın da taleplerinin kabul edilebilirliğine bakmaları gerekiyor. 10 Aralık Hareketi için, İstanbul İl Başkanlığı için eleştirirsiniz ama bu sizi istifa noktasına taşımamalı, karalama noktasına da taşımamalı. CHP’deki insanlar birbirlerinin Atatürkçülüğünü, devrim ve ilkelerine bağlılığını ya da sol düşünceye olan bağlılıklarını sorgulayamazlar. Olsa olsa gereğini yeterince yerine getirmedi tartışmasını yapabilirler. CHP’de Atatürkçü olmayan birisi olmaz, yoktur. Daha önce de söylemiştim: CHP’li olmak Atatürkçülüğün başka bir ismidir.”

‘Dostlarımızla olmalıyız’

Muharrem İnce ısrarla ‘Genel Başkan davet etsin, gider konuşurum’ diyor ama çağırılmadı?

“Onu bilemem. Belki daha önce yaşanmış olayları da herkesin dikkate alması, hatırlaması gerekebilir, gerekmektedir. Onu söyleyeyim ama o konuda bir yorum yapmam. Tabii herkesin bir yoğurt yeme yöntemi var, ona da müdahale edemeyiz.”

Çok düşük oy potansiyeli olan ‘dostlarla’ görüşülüyor, gidenlere göz yumuluyor eleştirileri de var?

“Ben Sayın Genel Başkan’ın bu istifalardan memnun olduğunu, giden gitsin diye düşündüğünü sanmıyorum. Fakat bu konuda değil ama daha geneli kapsayan bir biçimde şunu da söyleyeyim: Dostlar arasında ayırım yapılmamalıdır. Dostlarımızın tümü, aldıkları oya bakmaksızın söylüyorum, eş değerdedir ve biz tüm dostlarımızla birlikte olmalıyız. Bu seçimde dostlarımızın bir kısmıyla birlikte olursak, eksik yapmış, yanlış yapmış oluruz. Sonuç almayız. Ya dostlarımızın tümüyle birlikte olmalıyız ya da tek başımıza olmalıyız.”

‘Bir partilimiz bile önemli’

İstifaların arkası gelirse?

“Sanmıyorum. Umarım gelmez. Ama tabi ben miktara bakmıyorum, bir kişi, bir partilimiz bile önemli, bir bütün olarak Cumhuriyetin ikinci yüzyılını kurmak için çalışmalıyız. Hepimizin beklentileri var, hepimiz siyasette belli düzeylere gelmeyi ve daha ileri düzeyde hizmet vermeyi düşünürüz, düşleriz ama sonuç itibarıyla siyaset pratiği hepimize nerede olursak olalım birlikte olmayı gerektiriyor. Biz sol, sosyal demokrat bir partinin üyeleriyiz. Biz kardeşiz, yoldaşız, dayanışma içinde olmak zorundayız. Bir beklentiniz karşılanmamış olabilir ama daha büyük bir hedefimiz var, ona göre davranmalıyız.”

‘Kucaklamaya hazır olmalıyız’

Gidenlerin dönme olasılığı var mı?

“Umarım, ben böyle parça bölük sanki öyle mesajlar alıyormuşum gibi. Tabii hepsini, gitmiş olan herkesi kucaklamaya hazır olmalıyız. Hem yeni gidişlere izin, fırsat vermemeliyiz hem de gitmiş olanların dönmeleri söz konusu olacaksa en ufak bir işaret olacaksa onları da kucaklamaya hazır olmalıyız. Ben Sayın Çelebi’nin mesajlarında bu bağlamda güzel işaretler gördüm gibi. O arkadaşlarımızla zaten çok yakın bir çalışma içinde olmamıştık, arkadaşlarımızla konuşmuş da değilim. Televizyonda izlediğim ve gazetede okuduğum açıklamalarından çıkarttıklarımı söylüyorum. Yani öyle bir hava sezinler gibi oldum. Ama arkadaşlarımızın da değerlendirme yapmalarını, vicdani değerlendirmede bulunmalarını biraz da konuya benim dediğim perspektiften bakmalarını dostça diliyorum, içtenlikle diliyorum. Umarım öyle olur...”