Koronavirüs ve CHP kurultayı

Koronavirüs salgını nedeniyle CHP’nin kurultayı erteleme kararı aldığı gün genel başkan aday adayı Prof. Dr. Aytuğ Atıcı aradı. Sohbetimizin konusu “CHP kurultayı il kongrelerinde bitti” başlıklı yazımız (12 Mart) üzerineydi. Bu vesileyle de öncelikle kendisine bir tıp doktoru ve akademisyen olarak koronavirüs salgınıyla ilgili düşüncesini sordum. Yanıtı şuydu:

“Hiçbir canlıyı yok etmek mümkün değil. Bizden önce bakteriler vardı, bizden önce virüsler vardı, onlar da bu dünyada yaşıyorlardı ama biz onların genetiğiyle oynayarak, onları sürekli öldürmeye çalışarak, antibiyotikler, antiviraller oluşturarak yok etmeye çalıştıkça, onlar da direnç mekanizmaları geliştirdiler yaşayabilmek için. Nasıl ki biz hayatta kalabilmek için direnç mekanizmaları geliştiriyoruz; kutupta yaşayanın iç yağı biraz daha fazla oluyor, sahilde yaşayan biraz daha güneşe dayanıklı oluyor, falan... Mikroplar da direnç geliştiriyorlar, hayvanlar da hakeza. Dolayısıyla, doğada uyumlu bir yaşam olursa aslında bu tür salgınların çok olacağını düşünmüyorum.”

Konu CHP kurultayı ve genel başkanlık adaylığına geldiğinde de Atıcı, söze demokrasiye olan inancı, bağlılığıyla başladı ve bu anlamda hem parti içinde hem de ülke geneline dönük çalışmalarını, hazırlıklarını uzun uzun anlattı. Bu bağlamda da Reform Hareketi Manifestosu’nun açıkça bir meydan okuma olduğunu söyledi. Ardından da aday adaylığıyla ilgili olarak, “Bunu bir demokrasicilik oyunu olarak görmek bana karşı yapılan haksızlık çünkü” diyerek devam etti:

“Bırakın demokrasicilik oynamayı, Aytuğ Atıcı sadece genel başkan koltuğuna oturmak için de yola çıkmış değil. Manifestosuna mahalle odaklı öbek örgütlenmesi modeliyle partinin oylarını nasıl artıracağını ve ülkeyi nasıl yöneteceğini de yazmış yani demokrasicilik artık çok hafif ve ayıp olur. Elbette ki bunu takdir edenler var, ‘Ya arkadaş, tam da ittifak döneminde iyiye gidiyoruz, iktidara yaklaşıyoruz, niye böyle yapıyorsun?’ diyen de var. Tabii ittifakın bitebilme ihtimalini görenler aslında benim ne kadar haklı olduğumu anlıyorlar. Yarın İYİ Parti, SP, Davutoğlu, Babacan çok kolay bir araya gelip, yüzde 20’nin üzerindeki bir oyla ittifak kurabilirler, bizim de o civarda bir oyumuz var ve eşit koşullarda olacağız. Yani bir cazibe merkezi olmaktan yavaş yavaş çıkıyoruz. Biz yüzde 30’un üzerinde bir parti haline gelirsek, o zaman cazibe merkezi oluruz. Ben bunu yapmaya çalışıyorum ama tabii sadece delege hesabı yapanlar, ‘Adam genel başkana ağzını açıp bir tek eleştiri bile yapmıyor’ diyenler bu ruhtan çok uzak insanlar. Tabii ki yapmayacağım. Genel başkanın eleştirilecek yanı olmadığından değil; benim derdim genel başkan değil, sistem...”

O sisteme göre adaylık için yeter sayıda delege imzaları şart, yeşil ışık nasıl yanacak?

“70 imza lazım. Şöyle düşünüyorum; olayın iki boyutu var: Demokrasi ve liyakat. Demokrasi boyutunda delegelerimiz kendilerine ‘Bizim kurultayımız tek adaylı olursa mı daha demokratiktir, çok adaylı olursam?’ diye soracaklardır. Liyakat boyutunda da ‘Aytuğ Atıcı genel başkanlık koltuğuna yakışır mı, yakışmaz mı?’ sorusu. Yakışmaz diyorlarsa zaten yapacak bir şey yok. Yani imza vermek demokratik bir görev. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde sırf demokratik bir yarışa girsinler diye Temel Karamollaoğlu’na, Doğu Perinçek’e, Meral Akşener’e imza veren partililerimiz Aytuğ Atıcı bu yarışa girmesin demeyeceklerdir. Bunu düşünmek dahi istemiyorum.”

Diyelim ki yeterli imza toplandı, aday oldunuz?

“Bu aşamadan sonra liyakat gelir. Şunu düşünecekler? Partimi en iyi kim yönetir? Kemal Kılıçdaroğlu mu, Aytuğ Atıcı mı? Bana imza verdi diye oy vermek zorunda değil ki bu insanlar? ‘10 yıldır genel başkanımız bizi yönetiyor, ben çok memnunum, iktidar olmasak bile ben buna razıyım’ diyorsa gidecek genel başkana oy verecek. Ya da diyecek ki ‘10 yıldır yaptıklarınıza teşekkür ederiz, artık bir başka arkadaşa bunu devrederseniz daha iyi olur. Bayrağımızı Aytuğ Atıcı’nın teslim almasını ve yükseltmesini istiyoruz’ diyenler de bana oy verecekler. Gerçi genel başkan daha aday olduğunu açıklamadı ama biz onu doğal aday olarak görüyoruz. Yani oy vermede tamamen liyakat. Birinci sıraya ülke, ikinci sıraya partiyi koyarak düşünmeliler. Çünkü ben sadece genel başkan olmak için yola çıkmadım.”

Peki ya kurultayın ertelenmesi? Bu yeni bir durum yaratır mı? Atıcı’nın bu soruya verdiği yanıt da şöyleydi:

“Erteleme kararına kadar son 10 günde 21 il gezdim, 5 bin kilometre yol yaptım. Yeni il gezilerini ise virüs salgını nedeniyle askıya aldım. Yüz yüze görüşmeyi bıraktım, elektronik ortamda çalışmalarımı sürdüreceğim. Delegelerin vereceği notu görmem lazım. Sürekli telefonla görüşüyorum, fikirlerimi anlatıyorum. Epeyce de arkadaşımız imza vereceğini söyledi. Tahminimden daha iyi olduğunu söyleyebilirim...”

DİĞER YENİ YAZILAR